Paylaş:
23 İzlenme
Ders Tarihi: 14 Ağustos 2025
4. Küllî Kâide
Şek ile yakîn zâil olmaz.
(اليقين لا يزول بالشك)
Anlamı: Kesin olarak bilinen bir durum, sırf şüpheyle ortadan kalkmaz. Şüphe, kesinliği bozmaz; kesinliği bozmak için yeni ve kesin bir delil gerekir.
Vehim nedir, şek nedir, zan nedir, İlim veya yakîn nedir
5. Külli Kaide
(الأصل بقاء ما كان على ما كان)
Bir şeyin bulunduğu hâl üzere kalması asıldır.
Bir şeyin mevcut ve sabit olan durumu, aksi kesin olarak ispat edilmedikçe devam ediyor kabul edilir.
Enzübillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil alemin Es salatu ves selamu ala resulina muhammeden ve ala alihi ve sahbihi ve ecma'in ve bihi nesta'in Allahümme alimna ma yenfa'na ve enfa'na bima'l lemtena enneke entel alimul hakim
ve erinel hakka hakkan ve erzukna ittiba'a ve erinel batile batilan ve erzukna ictinaba ve cealna mimen yestemiunel kavle feyettibiune ahsene Amin Sallu ala resulina muhammed
Sallu ala tabibi gulubina muhammed Sallu ala şefi'i dhunubina muhammed Allahümme salli ve ala alihi ve sahbihi ve ecma'in Mecelle-i Ahkame Adliye'nin Kavaid-i Külliye başlığından devam ediyoruz inşaAllah Bugün de dördüncü ve beşinci maddeleri müteala etmeye gayret edeceğiz
İlk iki madde yani tanımdan sonraki ikinci ve üçüncü maddeler niyetle ilgiliydi İlk okuduğumuz madde bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir Bir sonraki madde de ukutta itibar makasıt ve mâniyedir elfaz ve mebaniye değildir Yani hukuki işlemlerde insanların ağızlarından çıkan sözlerin salt lafız olarak kendinde taşıdıkları anlamlara her zaman bakmıyoruz
Kimi zaman insanların niyetleri bazen lafızlarında önüne geçecek şekilde özellikle akitlerde niyetlerine itibar etmek gerekebiliyor Okuduğumuz önceki maddeler bununla alakalıydı Bunlar tabi niyetle ilgili bu maddeler fıkhın hemen her babında hukukun birçok başlığında hemen bütün meselelerde
ibadetlerden muamelata etkisini gösteren çok geniş kapsamlı kaideler Bugün okuyacağımız kaideler de aynı şekilde sadece özel bir konuya mahsus olmayan ne sadece ibadetlerle ne sadece muamelatla ilgisi olan yani genel olarak bütün hukuk konularına bütün fıkıh puhaplarıyla bir şekilde alakalı olan maddeler Birincisi bugün okuyacağımız kaidelerden birincisi
Şek ile yakin, zahil olmaz Evet şek, şüphe demek yakinde kesin kanaat kesin bilgi anlamına geliyor el yakinü la yezülü bişek Arapçası da böyledir el yakinü la yezülü bişek ki şek ile yakin zahil olmaz Yani bir hususta şüphe ettiğimizde bu şüphe bizim kesin olarak bildiğimiz
Zıttı bu durumun zıttı olan kesin olarak bildiğimiz Halin durumun gelişmenin naksını yani iptalini ortadan kalktığını gerektirmesi Şimdi insanın eşyayla olan münasebet yani bilgi edinme açısından münasebetinin dereceleri var Yani bizim bir şey hakkında bir şey oldu mu olmadı mı bir durum yaşandı mı yaşanmadı mı gerçekleşti mi gerçekleşmedi mi
Bu gibi gelişmelerle alakalı sahip olduğumuz düşünceden şüpheden bilgiye doğru bir süreç söz konusu oluyor Eğer sıfırdan yani hiç yoktan %50'ye kadar bir hususta bir kanaatimiz var Ama bu kanaat böyle bilgi diyebileceğimiz bir seviyede değil Hatta şüphe dahi diyebileceğimiz bir seviye değil Yani sıfır ile yarısı sıfır ile %50 arasında bir çok zayıf bir kanaatimiz olursa buna vehim deniyor
Vehim Türkçede de kullandığımız bir kelime Vehim aslında evham çoğuluda evham ya asılsız düşünceler demek Yani bir şey oldu mu olmadı mı işte rüzgar esti mi esmedi mi kapı kapandı mı kapanmadı Yani insan bazen böyle kendi içinden de bu tür düşünceleri üretebilir İşte bu fıkhi hükümlere de hani etkisi olacak şekilde bir insan işte abdesti bozuldu mu bozulmadı mı
İşte uyudu mu uyumadı mı gibi yani %50'ye dahi varmayan Bir hadisenin bir olayın gelişmenin yaşanıp yaşanmadığına dair %50'ye dahi varmayan en zayıf kanaate En zayıf işte sanıya vehim deniyor %50'ye ulaşırsa buna artık şek diyoruz %50'den itibaren tam şüphe yani tam ortadayız
Yani olduğuna da kanaat edemiyoruz olmadığına da kanaat edemiyoruz Buna şek deniyor %50'den itibaren artık yani olumlu tarafa geçtik Bir bilgi bir hadiseyle bir olayla ilgili kanaatimiz artık güçlenmeye başladı Bunun da işte en alt düzeyi %50'yi geçtiğimiz an
%50'den %100'e kadar böyle adım adım adım onun işte dereceleri var Bu aradaki %50 ile %100 arasındaki döneme de yani %51'den diyelim İşte %100'e kadar olan %99'a kadar hatta işte onun sonuna kadarki evreye de Zan deniyor Tabi zan Türkçe'de biraz zayıf bir kelime
Orkun abi hoşgeldin Arkada Şekden yukarıda Zan diyoruz buna Zan tabi Türkçe'de biraz daha zayıf bir anlama sahip ama
Bu vehim ve şekke göre daha yukarıda Aslında burada yakinen de hemen altında olduğu için pek çok açıdan da yakin gibi değerlendiriliyor Yani bir hususta eğer biz bir zanla erişirsek Tabi bu zan da eğer böyle hani Giderek güçlenerek yakine doğru ilerleyen bir zansa
Ona ne diyoruz zanlı galip değil mi?
Yani kesin bilgiye yakın olan zan İşte artık bu da yakin gibi değerlendiriliyor Ve bunun en üst zirvesi de yani bir şeyden kesin olarak emin olduğumuz Bir husustaki kesin kanaat etmemizi sağlayan bilgiye de
İşte ilim veya yakin deniyor Şimdi bir olay olmuş olsun ne olsun mesela abdest aldık değil mi?
Abdest aldığımızı biliyoruz Ne diyoruz buna kesin eminiz Bu yakin düzeyindeki bilgi
Veya bizim dışımızdaki bir takım gelişmeler Yani her zaman yakin elde etmek mümkün değil Ama zanlı galip değil mi?
Zanlı galip olduğuna dair veya olmadığına dair Zanlı galibe sahibiz
İşte bu zanlı galip kısmı ve yakin O kesin olarak bildiğimiz kısma İtibar etmemiz gerekiyor Bir takım vehimler ortaya çıktı diye Bir takım işte şüpheler
Dediğimiz şüpheler ortaya çıktı diye Zanlı galiple veyahut da yakin düzeyinde Yani kesin bilgi düzeyinde Sahip olduğumuz inancı, kanaati, bilgiyi İhmal etmememiz gerekir
Bu hem ibadetlerle alakalı hem de muamelat hükümleriyle alakalı Mesela abdest taharetten bir iki örnek verelim Mesela bir insan söylediğimiz gibi abdest alıyor Sonra namaz kılıyor Daha sonra defi hacet için lavaboya gidiyor
Mesela çamaşırında bileke görüyor Şimdi bunun ne zaman olduğundan emin değil Namaz kıldıktan sonra mı acaba oldu Yoksa öncesinde de olmuş muydu Burada bir ne var?
Bu bir vehim veya şek Onunla ilgili çünkü sizde bir hatıra yok Zihninizde ne zaman olduğuna dair Abdestinizin eğer kaçtıysa ne zaman kaçtığına dair Bir zan sahibi olmanıza dahi yarayacak bir veri elinizde yok
Böyle bir şey hatırlamıyorsunuz Dolayısıyla burada yapmanız gereken Şek ile yakin zahil olmaz İşte kaidesi burada bizim işimize yarayacak Biz neden eminiz?
Abdest aldığımızdan eminiz Ama neden emin değiliz?
Abdestimizin ne zaman bozulduğundan Namaz kılmazdan evvel mi Yoksa kıldıktan sonra mı bu hal
Tarih oldu bundan emin değiliz İşte bu gibi durumlarda yakine itibar edeceğiz Tabi vesveseye de kapı aralamamak adına Ama ihtiyatlı olmak istiyorsak Yani tam emin değiliz
Tam emin değiliz Yine de ihtiyaten Bu da çok iyi bir şey değil Yani insanı giderek vesveseye götürür Ama ihtiyaten böylesi durumlarda
Tekrar namaz abdest alır Tabi bunda da bir mahzur yok Ama kararlı olmak adına Böylesi durumlarda Şekke itibar etmemek adına
Yakinden yana davranmak gerekiyor Bir diğer örnek Eskiden malum insanlar Kuyulardan su çekerek Hem gündelik ihtiyaçlarını
Hem de abdest gusül İçin ihtiyaç duydukları Suları kuyulardan çekerek Temin ediyorlar Kuyularında tabi oldukları
Bir takım hükümler var Mesela bir kuyu suyu Tam bir Akarsu hüviyetinde olmadığı için Akıp gitmediği için
Bir açıdan durgun su Ama bir açıdan da alttan sürekli kaynadığı için Bir açıdan da akarsuya Benziyor yani ikisinin arasında Yani suyu her zaman sabit duran değil
Alttan kaynıyor yenileniyor O açıdan biraz akarsulara Benziyor ama Bir nehir gibi dere gibi de akıp gitmediği için Durgun suyu da andırıyor
Şimdi malumunuz Bir necis bir madde Bir suya eğer bulaşırsa Biz o sudan abdest alamayız O sudan taharet denemeyiz gusül alamayız
Eğer su akarsuysa Tabi pisliği taşıyıp götürdüyse Necasetin görülmediği yerlerden Kullanarak Abdest alınabilir gusül alınabilir
Ama durgun sularda belli bir hacmin altındaki Küçük havuz dediğimiz Durgun sularda eğer bir yerine Necaset bulaştıysa Ondan abdest alınmaz
Ondan uzak durmak gerekir Kuyu suyları bir açıdan durgun suya bir açıdan akarsuya Benzer dedik ya Şimdi kuyunun içine bir necis madde Düşmüş olsun
Mesela bir hayvan düşmüş olsun İki ihtimal var Ya hayvan içinde Canlı bir şekilde duruyor İkinci ihtimal
Ölmüş Öldüyse de yine iki ihtimal var Ya henüz parçalanmamış Yani şişi patlamamış dağılmamış Veyahut da
İçine su almış parçalanmış dağılmış Suyun içinde tefessü etmiş Şimdi burada ne yapacağız Burada işte Bizim bir yakinimiz var
Biz buradan zaten günlerdir haftalardır Yıllardır bu suyu kullanıyorduk Burada bir yakinimiz vardı Ama işte hayvanı gördükten içinde İşte ölmüş bir hayvan olsun
Gördükten sonra bir şek Burada arız oldu Bu acaba bu hayvan buraya Ne zaman düştü Ne zamandan itibaren acaba
Benim aldığım abdeste halel geldi Aldığım gusle halel geldi Böyle bir şek durumuyla şüphe durumuyla karşı karşıyayız İşte burada yine aynı kaideyi Uygulayacağız değil mi
Şek ile yakin zahil olmaz Yani ne zaman düştüğüne dair kesin bir bilgi Elde edebiliyorsak Ne ala Eğer şimdi günümüze kamera kayıtları falan
Bunlara müracaat ederek Tespit edebilirsiniz ne ala Ama böyle bir bilgi edinme imkanı yoksa Salt şekten hareketle Şüpheden hareketle o suyla ilgili
Artık bu su kullanılmaz Veya geriye dönük olarak İşte günlerdir haftalardır aldığım abdest gusül Gibi bir vesveseye İnsanın düşmemesi gerekiyor
Burada fukaha İnsanlardaki bu işte vesvese durumunu Şüphe durumunu da farkında oldukları için Şöyle bir ölçüt belirlemişler İmam azam hazretleri
Hayvan ölmüş ama henüz dağılmamış Tefessü etmemiş patlamamış Olduğu gibi duruyor O zaman bir günlük namaz kaza edilecek Değil mi yani ihtiyaten
Bir günlük 24 saat son kılmadığımız Son kıldığımız oradan Kullandığımız suyla abdest alıp kıldığımız Bir günlük namazı kaza edeceğiz Ama hayvan tefessü edip dağıldıysa
İçinde parçalandıysa kanı irinişte Neyse aktıysa yani suyu kirlettiyse de Bu durumda 3 günlük namazı İhtiyaten kaza edeceğiz
Ama onun dışında Belki 1 haftadır oradaydı değil mi 10 gündür oradaydı Belki işte 1 aydır oradaydı bunu bilemeyiz Burası artık şek İfade ediyor
Şek ile yakın zahil olmaz Burada bizi kurtarıyor Muamelattan da Bir örnek verelim Bir kimsenin başka bir kimseye
Borcu var Alacaklılık ve borçluluk ilişkisi var Şimdi insan Birinden alacağını İsterse tahsil eder
Tahsilini bekler Vadeli bir alacaksa İsterse de gönlünden koptuysa Durum bazen onu gerektirdiyse İbra eder
İbra'nın da 2 türü var İbra'yı ıskat Veya İbra'yı istifa deniyor Yani ıskat Hakkın düşürülmesi demek
Benim senden artık bir hakkım yok Senin durumunun farkındayım Alacağımı affettim Var git İşine diyerek
Eğer alacağını ıskat ederse Buna ıskat ibrası yani İbra'yı ıskat deniyor Veyahut da Ben tamam tahsil ettim diyor Karşı taraf böyle bir iddiada bulunuyorsa
Tamam diyor ben tahsil ettim Alacağını bana verdin Borcunu bana artık verdin Daha senden herhangi bir talepte bulunmayacağım diyor İşte bu ifade
Artık sözlü ifade Yakin ifade ediyor Hem kişinin kendisi açısından hem de Karşı taraf açısından Bu artık bir yakin yani kesin bilgi
İfade ettiği için Bundan sonra ya acaba Hani bu borç düştü müydü düşmedi miydi Adama hala borcum var mı yok mu Gibi
Yani salt dayanaksız Şüpheden ileri gelen Durumlara itibar Edilmez Evet şekle yakın
Zahil olmaz Bu demek Bir sonraki kaide birbiriyle çok yakından alakalı Ve devam eden kaidelerde İnşallah önümüzdeki derslerde
Nasip olursa okuyacağımız Devamındaki kaidelerde yaklaşık bir 6-7 Kaide mecellede yine bu konularla Alakalı yani insanın Değil mi yaşadığı
Hayatta işte başına gelen şeylerle Nasıl bir ilişki Tesis edeceği varlıktaki Gelişmeler kendisinin Mükellefiyetlerini etkileyecek olan
Hadisatla nasıl bir Bağ kuracağı ile Alakalı şimdi bu 5.
Kaideye intikal edelim Yine az önce
Okuduğumuz kaideyle dediğim gibi çok yakından Alakalı bir kaide manaları da yakın Şöyle diyor Bir şeyin bulunduğu hal Üzere kalması
Asıldır Bu da çok akılda kalıcı bir cümle değil mi?
Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması Asıldır Bunun Arapçası
İbkâu mâkân alâ mâkân Bir şey nasıl olduysa Nasıl bir hal üzere Bulunduysa O halini sürdürmek
Kalmasına Hükmedilmesi gerekir Buna fıkıh suyunda ıstısap Delili diyorlar ıstısap ıstısap ne demek?
Birliktelik Yarenlik dostluk Anlamına falan da geliyor Sahabe peygamber efendimizin Yakınında olan beraberinde olan
Kimseler anlamında ıstısap Yani bir halin Devamlılığına hükmetmek Yani musahabetine Halden hale
Andan ana Saatten saate Günden güne birbirine İntikal ederek birbirine böyle Dönüşerek devam ediyor
Halin devamı Şimdi iki Halin devamına iki şekilde Hükmedilebilir birincisi Geçmişte olan
Bir hali esas alıp Bu halin hala hazırda da Şu anda da devam ettiğine Hükmetmek Bu işte ıstısap dediğimizde
İlk akla gelen Yani geçmişteki bir durumun Hali hazırda da sürekliliğini Bekasını devam ettirdiğine hükmetmek Bir de bunun tam aksi
Bir durum var O da yani hali esas alıp Şu anda içinde bulunduğumuz Hali esas alıp Geriye doğru bunu ilerletmek
Buna da ıstısabı maklup Yani tersinden Deniyor Bunların her ikisi de tabii Müracaat edilecek
Hukuki ilişkilerde Müracaat edilecek Hakemliğine başvurulacak olan Kaydeler Şimdi ıstısabın
Tartışıldığı Yani fıkıh usulünde ele alındığı İki başlık var Yani iki alan var Birincisi ıstısap bir
Kur'an-ı Kerim gibi Hz. Peygamber Efendimizin Sünneti gibi, icma gibi, kıyas gibi Bizim Herhangi bir şer'i hükmü
İsnat edebileceğimiz Bir şer'i delil olarak görebileceğimiz Bir şey midir?
Yani diyoruz da mesela şu farzdır Niye? İşte ayet-i kerimede böyle geçtiği için
Şu sünnettir Niye Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam böyle davrandığı için Diyerek Her bir dini, fıkhi hükmü Yani şer'i hükmü
Mutlaka bir delile dayandırmamız lazım Delilsiz hüküm olmaz İşte kıyastır, icmadır, neyse Aynı bunlar gibi Yani bu dört delil gibi
ıstısabı da bir hükmün Baştan tesisi için Delil olarak İleri sürebilir miyiz?
Birincisi bu
Yani ıstısabın fıkıh usulünde Birinci anlamı bu İkincisi de Biraz daha böyle furu fıkıhla Hukukla yürüyen hukuki ilişkilerle
Alakalı kısmı Yani ıstısab bu insanlar arası Hukuki ilişkilerde, hak alacak Davalarında da olacak şekilde Bir hakimin
Bir kadının Atıfta bulunabileceği Bir hükmü temellendirme Adına atıfta bulunabileceği Delil olarak ileri sürebileceği
Bir şey midir? İkinci kısmı da bu Şimdi bizim Hanefi mezhebinde Birinci anlamda ıstısaba Çok itibar edilmiyor Yani ıstısab herhangi bir
Dini şer'i hükmün İlkten yani böyle Hiç yokken böyle Baştan tesis edilmesi için Kullanılmaya çok elverişli bir
Delil değil. Yani Hanefil imamlarımız Kitap, sünnet, icma Kıyas, sahabi kavli İstihsan gibi delillere Daha çok münacat ediyorlar
Istısaba böyle yekten Başvurma taraftarı değiller Ama diğer mezheplerde Şafilikte, hanbelilikte özellikle ıstısab deliline daha çok
Münacat edildiğini görüyoruz İkinci anlamdaki ıstısaba gelecek olursak yani daha çok Hukuki ilişkilerde hak alacak Davalarında gündeme
Gelen ıstısab Burada da yine bizim Hanefi imamlarımız diyorlar ki ıstısab Bir açıdan hüccettir
Ama bir açıdan hüccet değildir Yani defi de hüccettir İspat da hüccet değildir Eski ifadesiyle Defi ve ispat
Ne demek?
Sizin hakkınızda Birileri bir takım İddialarda bulunuyor Ne olabilir?
Sizin öldüğünüzü iddia edebilirler Sizin borcunuz olduğunu İddia edebilirler Size bir şey satıp geri alamadıklarını İddia edebilirler
Sizin bu iddiayı Eğer ikrar etmiyorsanız İddiayı kabul etmiyorsanız Yani reddediyorsanız Burada bir
karşıt delil sunmanız lazım. Nedir o karşıt delil?
Konuştuğumuz bu ıstısap delili.
İzah edeceğim biraz sonra.
Yani defi de hüccettir demek ki bir insanın ister kendisi hakkında ister yine kendisine
taalluk eden bir başkası hakkında ileri sürülen bir iddianın geçersizliğini göstermek adına yani def, iddianın defi iddianın reddi sadedinde ileri sürebileceği bir delil.
Ama henüz sabit olmamış bir hakkın ispatı için yani hakkın iddiası esnasında hakkın sübütünün iddiası esnasında ileri sürülebilecek bir
delil değil. Yani ıstısap delili ıstısap ilkesi ispatta hüccet değildir ama defi de hüccettir.
Şimdi bunun çok yaygın bir konu üzerinden örneklendirelim.
Günümüzde de tabi karşılaşılıyor ama eski devirlerde daha çok oluyor imiş. Şimdi bir insan kayboluyor.
Kendisinden haber alamıyoruz.
Eğer bir yerlere gitmiş
böyle belli süreler kendisinden bir takım işte mektup gönderiyor, yazı gönderiyor, birileriyle haber salıyor falan. Böyle hani 6 aylık, 1 yıllık bir mesafeye gitmiş, çok uzun bir yani mesafede bir yere gitmiş tabi eski ulaşım şartlarında.
Yani senede 1-2 defa böyle haber gönderiyor. Belki işte ailesine harçlık gönderiyor falan.
Ama yaşadığını biliyoruz. Bu kimseye gaip deniyor. Şu an hukukta da var ya değil mi gaip.
Yani nerede olduğunu bilmiyoruz ama yaşadığını
biliyoruz. Bu insanlara gaip deniyor.
Bir de tamamen artık kendisinden haber alamaz hale geldiğimiz hani kayıp diyoruz ya Türkçe'de kayıp aslında o biraz
yani gündelik dilde kayıp kişiler var.
Yani yaşıyor mu, yaşamıyor mu, nerede, işte hayatta mı bilmiyoruz. Hiç haber de alamıyoruz. Gören eden kimse de yok. Yani birileri mesela işte İstanbul'a gittim senin işte amcazadeni gördüm
falan gibi böyle bir haber de getirmiyorlar.
Buna da fıkıhta mefkut deniyor. Değil mi?
Yani Türkçe'deki tam kayıp şahıs anlamında mefkut.
Şimdi biz bu mefkut hakkında ne yapacağız?
Mefkut dediğimiz kişi kişiler hukuku açısından baktığımızda birilerinin evladı.
Erkekten erkek olduğunu varsayalım değil mi?
Birisinin oğlu. İşte babası var, annesi var.
Eğer evliyse karısı var.
Birilerinin kocası.
Çoluğu çocuğu varsa birilerinin de babası.
Yani kişiler hukuku açısından düşündüğümüzde şahıs hukuk açısından düşündüğümüzde pek çok talikatı var.
Kimilerinin evladı, kimilerinin ebeveyni,
kimilerinin de eşi, zevci.
Bu kimse hakkında hayatiyetine veya işte ölümüne ne zaman, hangi şekilde, hangi şartlarda hükmedebiliriz? Şimdi gitti bir sene haber alamadık.
İki sene geçti haber alamadık. Üç sene geçti, dört sene, on sene, yirmi sene. Ne zamana kadar bekleyeceğiz? Beklemek zor.
İntizar, eşheddü minenler. Beklemek zor.
Özellikle de kaybolan kimseden size intikal edecek
bir takım haklar varsa, onun beklentisi içerisindeyseniz daha da zor. Ne gibi?
Bu kimse geriye bir takım tereke bırakmış olabilir.
Mirasçıları, onun bir an önce ölüm ilanının verilip terekesindeki haklarına
istifa etmek, yani elde etmek isteyebilirler.
Karısı var idiyse, kadıncağız yalnız başına kalmış. Nereye kadar bekleyecek?
Nereye kadar bu zevciyet, evlilik münasebetleri devam edecek?
Bununla ilgili, kayıdenin işlediği en önemli meselelerden birisi, mefkudun hayatta olup olmadığına ne kadar, nereye kadar hükmedebiliriz?
Şimdi ıstısap ilkesine göre, az önce söylediğimiz, bir şeyin bulunduğu o zaman bir insanın hayatta olduğunu biliyor muyuz? Biz böyle bir şahsının olduğunu biliyor muyuz? Böyle bir şahıs var değil mi? Gerçekten yaşadı yani.
Aramızdaydı, yaşıyor idi. Tamam belli bir süredir haber alamıyoruz ama öldüğünü de bilmiyoruz.
Şimdi hayatta olanın öldüğüne ancak yakin ile hükmedebiliriz. Önceki kaydıyı hatırlayalım.
Şek ile yakin, zahil olmaz.
Yaşadığından yakin üzere emindik, biliyorduk. Kesin olarak böyle bir şahıs var. Ama ölüp ölmediğinden emin değiliz. Öldüğü ile ilgili iddialar desteklenmediyse, delille
ispat edilmediyse en fazla şek, vehim veya şek iras edebilir.
Zannı galip veya yakin düzeyine bizi çıkaramaz.
Bu durumda mefkudun ölümüne hükmetmemizi
sağlayacak bir delil, bir görgüs tanığı, şahit, bir resmi belge, bir kadı tarafından tanzim edilmiş bir hüccet, eskilerin tabiriyle, resmi belgede yok ise ne yapacağız?
İla yevmil kıyame, ahirete kadar bu kimsenin hayatta olduğuna mı hükmedeceğiz?
Birileri onu görmemiş. Öldüğüne dair hiçbir şahitliğimiz yok.
O zaman ıslı sapkayı kıyamete kadar bu adamın yaşaması lazım.
Bu da adete aykırı olduğu için, insan ortalama, insan ömrüyle ilgili adet denilen genel kurallara aykırı olduğu için fukaha bir takım sınırlar belirlemişler. İmam-ı Azam Hazretleri demiş ki,
bir rivayete göre 90 yaşa kadar beklenir. O kişinin 90 yaşı doldurmasına kadar beklenir. O esnada bu kimsenin ölümüne binaen, yani öldüğü iddiası ve ölümü
iddiasına binaen ileri sürülen her türlü talep, her türlü hak iddiası def olunur. Yani redd olunur.
Kaybolan bir kimse, mefkut dediğimiz, hiç haber alamadığımız
bir kimsenin 90 yaşına kadar 90 yaşına kadar hayatta olduğuna ıstızhaben hükmederiz.
90 yaşına kadar geldi veyahut da diyor ki, bir diğer görüş, yine ondan gelen, akranları
ölene kadar. O kimsenin akranı olan onunla birlikte ilkokul okumuş, onunla birlikte Kur'an kursuna gitmiş, işte ne kadar akranı varsa o akranları tamamen hayattan kesilip, akranları öldüğünde de
onun ölümüne hükmedilebilir.
Bu esnada, eğer bir takım malı mülkü varsa hiçbir kimse bunun terekesi üzerinde hiçbir varis adayı
miras iddiasında bulunamaz.
Eşi var ise, boşanma yani kocasının öldüğüne dair bir belge alıp serbest kalma talebinde bulunamaz demiş İmam-ı Azam. Tabii biraz özellikle
bu nikah ilişkisi açısından biraz ağır bir iştahat gibi gözüküyor. Mesela Malik'i ve Hanbeli mezheplerinde onlar biraz daha farklı bir süre tahtidine gitmişler. Mesela İmam Malik diyor ki, eğer savaş şartları
söz konusu ise, olağanüstü şartlar söz konusu ise 4 yıllığa sınırlandırılır. Yani 4 yıl bir kimseden haber alınamazsa artık öldüğüne hükmedilir ama normal şartlarda yani savaşın, depremin zelzelenin olmadığı yani böyle afetlerin yaşanmadığı
bir dönemde o da yine akranları vefat edene kadar beklenir demiş.
İşte bu kimsenin yani bulunduğu hal üzere kalması asıl ya, bu kimse de hayattaydı hayatiyetinin sürdürülmesi asıldır.
Dolayısıyla onun mallar üzerinde ölümüne binaen bir miras talebinde bulunamaz. İşte zevcesi de yine onun eşi olmaya devam eder. Ama ispat da hüccet değil demişti Hanefiler.
Yani ıstısap delili yeni bir hakkın ispatında
hüccet değildir. Yani mefkudun mefkuda miras bırakabilecek bir yakını eğer o esnada vefat ederse mefkut adına da yine miras hakkı doğmaz. Çünkü o esnada onun yaşayıp yaşamadığından da yine emin değiliz.
Bir yakını öldüğünde onun terekesi ihtiyaten ayrılır.
Terekeden ona düşen hak ihtiyatına ayrılır.
Bekletilir belli bir süre. İşte bu 90 yaşına kadar falan bekletilir. O esnada sağ
doğarsa, gelirse, dönerse hakkı kendisine teslim edilir. Ama sağ doğmazsa kaybolduğu andan itibaren öldüğüne hükmedilerek o kendisine ayrılan hak diğer yakınlarına tevdi edilir,
verilir. Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması asıldır. Şekliyle yakın zail olmaz. Kaydelerinin izahı bu şekilde.
Önümüzdeki hafta yine inşallah bu kaydeyle
alakalı ıstısab diliyle alakalı kaydelerden Rabbim nasip ederse inşallah devam etmeye gayret edeceğiz.
Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemin. Allahümme salli ala
seyyidina