Paylaş:
244 İzlenme
Ders Tarihi: 21 Ocak 2023
Euzübillahimineşşeytanirracîm Bismillahirrahmanirrahîm
Elhamdülillahirrabbilalemîn
Elsalâtu vesselâmu alâ seyyidina Muhammedin el-sâdiqil ve adilel emîn
Sübhâneke lâ ilmelenâ illâ mâ allemtenâ inneke entel alîmul hekîm
Allimnâ mâ yenfe'nâ venfe'nâ bimâ allemtenâ inneke entel alîmul hekîm
ve erinel hakka hakkan ve rzuknâ ittibâah
ve erinel bâtile bâtilen ve rzuknâ içtinâbeh
ve cealnâ mimmen yestemîûnel kavle fe ettebiûne ehsene
Sallu alâ rasûlinâ Muhammed
Sallu alâ tabîbi kulûbinâ Muhammed
Sallu alâ şefî'i zunûbinâ Muhammed
Evet, Bismillahirrahmanirrahîm Geçtiğimiz hafta abdestin farzları, sünnetleri ve adabını konuşmuştuk. İnşâAllah bu haftaki dersimizde de abdesti bozan şeyler ve bunun tetinmesi olmak üzere, abdestin tetinmesi olmak üzere de mesitler üzerine mesih konusunu inşâAllah işleyeceğiz.
Şimdi yine aynı ayeti kerimede, daha önceki derslerimizde de okuduğumuz ayeti kerimede bu ayeti de tekrar hatırlayalım. "Bismillahirrahmanirrahîm Ya eyyuhellezîne âmenû izâ kuntum ilessalâti fağsilû vücûhekum ve eydiyekum ilel merâfikî vemsahû birûûsikum veerculekum ilelke'abeyn" Buraya kadar abdestin farzlarıydı "Ve in kuntum cunuben fettahherû ve in kuntum merdâ ev alâ seferin ev câe ehadun minkum minel gâiti ev lâ meslûmin nisâe" İşte bu kısımdan itibaren, ayetin bu kısımdan itibaren abdesti bozan şeyleri Cenab-ı Allah işaret ediyor, beyan ediyor.
"Ev câe ehadun minkum minel gâiti" yani eğer def-i hacetten geldiyseniz. Burada "gâit" kelimesi "büyük abdest" anlamında. Yani büyük abdest bozulan yer demek. Arapça kelime anlamı böyle biraz çukur mahal anlamına geliyor. Yani insanlar def-i hacetini için böyle biraz sote yerlere, böyle çukur yerlere çekildikleri için ayet-i kerimede bu kelime kullanılmış. "ev lâ meslûmin nisâe" Kadınlarla temas ederseniz, bu temas ne anlama geliyor? Biraz sonra konuşacağız. "felem tecidû mâ en fe teyemmemû" Eğer abdest alın ama bu durumlarda su bulamazsanız teyemmüm alın. "sâiden tayyibâ" temiz topraktan şeklinde, ayet-i kerimede burada abdesti bozan bazı hususlara beyan ediliyor, işaret ediliyor.
Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın hadislerinden de yine bildiğimiz bir takım abdesti bozan unsurlar var. Şimdi tek tek hepsinin derinine girmeyeceğiz ama Kur'an-ı Kerim ve sünnet, Hazreti Peygamberin sünnetini bir arada düşündüğümüzde önümüzde hem ittifakla sabit olan hem de ihtilafa konu olan bir takım abdesti bozan durumlarla karşı karşıyayız.
Şimdi şurada bütün mezheplerin ittifakı var. Bütün fakihlerin ittifakı var. "Sebileyn" diye tabir olunan iki yol yani ön ve arka def-i hacet mahallerinden çıkan her şey abdesti bozar. Bunda bir ihtilaf yok. İşte bu küçük abdest olur, büyük abdest olur, işte bevil dediğimiz, idrar dediğimiz işte gâid, Arapça gâid diye geçen büyük abdest, işte ondan sonra erkekten meni dışında gelen mezi ve vedi şeklindeki akıntılar ve yellenme bunların abdesti, kan keza kan ve her türlü akıntı bunların abdesti bozduğu hususunda herhangi bir ihtilaf yok. Yani burada bütün fakirler, bütün mezhepler bunda ittifaklı. Yani birinci husus dolayısıyla ön ve arkadan çıkan her şey ve arkadan çıkan yel, özellikle arkadan çıkan yel yani yellenme dediğimiz hadise abdesti bozuyor.
Şimdi bunun geçtiğimiz derslerde söylemiştik abdest manevi bir temizlik. Yani maddi yönü de var. Yani yıkıyoruz, vücudumuzu temizliyoruz, arındırıyoruz ama bunu unutmayacağız. Yani abdest esasında manevi bir temizlik. O yüzden mesela bu yellenme de çok bariz. Yenlenmenin de insana bir necaseti yok. Yine küçük abdest, büyük abdest, bozma dediğimiz şeylerde bir vücuttan necis bir şey çıkıyor. Biraz aklen anlıyoruz ama yellenmede hiç alakası yok. Demek ki bu abdest hükmî bir temizlik. Yani manevi bir temizlik. Dolayısıyla sebepleri de hükmü. Yani abdestin kendisi manevi hükmî bir temizlik olduğu gibi onu gerektiren durumların da yine manevi olduğu, hükmü olduğu buradan aşikar.
Şimdi burada dediğim gibi herhangi bir tartışma yok. İhtilaf yok. Peki burada yani bu zaten ayet-i kerimede de beyan buyuruyor. Buradan diğer, vücudun diğer mahallelerine geçtiğimizde işte abdesti bozan şeylerin ne olup olmadığı hususunda burada artık fakirler arasında bazı mezhepler arasında tartışmalarla karşılaşıyoruz. Şöyle ki şimdi ön ve arkadan çıkan her şey abdesti bozar dedik ama burada şunu soruyor fakirler. Yani şunu tespit etmeye çalışıyorlar. Burada çıkan şey mi abdesti bozmaya sebeptir? Yoksa çıkış mahalli mi? Yoksa bunun işte belli bir zamanı, şekli, şartı var mı? Bizim Hanefi fukarası şöyle diyorlar. Hanefi mezhebi uleması Ebu Hanife Hazretlerinden itibaren ön ve arkadan çıkan her şey abdesti bozar. Ama burada yani bu mahal bunların muhtat çıkış yerleri olduğu içindir. Ama necis maddeler yani ön ve arkadan çıkabilen necis maddeler, onlar necistir.
Vücuttan çıkan, başka yerlerden çıkan başka necis maddeler de vardır. Dolayısıyla nereden olursa olsun herhangi bir yerinden bir necis madde çıkarsa abdest bozulur. Dolayısıyla Hanefi'de diyorlar ki yani çıkana itibar edilir. Vücuttan çıkan necis maddeye itibar edilir. Yani normal elimizden, kolumuzdan işte başımızdan, gövdemizden herhangi bir yerden işte kan gibi, irin gibi yaralardan gelen akıntılar gibi hatta işte böyle kabarcıklardan patlamadıktan sonra çıkan sular da dahil olmak üzere herhangi bir yerinden çıkan necis maddeler abdesti bozar.
Tabi burada mesela küçük küçük bir yara oldu elimizde diyelim. Bir yer çizildi. Çok küçük bir yara. Hafif böyle kan toplandı. Ama dışına taşmadı. Çok küçük aktı. Böyle orada toplandı. Kurudu. Pıhtılaştı. Kurudu. Dışına taşmadı. Biz de öyle taşırmadık. Yani elimizde silmedik. Burada abdest bozulmuyor. Ama işte temizlenmesi gereken bir yere taşındığında yani yaranın başından taşıp başka yerlere geçtiğinde abdest bozuluyor. Bu dediğim gibi Hanefi mezhebinin görüşü.
Şafiler diyorlar ki esas burada itibar alması gereken yer çıkan madde değil, çıkış yeri. Yani sebileğin dediğimiz işte mutat, def-i hacet mahalleridir itibar alması gereken yer. Dolayısıyla onlara göre vücudun herhangi bir noktasında sebileğin dışındaki diğer noktalarından çıkan maddeler necis olsa dahi, işte kan gibi, irin gibi, necis olsa dahi bunlar abdesti bozmaz diyor Şafiler.
Evet. Bizim Hanefi mezhebinde dediğim gibi çıkan maddeye bakıyoruz. Mesela ağzımızdan da çıkabilir. Mesela tükürdük. Eğer tükrük de kan varsa, kan işte yüzde elli ve daha fazlaysa yani galipse, kan baskınsa tükürdüğümüzde abdest bozuluyor. Ama daha azsa hafif böyle yani tükrüğün rengini biraz değiştirmiş ama galip değil, yani kırmızılık ağırlığı yok. O takdirde abdest bozulmaz. Balgam yine o da abdesti bozmaz. Bir diğer abdesti bozan şey, ağız dolusu kusmak. Bunu da biliyoruz zaten. Ağız dolusu kusmak abdesti bozar.
Şimdi insan üşütür, hastalanır, midesi bulanır. Farklı sebeplerle istifra edebilir. Bu az bir miktar olursa yani ağız dolusu, ağız doldurmayacak kadar yani çok affedersiniz geri yutulabilecek kadar denemek istenen şey o. Yani ağza geldiğinde geri yutulabilecek kadar bir miktarsa, az bir miktarsa bu abdesti bozmuyor. Ama artık istifra dediğimiz sen böyle bir boşalma ihtiyacı, yani bir yere onu boşaltma ihtiyacı duyacak kadar şiddetli ve yoğun miktarda geliyor ise, bu işte vücudun içinden yine biraz da necis maddelerin, yani o kusmanın içerisinde vücuttan gelen pis maddeler var. O takdirde abdest bozuluyor.
Şimdi burada şöyle bir mesele var. Kişi işte küçük küçük miktarda kusuyor. Yani azıcık bir şey geliyor, 5 dakika sonra biraz daha geliyor. 5 dakika sonra biraz daha geliyor. Birisi bir odada oluyor, birisi lavaboda, birisi mutfakta. Hani böyle evin içinde, dışında gibi. Burada neye itibar edeceğiz? Yani toplam miktara mı itibar edeceğiz? Mekana mı itibar edeceğiz, sebebe mi itibar edeceğiz diye bir mesele var. Burada Ebu Yusuf diyor ki, yani az az az da olsa eğer aynı yerde, yani farklı sebeplerle de olsa aynı yerde, aynı mahalde insan birkaç defa istifra eder ve bu toplamda ağız dolusuna ulaşırsa abdesti bozar diyor. İmam Muhammed ise yine Hanefi mezhep imamlarından, Ebu Hanife'nin iki öğrencisi malumunuz, Ebu Yusuf ve İmam Muhammed. İmam Muhammed de diyor ki sebebe bakılır. Eğer aynı sebepten kusur mesela üşütmüş, hasta veya midyesi bulanmış. Aynı sebepten birkaç defa peş peşe istifra eder ve toplamda ağız dolusuna eğer ulaşırsa İmam Muhammed Hazretlerine göre abdest bozulur. Yani ihtiyaten burada peki hangisiyle amel edeceğiz? İhtiyaten belli bir miktara ulaştığında ister farklı peş peşe yani birkaç defada olsun ister farklı yerlerde olsun belli bir miktara ulaştığında ihtiyaten abdesti almak lazım. Evet, kusma meselesi de böyle.
Kitaptaki sıraya göre gidelim. Kendinden geçecek kadar baygınlık. Bu da abdesti bozan bir şey. Aslında abdesti bozan şey biraz sonra uykuda da göreceğiz. Şuurun kaybı. Kişi şuurunu kaybederse abdesti bozulur. Bu ister bayılmak suretiyle olsun, ister uyku suretiyle olsun, ister sarhoş olmak suretiyle olsun.
Yani isteyerek istemeyerek değil mi? Bazen ikrah yoluyla, zorla içki içirilerek de kişiden sarhoş olabilir. Veya iradi olarak kendi isteğiyle de sarhoş olabilir. Yani kişinin bilinci kapandığında, şuuru gittiğinde bayılmak suretiyle, uyumak suretiyle, içki içmek suretiyle. Hatta cunun hali. Kişi aklını yitiriyor mesela. Akıl hastası. Akıl sağlığını bir anda böyle bir şey oldu. Akıl sağlığı gitti. Bütün bu durumlarda yine abdest bozuluyor. Evet.
Kitapta yine bir sonraki madde sarhoşluk. Onu da söyledik. Sarhoşluk da abdesti bozar. Niye abdesti bozar? Çünkü akıl artık ortadan kalkıyor. Yani bilinç, şuur zahil olduğu için abdest de ortadan kalkıyor. Yine abdesti bozan bir diğer husus uyku. Uyku hali de malumuz abdesti bozar. Ama işte hangi uyku? Ne kadar uyku? Biraz deriz ya "içim geçmiş". Hangi iç geçmesi abdesti bozar? Şimdi uzanarak uyku abdesti bozar. Bunda zaten herhangi bir işgal yok. Kapalılık yok. Yani bir insan uzandığı yanı üstüne, sırt üstü yüz üstü fark etmez. Uzanarak uyuduğu takdirde çok kısa bir sürede olsa abdest bozulur. Bir yere dayandı böyle. Arkasına işte verdi yaslandı. Oturarak olsun, ayakta olsun fark etmez. Yani bir yere yaslanarak eğer kendinden geçerse bunun da ölçüsünü şöyle zikrediyorlar. Yani dayandığı şeyi çektiğimizde düşecek kadar kendinden geçtiyse abdest bozulur.
Otururken işte bağdaş kurarak oturduk. Kaba etleri yerden kesildi, kesilmedi. Fark etmez. Yine kendimizden geçtik. İçimiz geçti. Böyle daldık. Abdest yine bozulur. Ama böyle çok kendimizi kaybetmedik. Dışarıdan gelen sesleri duyuyoruz. Evradı takip ediyoruz falan. Değil mi? Usülde. Ama böyle tam böyle hafif kendimizden geçtik ama böyle sesleri duyuyoruz, takip ediyoruz falan. Bu takdirde abdest bozulmaz. Ama tamamen böyle dışarıdan bağ koparacak kadar içimiz geçerse abdest bozulur. Namazda secdedeyken böyle hafif iç geçerse ama kendimizi kaybetmezsek abdest bozulmaz. Ama tamamen kendimizi, kontrolümüzü kaybettik. Vücudumuz üzerindeki hakimiyetimiz ortadan kalktı. Yine abdest bozulur. Şimdi uykunun abdesti bozması ne alakası var? Az önce dediğimiz şeyle ilgili yani şuur ortadan kalkıyor. Bir de abdestle birlikte kişinin vücudu üzerindeki kontrolü aslında ortadan kalkıyor. Değil mi? Yani mahsalla biz şimdi farkında olmadan uyanık iken, şuurumuz açık iken farkında olmadan hep böyle aslında vücudumuzu kontrol altında tutuyoruz. Yani biyolojik olarak kontrol altında tutuyoruz.
Uyuduğumuz zaman vücudumuz üzerindeki hakimiyetimiz biraz azalıyor. Yani belli noktada özellikle yellenme gibi, başka şeyler sadır olması gibi vücud üzerindeki kontrol zayıfladığı veya tamamen ortadan kalktığı için yani kişi uyurken vücuduna giren çıkanını kontrol edemeyecek bir duruma düştüğü için abdest bu sebeple bozuluyor. Evet. Şimdi bu ayet-i kerime daha önce demiştik ya ifadesi geçiyor. İşte bu mülâmeset kelimesi Arapça bilenler hatırlar. Mülâmeset dokunmak anlamına da geliyor, cinsi münasebet anlamına da geliyor. Yani kadın erkek teması mesele bu. Kadın erkek teması abdesti bozar mı?
Şimdi bizim Hanefi fukahasına göre Hanefi mezhebine göre kadın erkek teması, salt teması abdesti bozmaz. Bu ayet-i kerimeye peki ne olacak? İşte bu ayet-i kerimede biraz yani şeyin fiilin geldiği bağıp diyelim yani müfaile bağımından geldiği için diyor ki Hanefiler bu aslında normal salt temas değil cinsi münasebet anlamına gelir. Dolayısıyla kadın erkek bu işte karı koca olsun ve işte mahrem herhangi bir yani yabancı bir erkek kadın olsun fark etmez. Hanefi fukahısına göre işte bunun beraberinde başka duygular, başka işte arzular eğer buna eşlik etmiyor ise salt temastan abdest bozulmaz Hanefi fukahısına göre. Ama diğer mezhepler, şafiler, malikiler, diğer mezhepler onlar bu ayet-i kerimenin cinsi münasebet değil salt dokunma anlamına geldiğini, dolayısıyla kadın erkek teması tabi şey değil yani anneye, işte kızına falan böyle evlenilmesi mahrem olan kişilere değil de eline bileceği yani nikah düşen kişilerle olan ten temasının abdesti bozacağını diğer mezhepler söylüyorlar.
Hanefiler nereden bunu çıkarıyor? Hanefilerde işte Hazreti Ayşe Validemiz başta olmak üzere Efendimizin icadı tahirattan gelen rivayetler yani Hazreti Peygamberin onlara işte ten eline yüzüne işte dokunduğu ama kalkıp daha sonra namaz kıldığına dair pek çok rivayet var. Buradan hareketle bizim Hanefiler diyorlar ki buradaki dokunma yani ayet-i kerimedeki dokunma ten teması anlamında dokunma değil, daha ileri bir münasebet. Şimdi kadın erkek dolayısıyla karı koca olsun, mahrem olsun olmasın ten teması bozmaz dedik ama eşler arasında ten temasının ötesine geçerse İmam Muhammed'e göre eğer erkeğin vücudundan bir sıvı gelecek kadar ileri giderse abdest bozulur. Ebu Yusuf'a göre bu şart değil. Yani bir arzunun şehevi bir arzunun eşlik etmesi halinde abdest mutlak bozulur. Yani dikkat etmek gerekiyor.
Karı koca arasında da salt temas bozmaz ama ileriye gidildiğinde ihtiyaten abdesti yenilemek lazım. Evet. Şimdi şöyle bir mesele de var. Erkek olsun, kadın olsun işte idrar mahalline diyelim yani tenasül uzvuna işte pamuk olur, işte tampon olur, peçete olur. Bir şey koyduğunda eğer o ıslanıp da oradan düşerse, çıkarılırsa abdest yine bozuluyor. Yani içeride ıslanıp dışarı çıktığında abdest bozuluyor. Yani vücudundan aslında kendiliğinden bir akıntı olmuyor ama işte o parçayla beraber maddeyle beraber dışarı bir ıslanma olduğu için abdest bozuluyor. Ama o tampon, peçete orada durduğu sürece pamuk durduğu sürece abdest bozulmuyor.
Dışına taşarsa yine bozuluyor. Yani peçete dururken pamuk dururken dışına taşarsa bozulur. Çıkardık ıslak çıktı bozulur. Ama orada durduğu halde dışına taşmadığı sürece abdest bozulmaz.
Şimdi yine bir ihtilaflı mesele. Namazda kahkaha ile gülmek abdesti bozar mı? Bu biliyorsun Hanefi mezhebine göre yine abdesti bozan bir şey. Şimdi gülmenin üç derecesi var. Birincisi işte tebessüm dediğimiz. Hafif böyle yüz kaslarımız gevişiyor. Dudağımız biraz hafif çözülüyor. Buna tebessüm deniyor. Kendimiz duyacak kadar gülersek buna işte dahk Arapçası gülmek deniyor. Gülme dediğimiz aslında bu. Yani tebessüm var, gülme var. Gülme kişinin kendi sesini kendisi duyacak kadar işte gülmesi. Kelimeyi kendisiyle tanımlıyoruz. Bir sonraki aşamada kahkaha. Kahkaha da yanımızdaki hemen işte namaz kılarken safta yanımızdaki kişi iyi dikkat alarak söylüyorum.
Yanımızdaki kişinin dediği sesimizi duyacak kadar eğer gülersek buna da kahkaha deniyor. Şimdi birincisi abdesti bozmadığı gibidir. Namaz da bozmaz. Yani kişi namaz kılarken aklına bir şey geldi. Hafif tebessüm etti. Problem yok. Namaz da sahih, abdest de sahih. Burada herhangi bir sıkıntı yok.
Güldük. Kendimiz duyacak kadar güldük. Namazımız bozuldu. Abdest yine sıkıntı yok. Abdest devam. Ama yanımızdaki de duyacak kadar gülersek işte bu artık değil mi namazın hürmetine artık aykırı davranmışız demektir. Namaz da bozuluyor. Abdest de bozuluyor. Bu Hanefi mezhebine göre böyle. Diğer mezhepler bunu kabul etmiyorlar. Onlar şöyle diyorlar. Normalde kahkaha atmak abdesti bozar mı?
Namaz dışında? Bozmaz. O zaman namaz içinde de bozmaması lazım. Değil mi? Çünkü bizim abdesti bozan bozuyor dediğimiz her şeyde namaz içi ve namaz dışına ayırmıyoruz. Hiçbir şeyde namaz içiyle namaz dışına ayırmıyoruz. Değil mi? Yani affedersiniz yerlendik. Yellenme oldu. Namaz içinde de olsa aynı dışında da olsa aynı. Değil mi? Hanefilere göre işte kan aktı. Namaz içinde de olsa dışında da olsa fark etmez.
Ve diğer mezheplere göre işte diyelim erkek kadın temas etti. Bu namaz içinde de olsa namaz dışında da olsa her iki durumdaabdesti bozar. Dolayısıyla yani bir şeyin diğer mezhepler diyorlar ki bir şeyin namaza mahsus olarak abdesti bozduğuna biz herhangi bir yerde rastlamıyoruz. Bunu nereden çıkardınız diyorlar hanefilere.
Aslında haklılar yani bu mantıklı bir soru. Tekrar edeyim. Yani namazda olup olmaması bir şeyin abdesti bozup bozmamasına etki etmez. Namaz dışında kahkaha atmak abdesti bozmadığına göre namaz içerisinde de bozmaması lazım diyorlar. Bizim Hanefiler de şöyle cevap veriyorlar. Haklısınız diyorlar. Kıyasa göre yani kurala göre tutarlılık gereği bizde aslında öyle demek isterdik. Ne var ki burada bizim elimizi kolumuzu bağlayan bir rivayet var. Rivayet olduğunda yani sahih bir hadis olduğunda fakirler kendi belirledikleri kuralları da Rafa kaldırırlar. Şimdi biz tutarlılık gereği Kur'an-ı Kerim'den, Hz. Peygamberin sünnetinden hükümleri çıkardık ve tutarlılık gereği bunları belli ilkelere, değil mi, hukuki kıyas dediğimiz işte hukuki ilkelere, genel kaidelere irca ettik. Bu hem fıkıhı anlarken, yani şeria, şer'î hükümleri, Kur'an-ı sünneti hem anlarken önemli bir husus, hem de yeni meselelerin çözümünü bulmak için işte ictihad ederken önemli bir husus. Yani kıyaslar çok önemlidir. Hukukta genel kurallar çok önemlidir gerçekten. Burada da böyle bir genel kural var. Yani abdesti, bir şeyin abdesti bozduğundan bahsetmemiz için, değil mi, namaz dışı, namaz dışı şeklinde bir ayrım yapmamamız lazım.
Evet diyor Hanefiler, biz de sizin gibi bu konuda hemfikiriz. Ancak burada bizim işte bu yaptığımız kıyası terk etmemizi, yani genel kuraldan istisna etmemizi gerektiren bir durum var. O da bir rivayet. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam Medine'nin dışına çıktıkları bir seferde namaz kıldırıyor ashaba. Bir sahabi varmış. O böyle cemaatin önünden geçerken böyle çukur bir yere, kuyu bir yere, kazılmış bir yere düşüyor görmediği için. Ashab da kendisini tutamıyor, gülüyorlar. Namaz esnasında gülüyorlar sesli bir şekilde. Efendimiz onları uyarıyor yani namaz bittikten sonra sizin abdestiniz de bozuldu, namazınız da bozuldu. Niye? Namazda hürmet etmediniz. Namazdan çıkacak kadar namaz dışı bir şeye aklınızı, zihninizi verdiniz. O yüzden gidin abdestinizi iade edin, tekrar alın, namazınızı da iade edin diyor Hazreti Peygamber. İşte bu yüzden bu rivayetten ötürü Hanefi mezhebi bunu esas alarak diyor ki kahkaha ile gülmek namazı bozduğu gibi abdesti de bozar. Fakat gusul abdesti gerektirmez. O kadar ileri değil.
Evet. Şimdi bu abdeste bir de özür meselesi var. Bu anlattığımız bütün hükümler sağlıklı kimseler hakkında. Değil mi? Yani işte idrarını tutamayan kimseler var. Değil mi? Bu yetişkin olsun, ileri yaşlı, yaşlı, ihtiyar olsun fark etmez. İdrarını tutamayan insanlar var. Sürekli burun akıntısı gelen insanlar var. Değil mi? Vücudundan mesela bir yara var. Sürekli böyle pansuman yapmak gerekiyor. Sürekli irin, cerahat akıyor. Böyle insanlar var. Ondan sonra işte özür kanı gelen sürekli normal adetin dışında sürekli özür kanı gelen kadınlar var. Bunlar da ne olacak? Bunların abdesti tutmuyor değil mi?Kurala göre az önce söylediğimiz durum burada da geçerli. Kurala göre bunlar aslında abdest tutmuyor. Sürekli idrarı gelen bir insan, sürekli burnu kanayan bir insanın aslında abdesti olmaz. Peki burada ne yapacağız? İşte bunlara özürlü kimseler deniyor.
Burada bizim Hanefi mezhebi diyor ki kişi her namaz vakti girdiğinde bir abdest alacak. Bu abdestle vakit çıkana kadar dilediği kadar namaz kılabilir. Yani şimdi biraz sonra inşallah ezan okunacak. Değil mi? Öğle namazı vakti girdiğinde eğer mesela daha önceden abdest aldıysak ve özürlüysek öğle namazı vakti girdiğinde abdestimiz gidiyor. Bu niye böyle? Yani biz özürlülere istisnai bir statü tanıdık ya, o istisnai statü işte ezanla birlikte yeni bir namaz vaktiyle birlikte son buluyor. Ama istediğimiz kadar yani öğle vakti girdikten ikindiye kadar istediğimiz kadar farz, nafile, vacip işte mendup dilediğimiz kadar her türlü namaz kılabiliriz. Bu Hanefi mezhebine göre böyle. Şafii mezhebine göre ise onlar diyorlar ki bu kimseler özürlü oldukları için özre binaen aldıkları abdestin geçerliliği namaz bitene kadardır. Dolayısıyla namaz bittiğinde yani farzı kıldı, abdesti bozuldu. Yeni bir namaz kılacak, işte nafilele bir namaz kılacak, kaza namazı kılacak, işte ne bileyim bir adak namazı kılacak. Bu takdirde tekrar abdest alması lazım.
Bizim Hanefi mezhebi bu konuda ruhsatı biraz daha genişletmiş yani vakitle mukayyet tutmak suretiyle yani her vakte bir kere abdest almak yeterli demişler. Ama şafiler hayır diyorlar. Her namaz için yeniden abdest almak lazım. Yani Hanefilerin dediğini iyi anlayalım. Her vaktin, yeni vaktin girişiyle, aslında çıkışıyla biraz anlatım kolay olsun değil dedik ama vaktin girişiyle yani yeni bir namazın vaktinin girişiyle abdest bozulur, yeniden abdest almak lazım.
Vücuttaki kabarcıklardan su çıkması, abdesti bozar mı dedik. Orada iki görüş var. Bazı alimler bozduğunu söylüyorlar. Bazıları ruhsat. Onlara da özür kabul ederek bozmayacağını söyleyenler de var. Eğer böyle nadiren oluyorsa, bir kere olmuş. Elimizi hafif yaktık. Kabarcık, su toplandı, patladı. Abdesti almak lazım. Ama hastalık varsa, vücutta işte böyle deride sıkıntı var. Sürekli böyle kabarcıklar oluyor, su akıtıyor. Bu kimseyi de yine mazeretli saymak doğrusu.
Çocuk doğurmak, bu da abdesti bozan bir şey. Çocuğun doğmasıyla birlikte, nifaslı, husalık kanı gelsin, gelmesin. Abdest bozuluyor. Başka söylemediğimiz bir şey. Evet, bir de teyemmüm etmiş olan bir kimse, abdest alabileceği bir suyu görmesiyle abdesti bozulur. Meşhur bir kısa vardır ya, eşeği duyunca abdesti bozulma hikayesi anlatırlar.
Yani burada teyemmüm de istisnai, zarureti dayalı bir temizlik yoluydu değil mi? Ayet-i kerimesi gereği. Yine aynı ayetteki ifade gereği. Eğer kişi su bulamaz ise teyemmüm alacak. Peki teyemmüm ne zamana kadar geçerli? İşte teyemmüm suyu bulana kadar geçerli.
Evet, teyemmüm inşallah önümüzdeki derslerde ayrıca işleyeceğiz. Teyemmümde şöyle bir durum var. İki durumun oluşması lazım teyemmümün caiz hale gelmesi için. Birincisi, iki durumdan birinin daha doğrusu, hiç su bulamamak, su bulsa dahi onu kullanabilecek durumda olmamak. Bir engelden dolayı suyu kullanamayacak durumdaysak bu işte sıhhi engeller olabilir. Bir hayvan, yırtıcı hayvan var suyun kenarında. Onun gibi durumlar olabilir. Herhangi bir engelden ötürü suyu kullanamama veyahut da hiç su bulamama gibi durumlarda işte zarureten istisnai teyemmüme başvuruyoruz.
Ama daha sonra işte bu zaruret ortadan kalkınca tekrar eski hal, esas hüküm tekrar geri geliyor. Nasıldı kaide? Mâni zail oldukta memnu avdet eder. Böyle bir hukuk kuralı var. Yani engel ortadan kalkınca engellenen şey tekrar geri gelir. Çünkü asli hükümdür o. Asli hüküm tekrar geri gelir. Yani teyemmüm alan bir kimse velev ki namazın içerisinde olsun. Teyemmüm aldı, namaza başladı. Daha sonra işte hayvanı, bineği suyu getirdi. Veya bir arkadaşı geldi. Yolun kenarındaydık, birileri durdu su getirdi. Bu gibi durumlarda abdest bozuluyor. Tekrar namaz, abdest alıp yeniden namaz kılmak lazım.
Evet. Geldik mesih meselesine. Şimdi ayet-i kerimede dört emir var demiştik. Abdestin dört farzı var. Bunlardan işte üçü yıkama, birisi mesih. Bu başın mesih. Burada da yine bir tesir var. Yani kolaylaştırma var. Cenab-ı Allah başı yıkamamızı emretmemiş. Başı yıkamak meşakkatli. Diğer azaları gibi değil. Başın sadece mesihini Allah-u Teala yeterli görmüş. Bir de ayakların mesihi var. Mest üzerine mesih. Hatırlarsanız geçen ders demiştik.
Şiiler ile Ehli Sünnet uleması arasında çok önemli bir ihtilaftır bu. Şiiler ayağının yıkanmasını gerekli görmüyorlar. Mesih edilmesi kafidir diyorlar. Ama Ehli Sünnet uleması hiçbir şekilde buna cevaz vermiyor. Mutlaka ayakların yıkanması lazım. İşte burada da yine bir ruhsatla karşı karşıyayız. Yani Mekke-Medine gibi sıcak bir coğrafyada Hazreti Peygamber yaşamış olmasına rağmen böyle bir ruhsat bırakmış bizlere. Mest üzerine mesih tamamen sünnetle sabittir. Bununla ilgili herhangi bir ayet-i kerime yok.
Yani Efendimizin sünnetiyle sabit olan bir uygulama, bir ruhsat. Bir kolaylaştırma uygulaması. Mest biliyoruz. Malumuz ayağı giydiğimiz işte şeye kadar çıkıntı kemiklere kadar aşil tendonuna kadar olan kısmı kapatan deriden veya başka maddelerden mamul giysiye mest deniyor. Mest üzerine mesih. Ona geleceğim.
Şimdi mest nedir? Neler mest yerine geçer? Bunun Arapçası huf. "El mesu alel hufeyn" diye kitaplarda geçer. Türkçedeki mest nereden geliyor bilmiyorum.Doğrusu farz şey mi hocam bilmiyorum. Mest neler mesttir? Bunun şöyle ölçüsü var. Ayağımıza giyeceğiz. Bir kere ayağımızı dediğim gibi aşik kemiklerine kadar tamamen kapatacak. Yani şu çıkıntı kemiklere kadar kapatacak. Dolayısıyla kamarçınlar mest sayılmıyor. Ama biraz daha yukarı çekersek hocam normal bildiğimiz mestler satılan. Onun gibi olursa Erol abininki gibi Erol abi Allah razı olsun örneği getirmiş. Onların üzerine mesih olur. Birinci şartı bu.
Yani ayağının üstüne kadar çıkacak. İkinci şartı deliksiz olacak. Herhangi bir yerinde bir delik biraz sonra söyleyeceğim onu tekrar. Bir delik açık olmayacak. Üçüncü şartı su geçirmeyecek. Üstünden suyu temas ettirdiğimizde altına suyu geçirmeyecek. Zaten deriden o yüzden imal ediliyor. Su geçirmemesi için. Dördüncü şartı belli bir dayanıklılığa sahip olacak. Nedir bu dayanıklılık?
Şimdi bazen tartışılır duymuşsunuzdur. Bazıları diyorlar ki bazı hocalar diyelim çorap üzerine mesih olur diyenler var. Normal bildiğimiz bizim giydiğimiz çoraplar üzerine mesih olmaz. Buna hiçbir eski devirlerde şimdi şöyle anlatayım.
Bazı fıkıh kitaplarında "cevrap" kelimesi geçiyor. El meshu alel cevrap yecus. Bazı böyle ifadeler var eski kitaplarda. Cevrap üzerine mesih caizdir. Ama onların cevrabıyla şu an giydiğimiz bu fabrika mağmuri değil mi? Cevraplar aynı çoraplar aynı değil. Biz incecik böyle çorap giyiyoruz.
Üstünden ıslattığımızda suyu temas ettirdiğimizde altına hemen geçiyor. Bizim giydiğimiz çoraplar üzerine hiçbir alim eski diyelim. Böyle kitaplardan bazen bakarak çorap geçiyor. Demek ki günümüzde de olur diye insanlar hızlıca karar verebiliyorlar. Bu biraz da şeyden kaynaklı işte bu fıkıh kitaplarının tercümesinden kaynaklanan bir problem.
Fetevai Hindiyye'nin tercümesi var. Orada okuyor kişi çorap üzerine mesih caizdir. Arapçasında onun cevrap geçiyor az önce söylediğim. O cevrapla bizim giydiğimiz çorap aynı değil. Çünkü devamında şu kaydı getiriyorlar. 3 mil yürünmeye elverişli olacak. Yaklaşık 5 kilometre. İşte 4800 metre falan yapıyor. 1600 metre herhalde 1 mil. 4,5-5 kilometre yürüyeceğiz. Delinmeyecek. Eğer bu kadar dayanıklı bir çorap varsa onun üzerine mesih yapılabilir.
Şimdi böyle askerlerin giydikleri botlar askerlere şart değil yani. Bizim de giyebiliriz. Botlar üzerine mesih olur mu? Olur. Ayakkabı eğer az önce dediğim gibi çıkıntı kemiklerinin üzerine çıkıyor ise ayağı tamamen kapatıyor ise deliği falan yoksa bunların üzerine de mesih olur. Ama bir şartı var. Temiz olacak.Namaz kılmaya onu giyili halde namaz kılabilir miyiz? Kılabiliriz ama dikkat edeceğiz. Temiz olacak değil mi? Mesela tabanında falan necaset varsa, pis bir şeye ulaştıysa mutlaka öncesini de temizlemek lazım.
Evet. Yani böyle mesih dediğimizde illa ayakkabının içine giydiğimiz yani çorabın üstüne giydiğimiz şey değil. Bu saydığımız şartları taşıyan bütün ürünlere diyelim. Ürünlerin üzerine mesih olabilir. Evet. Başka şartı?
Delik olmayacak delik. Şimdi deliğinde şöyle bazen eskiyor değil mi? Yıpranıyor. Kenarları falan delinebiliyor. Ayak parmaklarından 3 küçük parmak yani serçe parmaktan itibaren 3 küçük parmak içine girecek kadar delik açılmamış olacak. Çok küçük delikler varsa yine mani değil. Ama 2-3 parmak içine girecek kadar yani gözükecek kadar mesih delindiyse onun üzerine artık mesih olmaz.Şimdi sağ mestimiz küçük az bir şey delindi. Sol mestimiz biraz delindi. İkisini ayrı ayrı değerlendiriyoruz.
Birisinde 2 parmak diğerinde de 2 parmak hacmindeyse 2 artı 2 dört demiyoruz. Yani her mesti kendisine göre değerlendiriyoruz. 3 parmak hacmine ulaşmadığı sürece sıkıntı yok. Evet.
Şimdi nasıl yapılıyor mesih üzerine mesih? Erol abi nasıl yapıyoruz? Maşallah. Tam sünnet-i seniyye üzerine. El parmaklarımıza en az 3 parmak ile yani en az 3 parmağı ıslatarak parmak uçlarından yukarıya doğru üstüne mestin üstüne mesih yapıyoruz. Altına mesih olmaz. Efendimiz'den bir cümle elektrederler ya din akıllı olsaydı mestin üzerine değil altına mesih etmemiz gerekirdi. Çünkü yıpranan kirlenen ona maruz kalan kısmı alt tarafı ama alt tarafını değil üst tarafını mesih etmek gerekiyor. Çorap meselesini bıraktığı zaman dik duracak. Aynen öyle. Düşmeyecek, dik duracak. Bıraktığımızda dik duracak. Yani böyle bir sağa sola yalpalayan bir şey olmayacak. Evet.
Hocam, mest kullanmaları önce yiğit kim yaptı?
Şimdi tam onu anlatacağım. Mestin şeklini söyledik. Parmak uçlarından yukarıya doğru işte ayak bileğine doğru. Peki bu mesti biz ne zaman giyebiliriz? Şimdi mest değerli cemaat, mest neyin yerine geçiyor? Mest aslında bozulacak olan abdestin yerine geçiyor. Yani şöyle, mesti giydik, üzerine mesih yaptık ama abdestsizlik, bu caiz değil. Önce normal abdestimizi alacağız, ayağımızı yıkayacağız, onun üzerine mesih giyeceğiz.
Ondan sonra yani abdestimiz bozulduğunda işte sigorta gibi devreye giriyor. Yoksa böyle hiç giydik, mesti çıktık bu olmaz. Peki bunun şeyi ne zaman yani bu ne zaman devreye girecek? Mestin süresi biliyorsunuz 24 saat değil mi? Mukim için yani ikamet seferi olmayan kimselere mukim diyoruz. İkamet halinde olan kimseler için 24 saat tam bir gün bir gece yani. 24 saat, 5 namaz vakti değil yani.
24 saat. 5 namaz vakti demekle, 24 saat demek aynı değil çünkü. Sabah ile öğle arasında namazdan fareyi bir vakit var ya, o yüzden yani 5 namaz vakti demiyoruz, 24 saat diyoruz. Sabah diyelim 8'de evden çıkmadan önce abdestimizi aldık, giydik. Şimdi 3 ihtimal var. A şıkkı, mestin süresi yani mestin geçerliliğinin süresi ne zaman başlıyor? A şıkkı, işte abdest alıp ilk giydiğimiz vakit mi başlıyor? B şıkkı, abdestimiz bozulduğu andan mı başlıyor? C şıkkı, yeni abdest aldığımız andan mı başlıyor? 3 ihtimaller. Birincisi değil tabii ki. Yani giydiğimiz anda başlamıyor. Çünkü zaten ben mesti giydim, çıkardım. Abdestim bozuluyor mu? Bozulmuyor. Mesti giydim, abdestimi aldım, mesti giydim, çıkardım ama henüz abdestim bozulmadı.
Mest etmediğim için, yani yeni bir abdest almadığım için, abdestim bozulmuş değil. Sonra diyelim işte 3 saat sonra işte abdestimiz bozuldu. Davubeye gittik, abdestimiz bozuldu. Mestin süresi o anda başlıyor. Yani yedek lastik gibi tabi caizse, sigorta gibi mestin süresi abdestimizi bozduğumuz anda başlar. Yeni abdest aldığımız anda da değil. Abdest ne zaman bozulduysa mestin süresi o zaman başlar. Saat 11'de abdestimiz bozulmuş idi. İşte ertesi gün 11'e kadar mesti kullanabiliriz.
Seferiler için de 72 saat. Mukim için 24 saat. Seferiler için 72 saat. Yani 3 güne kadar ruhsat. Hz. Peygamber Efendimiz'in yine sünnetiyle sabit. 3 güne kadar ruhsat çıkıyor. Şimdi kişi mukim idi. Acil yolculuğa çıkması gerekti. Sefere niyet etti, sefere çıktı. Eğer 24 saat dolmadı ise süre 72 saate çıkıyor.
Biz 11'de abdesti bozmuştuk ya akşam 5'de diyelim yola çıktık. Ertesi gün 11'e kadar daha henüz 24 saatte olmamıştı. Yola çıktığımız anda 72 saate ama yine aynı saat 11'den itibaren yani abdesti bozduğumuz andan itibaren süre 72 saate çıkıyor. Seferiydik.
72 saat ruhsatlıydık ama sonra ikamete karar verdik. Yolculuğumuzu bitirdik bir yerde ikamete karar verdik. İkamete karar verdiğimiz anda yani seferi bitirdiğimiz anda 24 saat doldu ise yine mestin süresi sona eriyor ama henüz 24 saat dolmadı ise 24 saat dolana kadar yine meste üzerine mesin geçerliliği söz konusu. Evet. Buyur.
Mesettikten sonra bazen fermuarı açanlar var. Niye açıyorlar? Fermuarı salt açmak şöyle komple aşağıya indiriyorsa içi gözüküyorsa o riskli. Şimdi mesti çıkarmak şimdi mesti bozan şeylere geçecektim de birincisi mesih müddetinin sona ermesi mestiler üzerine olan mesti geçersiz hale getiriyor. Cünüplük Cünüplük mestiler üzerine mesti artık sonlandırıyor. Yani kişi mestliyken cünüp olursa Artık çıkartıp tamamen gusül abdesti alması lazım.
Mesd ayaktan çıkarsa, Erol ağabey senin sorduğun biraz onunla ilgili, Mesd ayaktan çıktı. Ne kadar çıktı? Tamamen çıktı. Zaten onda kuşku yok. Ama bu şeyden, topuktan sıyırılacak kadar aşağı inerse yine Mesd'in artık hükmü kalmıyor. İşte delindi, yırtıldı. İçi gözükecek kadar. İşte fermuarı indirdi. Onu da oraya dahil edebiliriz yani. İçi gözükecek kadar, yani kapalı değil, artık açık ayak gözükecek kadar açılırsa yine Mesd'in bir hükmü kalmaz. Diyelim. Evet. Bu herhalde tamam değil mi? Burada var mı? Söylemediğimiz bir şey kalmamıştır inşallah.
Evet. İşte postal, potin, bot, çizme, bunlar üzerine de yine Mesd gibi mesih yapabiliriz. Hiçbir mahsur yok. Ama namaz kılarken dikkat edeceğiz. Temiz olması şartı ile. Bu Mesd'in bir devam mahiyetinde de sargı ve yaralar üzerine koyduğumuz bezler, alçılar meselesi var. Bu da aslında Mesd üzerine mesih gibi bir durum. Yine zarurete binaen ruhsat kabiliğinden olmak üzere bunların üzerine de mesih yapılabilir. İşte diyelim, kol kırıldı, alçı sardılar. Bir yer yandı, orayı yine pansuman yaptılar, sardılar. Doktorlarımız. Allah onları eksik etmesin. Bunların üzerine de işte, diyelim, yıkanması gereken bir uzvun. Değil mi? Normal abdeste yıkanması gereken bir uzvun veya gusül abdesti almak gerektiğinde vücudun herhangi bir yeri bir alçığı, bir sargı var ise bunların üzerine de yine mesih yapmak caiz. Burada tabi Mesd'den farklı olarak bunların giyildiği esnada abdesti olma şartı yok. Yani acil servise bir hastayı getirdiler. İşte hemen hemşeriler pansuman yapacak, sargı saracaklar.
Abdesti miydiniz diye sormalarına gerek yok. Sargı saracağım ama abdestiniz var mıydı? Demeye gerek yok. Hocam, iki çeşit sargılar var, ıslanmaması lazım. Değil mi? Hiç ıslanmaması lazım. Bunlar da hiç suyu yaklaştırmayacağız. Yani bazı böyle alçı gibi diyelim. Bunların üzerine mesih yapmak yani böyle hafif nemli elimizi üzerinden geçirmek kâfi. Ama dediğiniz gibi bazı şeyler var ki hiç nem görmemesi lazım. Bunları tabi ki hiç yaklaştırmamak gerekiyor. Diğer ağızaları yıkamakla ittifa edeceğiz. Yani sargı, alçı gibi şeylerde bunları giyerken abdesti olma şartı yok.
Bunların süresi de yok. Yani Mesd'den farklı olarak 24 saat, 72 saat gibi süresi yok. İyileşene kadar bunların üzerine mesih caiz. Pansuman yapıldıkta, yani sargıyı çözdük değil mi? Yeniledik. Pansuman yaptık. Abdesti yine bozmuyor. Yani iyileşmeden ötürü iyileşme sayesinde çıkarılmadığı sürece pansuman üzerine, işte sargı üzerine mesih caizdir. Ama iyileştiği zaman söküldü, çıkarıldı.
Abdest artık bozuluyor. Yani Mesd'in çıkarılması gibi o esnada abdest bozuluyor. Yeniden abdest alınması lazım. Bir kimse Mesd üzerine mesh etti. İşte abdest aldı. Daha sonra Mesd'i çıkardı. Ne yapacak? Sadece ayakları yıkaması kâfi. Baştan abdest almasına gerek yok. Bu da son cümlemiz olsun. Mesd üzerine mesh ettik. Sonra süre doldu. Bakın süre dolduğunda mesih artık hükümsüz hale geliyor. Yani abdest aslında tamamen bozulmuyor. Mesih hükümsüz hale geliyor.
Ayağımızı yıkamamız kâfi. Baştan yeniden abdest almaya gerek yok. Şimdi Hoca Efendi şöyle bir cümle kurmuş. Yaraya su zarar verecek olur. Ama kişi daha çok sevap kazanacağım diye meslederse mesledeceği yeri yıkarsa günaha girer. Bir hadis-i şerif var onu okuyayım. Ashabtan Cabir şöyle anlatır. Bir sefere çıkmıştık. Bir ara aramızdan birinin kafasına taş geldi, başı yarıldı. Sonra ihtilam oldu. Arkadaşlarına yıkanmak belki yarama zarar verir. Teyemmüm etsem olur mu? diye sordu. Onlar da olmaz. Madem su var, yıkanmaya kudretin de var, gusül etmelisin dediler. Bunun üzerine adam yıkandı ama yarasına su girmesiyle öldü. Resulullah'ın yanına gittiğimizde ona olayı anlattık. Efendimiz şöyle buyurdu. Allah onları kahretsin. Yanlış fetva vererek adamı öldürdüler.
Madem bilmiyorlar neden yanlış fetva verdiler? Bilmedikleri meseleleri bilenlere sorup öğrenselerdi ya. O anda yaralının teyemmüm etmesi yeterliydi. Yarasını sargı ile sarardı, vücudunu yıkar. Sonra da sargının üzerine mesh ederdi. Buyuruyor Efendimiz. Yine bu hadisin başka bir rivayetinde diyor ki Hz. Peygamber a. s. Evet. Bilgisizliğin, cahilliğin şifası nedir? Sormaktır. Eğer bilmiyorsanız ehli zikre sual ediniz.