Paylaş:
218 İzlenme
Ders Tarihi: 14 Ocak 2023
Sanki bu hâlâ şekil ve dünür dünyanın kalitesi.
Evet.
Üçüncü dersimizde inşâAllah başlıyoruz.
İlk derste kavramlar üzerine konuştuk.
Geçen derste taharet ne demek?
Dini bir kavram olarak, fıkhi, şer'i bir kavram olarak taharet ne anlama geliyor?
Bunun üzerine konuştuk.
Ve taharetin de en temel aracı olan su ile ilgili belli başlı hükümler.
Çok fazla tahsilata girmeden tabi ana hatlarıyla anlatmaya çalıştık.
Sularla ilgili bir tasdif yapmıştık.
İşte mutlak sular ve mukayyet sular değil.
Gelmiyor.
Bunlardan mutlak sular, yani su deyince aklımıza gelen, o işte asti fıtratözlere bağlı olan bunlar değil kast ediyoruz.
Taharette kullanılması caiz olan suda budur.
Mukayyet sularına taharet olmuyor.
Mutlak sular da işte bir takım tasdiflere taharet olmuş.
Hatırlarsanız işte durağan su, akarsu şeklinde.
Durağan sularda, durgun sularda da küçük su, büyük su diye kendi içindeki yerleştik.
Akarsular problemi arz etmiyorlar.
Akarsular küçücük bir saman tanesinde bir küçük bir çöpü dahi taşısa, necaseti de taşıdığı kabul edilerek, maddi bir üzerinde pislik bulunmadığı sürece, akarsunun herhangi bir yerinden taharet almak caiz.
Ondan bir problem yok.
Durgun sularda birazcık sıkıntı olabiliyor.
Durgun sularda hacmine göre küçük su ve büyük su.
Küçük su ve büyük su diye iki yer veriyoruz.
Küçük sularda eğer bir necaset içine düştüyse, o küçük su da neydi?
10 ziraya 10 ziraya ulaşmayan, yani yaklaşık 65 metrekarelik bir hacmine ulaşmayan sulara ve derinliğe geçtiği taş için geçmeyen sulara küçük su diyoruz.
Bunların içerisinde bir necaset karışıklığa suya tesir ederse, tadına, kokusuna, rengine tesir ederse,
bunlardan temizlenmek, taharetlenmek caiz değil.
Küçük sular, işte büyük su hacmine ulaşırsa, 65 metrekarelik bir hacmi geçerse, burada da şuna bakıyoruz.
Necis maddenin düştüğü yeri,
necis maddenin düzelttiği, bölündüğü, kirlettiği yeri kullanmıyoruz.
Başka yerlerden necasetin ulaşmadığı diğer taraflarından kullanılması da sıkıntı yok.
Burada bir de geçen dersten bildiğimiz, şimdi kısaca deneyelim.
Kuyular meselesi var malumunuz.
Bu da önemli bir meselesi.
Şimdi şehir hayatında çok tehlikeli günlerimizde değil ama kuyular her zaman su kaynağı olarak öne mercediyor.
Kuyularda kuralları küçük su.
Onlar da büyük su hükmünde değil, küçük su hükmünde.
O yüzden kuyularda bir hayvan düştüğü gibi bir necaset düştüğünde, onları da tetsizlikle temizlemek lazım.
Şimdi içine düşen necasetin veya hayvanın durumuna göre temizlik yolları da değişiyor.
Yani miktarları da değişiyor.
Eğer çok küçük böyle fare gibi, gelinceki gibi küçük bir hayvan düşerse,
20 ile 30 koa çıkarmak kâfi.
Ama böyle hayvanın içinde ölüp dağılıp patlamamışsa, eğer ölür, dağılıp patlar, hayvan suyun içine tamamen dağılırsa, bu takdirde kuyunun tamamının çıkarılması lazım.
Biraz daha büyük böyle tavuk gibi, güvercin gibi, biraz daha böyle martin gibi,
büyük hayvanlar düşerse 40 ila 50, 40 ila 60 koa çıkarmak gerekiyor.
Hayvanın güçlüsü büyüdüğü için.
Bu hayvanlardan necis maddeler, suya karışma ihtimalleri binaen çıkarmak gerekiyor.
Ama yine bu hayvanlar da içinde düşer, ölüp patlar, dağılır.
Bu takdirde yine suyun tamamını temizlemesi lazım.
Eğer kuyunun içerisine, bunların dışında daha büyük, daha da büyük hacimde hayvanlar düşer ve bunlar da patlarsa, kuyunun tamamını temizlemesi lazım.
Çünkü kuyular da kaynayan su kaynakları olduğu için, kuyunun üstünde suyu çekiyoruz, alttan kaynıyor.
İçine bir necis madde düştü.
Dedik ki 20 koa çıkarılması lazım ama ne yapacağız?
Zaten bu miktarları fakirler istisar edememişler, zaruret edememişler.
Aslında biz oradan her necis maddeye ulaşıyoruz.
Necis kasımında yine bakir diye ulaşıyoruz ama
zarureten belli bir miktar zikretme adına bunları tespit etmişler.
Eğer su sürekli kaynıyorsa, dediğim gibi bitmiyorsa, şimdi burada 100 ila 200 koa gibi bir takdirdir.
Belli bir miktar çıkarılınca su artık hükmen temiz hale geliyor.
Evet, şimdi abdeste geçebiliriz.
Geçen haftaki dersimizde de okumuştuk.
Birbiri ayet-i kerimeyi okuyarak o ayet üzerinde inşallah ilerleyelim.
Bismillah.
Maide suresinin 6. ayeti.
Abdest farziyetini belirten ayet.
Ya eyyühellezine amenün ıza kundum ile salatı.
Fâsilo ucûhe.
Bismillah.
Ya eyyühellezine amenün ıza kundum ile salatı.
Ey iman edenler.
Namaz için farklı hızla.
Evet, Bismillahirrahmanirrahim.
Abdestten artık devam edelim.
Şimdi abdestle ilgili ayet-i kerimeyi okuyalım.
Çünkü bunun üzerine biraz konuşacağız.
Hem ayet-i kerimeyi tekrar hatırlamış oluruz.
Hem de bununla ilgili bu farzlar nereden çıkıyor?
Onunla dair biraz konuşalım.
Şimdi hepimiz ilmel bilgisi biliyoruz.
Abdestin farzlarını herkes biliyor.
Yani burada böyle iptidai düzeyde bir ben size haşa bunları öğretecek değilim.
Ama biraz daha böyle işin usulü.
Hani fakihler, alimlerimiz bunları nereden çıkarmışlar?
Biraz onun da yolunu görmüş oluruz.
O anlamda da inşallah istifadele olur.
Şimdi bu ayet-i kerime de dört tane emir var.
Yani üçü yıkamayla ilgili, biri de Mesih'le ilgili.
Yani Cenab-ı Allah abdestle ilgili dört şeyi talep eder.
Birincisi neydi?
Yüzlerinizi yıkayın.
Şununla tek tek konuşacağız.
Dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın.
Başlarınızı mesh edin.
Top çıkıntı kemikleri, aşık kemiklere kadar da ayaklarınızı yıkayın.
Şimdi buraya kadar biraz izah edelim.
Şimdi burada iki tane emir var dedik.
Üç tanesi yıkama, bir tanesi mesih.
Şimdi bunlar birbirine farklı şeyler.
Yani gasil kelimesi geçiyor.
Türkçe'de değil mi gasilhane diyoruz ya aynı kelime işte.
Yıkamak demek.
Bir de mesh etmek.
Şimdi gasil yıkamak, mesih silmek, sürtmek, mesh etmek.
Gasil demek isaletülmea.
Yani böyle suyu bir şeyin üzerinden böyle akıtmak demek.
Yani ulaştırmak demek.
Yani su böyle gasil diyebilmek için.
Yani su gelecek ve burayı geçip inecek.
Yani bir damla da olsa su damlayacak.
Eğer bu olmazsa buna yıkama denmiyor.
Yani silmek değil yani.
Akacak yani.
Bir damla bile olsa elimizden su akacak.
Bu olmazsa buna gasil diyemiyoruz.
Yıkamak diyemiyoruz.
İsaletülmea deniyor buna.
Yani suyu böyle akıtmak.
Diğeri de mesh etmek.
Mesh etmek de silmek.
Mesela başımızın meshi emrediliyor ya.
Islak bir bezle mesela şey yapsak o da olur.
Yani oraya suyu, nemi, rutubeti yani değdirmek, temas ettirmek de olur.
Ama o işte yıkama değil.
Yıkama bir eylem, mesh etme ayrı bir eylem.
Evet yüzünüzü diyor Cenab-ı Allah.
Evet bu Arapça bilenler varsa yüzlerinizi demek.
Yani emir herkese indiği için Cenab-ı Allah herkesi tek tek muhatap alıyormuş gibi.
Yani ayette öyle bir ifade var.
Yüzlerinizi ey müminler yüzlerinizi yıkayın.
Yani tekil kelime değil çoğul kelime.
Yüzlerinizi yıkayın şeklinde.
Yüz nedir?
Şimdi şöyle birbirimize dik durduğumuzda işte bir insanın da gördüğümüz şeye yüz diyoruz.
Yani baktığımızda ilk suratına gördüğümüz şey.
Nedir bunun sınırları?
İşte yüzün sınırları fıkhi anlamda yani yıkanması gereken bir uzuv anlamda yüzün sınırı nedir?
Saç bitiminden, bunu işte saçlara dökülmüş olanları da takdir etmek abimizle olduğu gibi biraz zor.
Saçınızın olduğu zamanları hatırlayarak öyle söyleyelim.
Saç bitiminden çene altına kadar.
Yani böyle çenenin altına kadar.
Yani karşıdaki işte bir insana baktığımızda çenenin altına kadar görüyoruz.
Dikeylemesine böyle.
Ellemesine de işte şeye kadar, kulak memelerine kadar.
Buraya işte yüz deniyor.
Kulak memelerine kadar görüyoruz ya insanı.
Burası yüz.
Eğer şey yoksa, sakalı yoksa zaten tamamen her tarafını yıkaması gerekiyor.
İşte hafif sakalı var.
Biraz böyle çıkmış.
Bu arası, yani favoriyle kulağın arası yüze dahil mi?
Evet, orası da dahil.
Yani orayı da yıkamak gerekiyor.
Evet, yüzlerinizi yıkayın.
Şimdi eğer yüz matruşsa veya işte henüz sakallı çıkmamış bir çocuk ise,
blue çağına gelmiş ama henüz sakallı çıkmamış birisi ise derisine şey yapacak, suyu ulaştıracak.
Eğer sakal varsa ne olacak?
Sakallılar da işte sık olup olmamaya göre, uzunluğa göre değişiyor.
Eğer saç, böyle sakalı çok büyürse sakalı yüzünden yani dışından yıkaması kâfi.
Ama sakalı seyrekse, yani su deriye ulaşabilecek bir seyreklikte ise,
suyu o zaman deriye ulaştırmak, yani altına ulaştırmak lazım.
Sadece böyle üstten hafifçe temas ettirmek, yıkamak anlamına gelmiyor.
Evet, yüzle ilgili durum bu.
İki, وَاَيْدِيَكُمْ اِلَىٰ الْمَرَافِقِ Ellerinizle dirseklere kadar yıkayın.
Burada ila diye bir harficer var, yani e kadar, Türkçedeki e anlamında.
Dirseklere kadar yıkayın.
İşte dirsek bildiğimiz bu yer.
Burada şunu tartışmış alimler, ayetin tam böyle manasını tespit etmeye çalışırken, yani Cenab-ı Allah dirseklere kadar yıkayın diyor da,
hani dirseklerde dahil mi değil mi?
Bir sınır ifadesi gelmiş, bu sınır bildiren yer buna dahil mi değil mi?
İşte şuraya kadar git diyorsun, oraya geçecek misin, geçmeyecek misin?
İstanbul'a git mesela değil mi? İstanbul'a gir anlamına geliyor mu, gelmiyor mu?
Bunun ikisi de var yani, bütün dillerde olduğu gibi.
Arapçada da e ifadesi, sınır, e harficeri sınırı kapsıyor mu kapsamıyor mu hepsinin örneği var.
Ama burada işte Efendimiz'in, Hz. Peygamber'in tatbikatından hareketle diyoruz ki, rahatlıkla dirseklerde yıkama emrine dahil.
Evet, hatta bir hadis-i şerif var, el-garrul muhaccelin diye geçiyor,
yani Peygamberimiz diyor ki, mahşerde ümmetim abdest azalarından parlayacak, abdest azaları parlayacak, ben onları öyle tanıyacağım, işte böyle şeye kadar yani, omuzlarına kadar böyle yıkayanların azaları parlayacak, diye Efendimiz'in böyle bir müjdesi de var.
O yüzden Ebu Hureyre radiyallahu anh sürekli omuzuna kadar abdest alırken yıkarmış,
ama farz olan dirseklere kadar, dirsekte dahil.
Evet, şimdi üçüncüsü, vem sahubi ruusikum, üçüncüsü de başlarınızı mes'edin.
Burada biraz ifadeyi tahil için söyleyelim, diyet iki emirden farklı olarak burada bir harficer geldi,
bağ harficeri geldi, yani ile, ile diyebiliriz.
Yani bunu tam Türkçe'ye çevirirsek, başlarınız ile mes'edin, tabii Türkçe'de bir anlamı yok ama Arapça'da bunun anlamı şu, yani bir ifadenin başına bu harficer geldiğinde kısmiyet bildiriyor, yani bir kısmı anlamına geliyor, yani başlarınızın bir kısmını mes'edin,
bu anlama geliyor, yoksa tamamını mes'edin anlamında değil.
Bu da bir böyle dille ilgili bir detay, o yüzden burada bir kısmını nasıl tespit edeceğiz diye bir mesele tabii çıkıyor, fakirler arasında, mezhepler arasında.
Malumunuz bizim Hanefi mezhebinde başının mes'i ne kadar farz?
Hepsi mi?
Hatırlıyor musunuz?
Üçte bir mi, dörtte bir mi?
Evet, şimdi burada bu bir kısmı ifadesini nasıl anlayacağız?
İmam Şahafi demiş ki, bu birkaç saç teline dahi değmesi yeterli.
Yani bir insanın böyle başının iki üç saç teline dahi değmesi yeterli.
Hanefiler demişler ki, bizim Hukaha, yani burada belli bir şey yok, belli bir miktar yok, o zaman bizim bu miktarı tespit ederken, yani başının ne kadar mes'i farzdır, bunu tespit ederken bir iştahada gitmemiz lazım.
Bu iştahada da bu gibi diğer konularda nasıl sınırlar getirilmiş?
Yani başka emirlerde ne gibi böyle sınırlamalar getirilmiş?
Mesela bir şeyin ne kadarını yaparsak tamamını yapmış sayılıyoruz.
Mesela yarısını mı yaparsak tamamını yapmış sayılıyoruz, üçte birisini mi yaparsak?
Bununla ilgili şöyle bir tarama yapıyorlar, bir bakıyorlar karşılarına,
dörtte bir kavram çıkıyor, dörtte bir oranı çıkıyor.
Dörtte birinin tamamı yerine geçtiğine dair fıkıhta, şeriatta başka örnekler de var.
Ona binaen demişken Hanefiler, başının dörtte birini mes'letmek kafidir.
Evet, İmam Malik Hazretleri, o ne diyor?
İmam Malik de biliyorsunuz Medine'li bir alim, Medine fakihi,
İmam-ı Daril Hicra diye öyle ünvanı o şekildedir.
Hicret yurdunun imamı, gerçekten çok muhterem, çok büyük bir alim.
Hem fıkıh alanında, hem hadis alanında, hem siyer, İslam tarihi alanında, çok büyük bir üstadımız, imam diyebileceğimiz bir alim.
Allah rahmet eylesin.
İmam Malik Hazretleri de diyor ki, burada bağ harfi cerri yani bir miktar belirtmek için gelmiş olsa da aslında bu zahittir.
Yani bir miktarı değil, başın tamamını aslında ifade etmektedir.
O da bazı sahabilerden nakledilen rivayetlere binaen bunu söylüyor.
Dolayısıyla o diyor ki, farz olan kaplama mesihtir.
Yani başın tamamının, buradan böyle başlayıp arkaya doğru tamamının mesledilmesi vaciptir diyor İmam Malik.
Şöyle tekrar edelim, Hanefilere göre dörtte bir, bize göre dörtte bir, kâfi.
Şafilere göre birkaç saç deliğine dahi değmesi yeterli.
Malikilere göre ise bütün kafanın tamamının, başın tamamının mesledilmesi gerekiyor.
Evet, şimdi baş da tabi burada Mesih ile ilgili olarak kulak dibine kadar, yani kulak hizasına kadarki kısım baştır.
Onun aşağısını mesletmek, başı mesletmek sahilmiyor.
Burada hanımların özellikle dikkat etmesi lazım.
Hanımlar dışarıda abdest almak durumunda kalınca işte başörtüsünü açmak, çözmek biraz zor olabiliyor.
O yüzden duyuyoruz yani böyle arkadan şey yapıyorlarmış, bu uygun değil.
Yani kulaktan aşağıya inerse Mesih sayılmıyor.
Ona da dikkat etmek lazım.
Çünkü orası baş sayılmıyor, yani başın artık ense sayılıyor.
Ensenin meslini değil, Allah-u Teala başın meslini emretmiş.
Evet, şimdi burada böyle ilginç bir yine detay ile karşılaşacağız.
Ve erculekum ilel kâbeyn.
Ayaklarınızda şeye kadar işte o çıkıntı kemiklere kadar.
Şimdi burada bakın ayeti şöyle okuduk.
Yani Arapçada atıf diye bir mesele vardır.
V harfi geldiği zaman bir öncekini atfediyoruz.
Mesela Ali geldi ve Mehmet geldi.
Ve Mehmet Ali'ye atfettiğimize göre Ali'deki anlam Mehmet'e de intikal ediyor.
Bu fiillerde de mesela şöyle nasıl bir Türkçe örnek verelim.
İşte kitabı getir ve defteri getir.
İkisine de aynı emir geldiğine göre ikisinin de yani Arapçada hareket mevzusu var ya.
Hani fetha, ötre, esre harekeleri var.
İşte e sesiyle mi okuyacağız, i sesiyle mi okuyacağız, işte u, ü sesiyle mi okuyacağız.
Şimdi burada ayette aslında atıf olmasına rağmen.
Yani ve erculekum diye atıfla gelmesine rağmen.
Bir önceki kelime gibi biz bunu esre sesiyle değil, üstün sesiyle okumuşuz.
Yani bu Ba harfi geldiği vardı ya.
Vem sahu birûsikum, başlarınızı mesledin ve ayaklarınızı diyor.
Evet, şimdi aslında bu şeye göre, atıf en yakına gider kuralına göre.
Başlarınızı mesledin, ayaklarınızı da mesledin diye anlamak lazım.
Yani mümkün, böyle anlamak da mümkün.
Böyle anlamak da mümkün.
Ancak biz bunu yine Cenab-ı Peygamber Efendimizin uygulamasından biliyoruz ki, burada emredilen şey, ayette kerimede emredilen şey, meshetmek, ayakları meshetmek değil, bilakis yıkamak.
O yüzden diyoruz ki yani burada aslında bir öncekine değil, ilk emre, yani ayetin başına yıkayın emrine, buradaki ayaklarla ilgili hitapta yıkayın emrine racidir.
Dolayısıyla emir nedir? Yani meshetmek değil, ayakları meshetmek değil, yıkamaktır.
Bu biliyorsunuz ehl-i sünnetle şia arasında önemli bir ihtilaf konusu.
Şii alimler, öyle diyelim, bunlar ayette kerimede ayakların meshedilmesinin emredildiğini, yani ayaklarla ilgili emrin yıkama değil, mesih olduğunu söylüyorlar.
O yüzden de onlar mest de kullanmazlar.
Biz de hani kışın soğukta mest kullanıyoruz.
Onlar ayakları yıkanması gerekli değil dedikleri için mest de kullanmazlar.
O yüzden bu mest meselesi, mest üzerine mesih meselesi, onu da kabul etmiyorlar yani.
Ayakları yıkamak gerekmediğine göre, meshetmek kâfi olduğuna göre mest kullanmaya da gerek yok diyorlar.
Bu ehl-i sünnet ile şia arasında böyle bir şiar haline gelmiş yani.
O yüzden şey derler, böyle eskiden salatin camilerinde, büyük şehirlerde falan, merkez camilerde hatipler cuma namazına hutbeye çıkarken mest de çıkarlarmış.
Yani ehl-i sünnet alameti olmak üzere.
Khilafet-i şia, değil mi? Yani şii olmama, özellikle böyle ihtilafların çok çatışmaya döndüğü zamanlarda bir sembol olarak bunu tercih ederlermiş.
Yani kılıçla çıkmak gibi değil mi? Bunun da bir sembolik anlamı var ya, onun gibi.
Evet, şimdi buraya kadar okuduğumuz kısım ayette abdestle alakalıydı.
Buradan dört tane farz çıkarttık.
Bir, yüzü yıkamak.
İki, elleri yıkamak, kolları işte listeklere kadar yıkamak, başı mest etmek ve ayakları yıkamak.
Dört tane farz. Başka farz var mı?
Başka farz yok.
Evet, Hanefi mezhebine göre abdestin farzı dört.
Bu çok bildiğimiz bir şey ama burada işte bazı ihtilaflar söz konusu.
Yani farz olan ayetler.
Evet, bu ayet-i kerimeden bizim Hanefiler dört tane farz çıkarmışlar.
Şimdi böyle anlatınca yanlış anlaşılmasın, kafalarına göre farz çıkarıyorlar demek değil.
Yani bu ayet diyor ki, Hanefiler bu ayet bize dört tane farz bildiriyor.
Peki başka farz var mı?
Mesela biliyorsunuz Şafiiler dedi mi, niyet farz.
İşte Hanbeliler dedi mi, niyet farz.
Şâfilerde yine tertip var. Şimdi biraz onları anlatayım.
Şimdi Şâfiîler diyorlar ki abdestin farzı altıdır.
Bu saydıklarımıza ilave eden beşincisi niyet, altıncısı da tertip.
Evet, niyet mevzusunu geçen hafta Ercan Hocamız çok güzel anlattı.
Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm, çok güzel, gerçekten çok böyle etkili bir hadis-i şerif.
İnnemel amâlü bin niyet. Ameller niyetlere göredir.
Yani biz ne eğlersek eğleyelim, ister ibadet, ister herhangi bir sıradan bir âdat dedikleri sıradan bir davranış, ne yaparsak yapalım, niyetimize göre karşılık alacağız.
Özellikle de bu işte ibadet mevzusu söz konusu olduğunda niyet daha da bir önem kazanıyor.
Şimdi diyorlar ki âlimler, niyetin iki tane işlevi vardır.
Birincisi, âdetleri ibadetten ayırmak.
Bu âdet Türkçedeki yani örf âdet, gelinek anlamındaki âdet değil.
Böyle normal, sıradan davranış anlamında âdet.
Yani elini, şu az önce saydığımız dört eylemi değil mi? Elimizi, yüzümüzü yıkamayı, ayağımızı yıkamayı falan.
Normal bir temizlik için de yapabiliriz. Serinlemek için de yapabiliriz.
İşte hijyenik gayelerle de yapabiliriz.
Eğer böyle yaparsak bu âdet olur.
Biz buna ne zaman ibadet deriz?
İşte başına niyet eklenirse ibadet deriz.
Birinci işlevi, niyetin birinci işlevi, âdeti ibadetten ayırmak.
Yani niyet ettiğin zaman o âdet olmaktan, sıradan bir temizlik olmaktan çıkıp dini anlamda temizliğe yani bir ibadete dönüşür.
İkincisi, niyetin ikinci işlevi, ibadetleri birbirinden temiz etmek.
Yani hani geçen hafta demiştik ya farz olan abdest var, sünnet olan abdest var, vacip olan abdest var, müstehap, mendup olan abdest var.
Bunları birbirinden nasıl ayırıyoruz?
Niyetle ayırıyoruz.
Yani farz niyet, farz için mi abdest aldık, vacip için mi aldık, işte sünnet için mi aldık?
Bunlar da yine birbirinden ayırt etmenin kıstası niyet.
Şimdi namaza duruyoruz, sünnet mi kıldık, farz mı kıldık, vacip mi kıldık, kaza mı kıldık, eda mı kıldık?
Bunlar birbirinden ayırt etmenin yolu niyet.
O yüzden niyet olmazsa olmaz.
Mutlaka buna hassasiyet göstermemiz lazım.
Peki, tekrar şimdi bu niyeti abdeste tatbik edelim.
Abdestte niyet farz mı?
Evet, eğer abdest bir ibadetse, niyetin abdeste farz olması lazım.
Ancak abdest bir ibadet değil, müstakil bir ibadet değil.
Bu belki biraz şaşırtıcı gelecek size.
Abdest nasıl ibadet olmaz?
Abdest makasıt ibadet değil, yani bizzat maksut bir ibadet değil, değil mi?
Abdest bir vesile, abdest bir araç, değil mi?
Namaz kılmak için abdest alıyoruz, tavaf etmek için abdest alıyoruz, işte Kur'an okumak için abdest alıyoruz.
Yani abdest almayı sırf abdest almak için yapmıyoruz.
Yani bizzat maksut bir eylem olmadığı için, bizim Hanefiler böyle diyorlar, yani diğer mezhepler böyle demiyor, diğer mezhepler ibadet diyorlar.
Yani abdest bizzat bir maksut ibadettir.
O yüzden mutlaka niyet alınması gerekir.
Hanefi fukhasına göre biz abdesti işte bir araç olarak yerine getiriyoruz.
Esas yapmak istediğimiz şeylerin bir vesilesi olarak.
O yüzden abdest bizzat maksut bir ibadet değildir.
Nedir? Ya vesiledir, değil mi?
Veya mukaddimedir.
Mukaddime, yani bir ön hazırlık kabiliyendendir.
Onun için de niyet etmeye gerek yoktur.
Yani farz anlamında gerek yoktur.
Niyet yani lüzumsuzdur anlamında bir şey söylemiyor tabii ki Hanefiler.
Hanefilerle göre de niyet tabii ki yani riayet etmemiz lazım ama farz diyemeyiz.
Nedir hükmü? Sünnet.
Yani o yüzden Hanefi mezhebinde niyet sünnet hükmünde.
Ama diğer mezheplerde bir ibadet olduğu için abdest mutlaka niyet almak gerekiyor.
İstanbul'da, ve mâ umirû illâ ya'budullâhe muhlisîne lehuddîn Bu ayeti de delil getiriyor diğer mezhepler.
Diyorlar ki, Mü'minler,
İni Allah'a ihlas ile has kılarak ibadet etmekle emrolundular.
Dolayısıyla niyet farzdır diyorlar.
Şimdi, İnnemel âmâlu bin niyâd hadisini peki ne yapacağız?
Evet,
Hanefiler diyorlar ki, Bu yani doğrudan abdestle ilgili bir şey değil.
Genel olarak bütün davranışlarla ilgili.
İlla abdeste niyet alın manasında bir emir içermiyor diyorlar.
Bu şekilde izah ediyorlar.
Ayrıca bu hadis tabii ayetlerle eşit düzeyde bir sübut değerine de sahip değil.
Hani ilk hafta hatırlarsanız şunu konuşmuştuk.
Bir şeye farz demek için elimizde kesin delillerin olması gerekiyor.
Yani çok açık, hem sübutu,
yani sabit olma gücü, hem de delaleti itibariyle çok açık, seçik, çok güçlü.
Yani şu okuduğumuz ayet gibi, elimizde çok güçlü delillerin olması lazım.
Halbuki bu hadis-i şerif,
ahad bir hadis, yani meşhur, mütevatir düzeyinde değil.
O yüzden Hanefilere göre yine buna farz diyemeyiz.
Ama,
niyetsiz abdest almıyoruz değil mi biz de Hanefiler olarak?
Tabii ki biz de niyete riayet ediyoruz.
Yine ilk dersimizde ne demiştik?
Bunları biz teknik olarak birbirinden ayırıyoruz.
Uygulamaya geldiğinde bunları birbirinden ayırmıyoruz.
Demek ki şu farzmış, bu vacipmiş, bu sünnetmiş.
Bütün olarak yaklaşıyoruz.
Abdestte de, namazda da, diğer ibadetlere de.
Susuz abdest alsak ne olur?
Mesela su olmadığı yerde?
Ne diyoruz ona?
Söyle.
Su olmazsa teyemmüm alırsın.
Su olmazsa teyemmüm alırsın.
Evet, o zaman ama ne yapacağız?
Mes yapacağız değil mi?
Toprağa, elimizi toprağa değdireceğiz.
Oradan böyle silkeleyeceğiz.
Kalan tozla önce yüzümüzü
sonra kollarımızı mesele edeceğiz.
Ona teyemmüm diyoruz.
Evet.
Şimdi niyetle ilgili mevzu böyle.
Niyeti Şafiler
ve Hanbeliler farz görüyorlar.
Malikiler de aynı şekilde.
Bir diğer mesele farz mı değil mi tartışılan
tertip, sıralama.
Şimdi ayet-i kerimede dört emir var.
Bunların belli bir sırayla geliyor.
Biz de bu sıraya göre abdest alacağız tabi ki. Yani bunda bir kuşku yok.
Hanefiler de böyle diyor, diğer mezhepler de böyle diyor.
Bu sıraya riayet edeceğiz ama sıraya riayet etmezsek abdestimiz geçerli olur mu? Olmaz.
İşte buna tertip denir.
Olur mu?
Olur.
Olur mu?
Olur. Yani farz abdest yerine gelir. Bizim Hanefi mezhebine göre
farz abdest yine yerine gelir.
Ama kusura bakmayın biraz boğazım gıcıklanıyor.
Şafilere göre ve Hanbelilere göre
bu eksik bir olmaz yani böyle abdest olmaz.
Bize göre biraz fazileti noksan olur.
Yani kemali noksan olur.
Çünkü sünnete orada değil mi?
Az da olsa sünnete muhalefet etmiş oluyoruz.
Peygamberimiz çünkü hep tertip üzere abdest alırdı.
Bizim de ona riayet etmemiz lazım.
Ama yine yani buradaki
işte Vav harflerinden tertibin farzını çıkaramayız diyor Hanefiler. Sadece sünnet en fazla buna sünnet diyebiliriz diyorlar.
O itibarla
sıralamaya riayet etmek farz değil.
O yüzden mesela önce ayaklar yıkasanız sonra eller yıkasanız yüzler yıkasanız abdest olur mu?
Olur. Ama biraz
kemali noksan olur.
Evet.
Mesela önce ayağı yıkasak mest giysek
üşüyor mesela değil mi? Çok soğuk bir ortamda abdest alıyorsunuz önce ayağınızı yıkadınız önce tabii elleri bir temizlemek gerekiyor ayağı yıkadınız mest giydiniz sonra diğer
azaları yıkadınız olur mu? Olur.
Yani farz yerine gelir.
Ama az da olsa sünnete muhalefet olduğu için kemali noksan olur.
Bir diğer husus
peş peşe yapmak.
Arapça da muhalat deniyor.
Peş peşe yapmak.
Zaten dediğim gibi biz uygulamada bunların hepsini yapıyoruz değil mi? Niyet etmeden abdest almıyoruz.
Tertipsiz abdest almıyoruz.
Peş peşe de yıkıyoruz.
Abdestin yarısını yapıp ara verip diğer yarısını daha sonra yapmıyoruz.
Zaten uygulamada bunların hepsine riayet ediyoruz da
işte farz mı sünnet mi?
Evet. Muhalat dediğimiz böyle peş peşe yapmak bu da Hanefi mezhebine göre sünnettir. Maliki mezhebine göre farzdır.
Yani ayet hep ve ve ve diye peş peşe geliyor ya yani bu aslında şu anlama da gelir diyor İmam Malik. Bunları hiç araya fasla girmeden peş peşe yapın.
Bu bize göre sünnet farz değil.
Ama şuna dikkat etmek lazım sıcak yaz mevsiminde abdest alırken bir ağzayı yıkadıktan sonra diğerine geçene kadar
arada kuruyacak kadar vakit geçmemesi lazım.
Şimdi yüzümüzü yıkadık iki dakika ara verdik o esnada sıcakta yüzümüz kurudu. Sonra kollara geçtik
olmaz. Yani Hanefilerin de şartı, aradığı şart bu yani peş peşe yıkamak farz değil ama ağzalar kuruyacak kadar beklenilmemeli.
Burada şöyle bir soru soralım Islak havlu veya işte normal havlu veya peçete kağıt kullanıyoruz ya abdest alırken değil mi? Dışarıda özellikle ayaklarımızı kuruluyoruz
çorap giymeden önce. Bunun bir mahsuru var mı?
Şimdi sağ ayağımızı yıkadık peçeteyle sildik çorabı giydik
kuruttuk yani.
Az önce dedim ya kurumaması gerekiyor sonra sol ayağımızı yıkadık sen abdest aldın mı?
Abdest aldın mı?
Sol ayağımızı yıkadık abdestimiz oldu mu?
Oldu. Yani bunda bir problem yok yani araya başka bir abdest dışı bir eylem girmemesi
ve işte kendiliğinden yani doğal bir şekilde kuruyacak kadar fasıla girmemesi gerekiyor. Yoksa böyle peçete silmenin bir mahsuru yani kurutmanın bir mahsuru yok.
Evet Bir de şey var yine farz mı değil mi tartışılan ovalama meselesi. DELK buna da Arapçada DELK deniyor.
Yani böyle suyu akıtmak yeterli demiştik ya illa böyle hani elimize her tarafına ulaştırmamız ovalamamız gerekir mi?
İmam Malik diyor ki evet bu da gerekir.
İmam Malik bayağı abdesti böyle tam teşekküllü görmüş. İmam Malik'e göre ovalamak da farzdır ama Hanefi
mezhebinde suyun ulaştırılması yeterli illa ovalamaya gerek yok.
Evet Burada var mı
sormak istediğiniz bir şey?
Niyeti unuttuk.
Abdestin niyeti mi?
Niyet etmeden abdesti alır.
Unuttuk.
İnfa ettik namazımızı kıldık.
Evet Allah kabul etsin. Olur.
Evet Hanefi mezhebinde farz olmadığı için mesela duş aldık değil mi? Dediğim gibi bakın
biz uygulamada hiçbir Hanefi niyetsiz abdest almaz. Ama veleki oldu yani.
Duşa girdik çıktık, denize girdik çıktık her tarafımız ıslandı
yani abdeste emredilen bütün arzular su temas etti abdest olur mu?
Olur. Sonrasında namaz kılsanız Allah'ın izniyle makbul olur.
Ama namaza niyet etmezsek olmaz değil mi?
Namazı versin.
Şimdi eğer abdeste yıkamamız
gereken yerlerden kaç dakika kaldı?
10 dakika mı kaldı?
Öğrenciler ya alışkınlar
size tutuyorlar.
10 dakika kaldı diye.
Hocam bir soru sorabilir miyim?
Efendim abdest Hanefilerde
maksut ibaret değil vesile muhakkak demektedir.
İkindi namazını edep etmek için abdest almaya niyet ettim derse o tamamını
teşbih ettim.
Bu işte abdestte diğer mezhepler farz gördükleri için diyorlar ki yani bize ne kadar
emrediliyorsa o kadarını yapalım.
Eğer niyette tahsis yaparsak kendi kendimizi daraltmış oluruz.
Niyetimizde aldığımız kadarına geçerli olur.
Sonra abdest sarkı sonra.
Sonra bir daha abdest.
O yüzden hiç şey yapmayacaksın.
Senden ne kadar isteniyorsa o kadarına niyet edeceksin.
Tamam mı? Abdestte
ne kadar niyet etmen isteniyor?
Mutlak değil mi? Mutlak niyet geçerli.
O yüzden ona fazla karıştırmayacaksın.
Kendi kendini kısıtlamış olursun.
Namazın kıymetine ayrı niyet ediyoruz.
Farzına ayrı niyet ediyoruz.
Abdestte abdestte abdestin farzı evet şöyle şimdi namazda
evet namazda çünkü niyet farz ya.
Namazda niyet farz. Hangi namazlığı kılacak olursak olalım mutlaka niyet etmemiz lazım.
Niyetle namazları
birbirinden ayırıyoruz. Ama abdestte niyet farz değil.
Şafiye göre farz.
Farz değil mi?
Mutlak işte yeterli.
Mutlak tabii. Mutlak.
Herhangi bir kayıt getirmeden almak lazım.
Şimdi şey diyecektim işte kolumuzda sargı var değil mi hocam? Evet.
Sargı var. Ne yapacağız?
Yıkayamıyoruz. Üzerini mesh edeceğiz. Yara bandı var.
Suyun veya işte bir kişiye sarılmış.
Suyun temas etmemesi gerekiyor.
Su zararı verecek durumda.
Burada mesh etmek. Yani üzerini şöyle hafifçe ıslak elimizle veya nemli bir bezle tema mesh etmek kâfi.
Açıkta suyu tabii ki ulaştırmaya gerek yok.
Başka söylemediğimiz bir şey var mı?
Şayet ayak topuktan, kol dirsekten kesilmişse
işte kolunu kesmişler adamın.
Yukarısını yıkamak gerekmez.
Buraya kadar bu çok önemli bir mesele.
Buradan itibaren kesildiyse buradan
yukarısını yıkamak gerekir. Ama burada mesela bilekten kesildi. Bilekten dirseğe kadar yıkamak lazım ama dirsekten kesildiyse veya ayak işte topuk açık kemiğinden
açık kemiğinden kesildiyse daha artık farziyet, emri düşmüş oluyor.
Evet. Erkek şimdi kitapta şöyle bir mesele var. Erkek ince de olsa başörtüsünün üzerine mesh edemez.
Erkek başörtüsü takmış diyelim. Eskiden takıyorlar yani öyle koyuyorlar.
Eşrafın üzerine mesh eder de ıslaklık saçına geçerse meshi caizdir.
Evet kadınlar için böyle bir ruhsat söz konusu.
Saçı örgülü olan kadınlar gusül ederken örgülerini açmadan saçlarının kökünü yani başlarını
yıkamaları yeterli. Buna gusülde tekrar geleceğiz. Bu da geçtiği için okuyorum. Saçı örgülü kadınlar gusül ederken örgülerini açmadan saçlarının kökünü yani başlarını
yıkamaları yeterli.
Zaten saçın başa değen kökleri kirlenir.
Sarkan kısmı her zaman temizdir.
Şer'i anlamda yani temizdir.
Cünüplük saçlarda değil
baştadır. Başı yıkamak cünüplüğü gidermek için yeterli.
Şimdi gelelim abdestin kalan 5 dakikada abdestin sünnetleri ve
adabında şöyle hızlıca şey yapalım.
Evet. Birincisi abdestin sünnetleri eli yıkamak.
Yani abdeste başlamadan önce değil mi?
Elimizde bir necaset varsa
farz. Çünkü biz elimizde diğer ağızlarımızı yıkayacağız.
Önce elimizi yıkamamız lazım.
Eğer pis bir necaset varsa yıkaması farz.
Ama yoksa sünnet.
En uzun besmele çekmek.
Niyet etmek. Sünnet.
Mazmaza ve istinşak. Ağza burnuna su vermek.
Bu da sünnet.
Hatta oruç değilsek bunu biraz
abartarak yapmak da yani sünnettir.
Misvak kullanmak.
Bu da abdestin sünnetlerinden.
Efendimiz şöyle buyuruyor.
Eğer ümmetime ağır gelmeyeceğini
bilseydim, ümmetim bunda zorlanmayacak olsaydı, her namazdan önce yani her huzuda her abdeste misvak kullanmalarını onlara emrederdim
buyurmuş Efendimiz.
Tertip sünnet.
Ayetteki sıraya göre ağızları yıkamak.
Sağdan başlamak.
Bu da sünnet. Farz değil.
Elimizi, sonra sol elimizi.
Önce sağ ayağımızı, sonra sol ayağımızı yıkamak sünnet.
Teslis sünnet.
Akide'de teslis caiz değil ama abdeste sünnet.
Üçleme yani. Ağızları üçer kere yıkamak sünnet.
Ama Halefi Mesir'de yıkama da sünnet.
Mesih'te sünnet değil.
Başı bir kere mesih diyoruz.
Şafileri de başı üç kere mesih etmek de sünnettir.
Bütün abdest eylemleri şafileri de üç kere sünnet.
Bizde yıkamalar sünnet. Mesih bir kere yapılır.
Elleri ayakları yıkamaya
parmak uçlarından başlamak bu da sünnet.
Parmak aralarında hilallemek.
Ayak ve el parmak aralarında hilallemek.
Suyun ulaştığından emin olmak adına
bu da sünnet.
Bıyık ve kaş altına suyu ulaştırmak bu da sünnettir.
Çeneden aşağı sarkan sakal.
Ne yapacağız?
Böyle sarkmış uzun bir sakalı var.
Bunun da sarkan kısmını mesletmek sünnet. Yüzü yıkamak farz değil mi?
Sakalı yıkamak farz değil. Yüzü yıkamak farz.
Yani yüz de işte burası.
Sakal bitimine kadar buraya kadar olan kısım emrediliyor. Bundan aşağı sarkan sakal bunu mesih sünnettir ama farz değildir.
Hanefi mezhebinde kaplama mesih sünnet demiştik. Yani başın tamamını mesletmek değil mi? Böyle başlayıp arkadan gelmek tamamını mesletmek sünnet.
Bu malikeler de farz. Kulakları mesletmek bu da yine sünnet hükmündedir.
Hanbeli alimlere göre farzdır. Çünkü kulaklar başa daimdir diyorlar. Bu yüzden mesletmek farz diyorlar.
Boyunu mesletmek bu da sünnet.
Olmak az önce söylemiştik malikelere göre farz. Bize göre sünnet. Bir de muhalat yani peş peşe yapmak bu da
yine sünnettir.
Evet.
Başka söylemediğimiz var mı?
Bir de edepleri var. Kısaca onu da söyleyelim. Abdestin edepleri.
Bu artık en son yani riayet etmemiz gereken kamil manada abdest olabilmesi için farzları zaten olmazsa olmaz sünnetlere de riayet ettik. Bir de adabına
da riayet etmemiz lazım.
Birincisi abdest alırken bir başkasından yardım istememek. Bu abdestin adabı. Suyumuzu
mümkünse kendi kendimize hani eskiden ibrik falan bidon kullanılırdı ya abdest alırken bunu kendi kendimize yapacağız.
Suyu israf etmemek.
Biliyorsunuz bununla ilgili bir meşhur bir hadis-i şerif
var. Efendimiz abdest alan bir sahabeyi uyarıyor.
Suyu fazla kullanma, israf etme diyor.
Sahabe şaşırmış. Ya Resulallah abdestte de mi israf olur?
Evet diyor Peygamberimiz. Abdeste de israf olur. Yani ibadet yaparken bile israf etmiş olabilirsiniz. Saçınmanız lazım.
Dehir kenarından değil mi? Hani meşhur hadis. Dehir kenarında
abdesti alsanız dahi israf etmeyin diyor Efendimiz.
İlk damlandan sonrası israf mı?
Yok. Üç damla diyemeyiz de.
Bu artık takdir. Yani kişi kendisi takdirecek.
Belli bir miktar yok. Üç damla farz olan.
Damlaması daha doğrusu.
Yani o kadar da şey değil
böyle suyu sonuna kadar açmamak diyelim. Hani günümüze taşıyacak olursak suyu sonuna kadar açmadan belli idare edecek kadar Edecek kadar açmak, evet, dualar, abdest duaları var, ben onu inşâAllah size göndereceğim, taratıp göndereyim.
Bunlar çok güzel, Efendimiz'den hepsi mevsur, rivayet edilmiş abdest duaları var. Bunları da eğer yaparsak abdestimiz daha da faziletli olur.
Abdesti bitirdikten sonra artan sudan tebellük edip şifâniyetine ayakta birkaç yudum içmek, oruçluyken yapmıyoruz bunu, oruçlu değilken.
Sünnetmiş değil, yapmıyoruz. Evet, bakın çok güzel bir adab.
Eğer diyor abdesti ibrik gibi, bidon gibi bir kaptan aldıysak, bizden sonrakini düşünerek onun adına suyu dolu bırakmak, ibriği dolu bırakmak, bu da abdestin adabıdır.
Abdest aldık, kerahit vakti değilse, iki rekat, abdest şükür namazı kılmak, bu da adabıdır.
Temiz yerde almak, kıbleye karşı durarak almak, bunlar da abdestin adabı.
Suyu sıçratmamak, etrafı ıslatmamak, ondan sonra evhama kapılmamak, bu da çok önemli bir gerçektir, bazı insanlar da böyle takıntılar olabiliyor.
Genel aslında takıntılı bir durumda, o işte ibadetine de yansıyor.
Abdestine acaba su değdi mi değmedi mi, gusülü mü oldu mu olmadı mı, elli kere altmış, altmış kere gusüle, bir türlü banyodan çıkamıyor.
Bundan da tedavi olmak lazım aslında.
Ama abdestle gusüle de bunu yansıtmamak lazım.
Evhamdan kaçınarak oldu deyip geçmek lazım.
Ondan sonra, niyeti tabi sünnet ama adabı da ağızdan çıkmak, telaffuz etmek.
Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya diye böyle hafif bir sesle bunu yerine getirmekte, söylemekte adaptır.
Mecbur kalmadıkça abdest esnasında konuşmamak.
Buna da maalesef çoğu insan dikkat etmiyor.
Herhangi bir şey yapar gibi abdest alırken sağdakiyle soldakiyle konuşuyor, bu da uygun bir şey değil, abdestin adabına aykırıdır.
Abdest aldıktan sonra Kadir suresini okumak.
Bunu da çoğu insan bilmiyor.
Kadir suresini okumak da abdestin adabındadır, abdesti bitirdikten sonra.
Büyük Çınar Hoca rahmetli güzel bir şey eklemiş, eski kitaplarda pek geçmez.
Abdest aldıktan sonra ayak havlusuyla ayakları ve ayak parmaklarının arasını iyice kurulamak.
Bunu da abdestin adabına eklemiş.
Çünkü işte mantar oluyor, hastalık oluyor.
Bundan sakınma bağımında dikkat etmek lazım.
Bunlar abdestin adabı.
Dualar var. Duaları inşallah ben taratıp göndereyim.
Mesela bir tanesini teberrüken okuyalım.
Abdestten önce Bismillahirrahmanirrahim ve elhamdülillahi ala din-i islam diyoruz.
Sonra, bitirdikten sonra da
Sağ el yıkarken sağ kolu Allah'ım bana kitabımı sağımdan ver, hesabımı kolay eyle.
Sol kolu yıkarken de diyoruz ki Allah'ım bana kitabımı solumdan veya arkamdan verme.
Hesabımı zor eyleme diyoruz.
En son bitirdikten sonra da aklımızda kalsın Bu cümleyi ezberleyelim, bunu mutlaka abdestten sonra okuyalım.
Kadir suresi ve bunu Allah'ım beni tevbe edenlerden eyle Beni temizlenenlerden, arınanlardan eyle diye dua edip inşallah bitiriyoruz.
Üçüncü cümleyi de okuyalım.
Ama Arapçasını da öğrenmek daha eftaldir.
Efendimizin femi saadetlerinden çıktığı gibi bunu söylemek daha eftaldir.
Ve ahiru davana en ilhamdülillahi rabbil alemin.
El Fatiha