Paylaş:
195 İzlenme
Ders Tarihi: 18 Şubat 2023
Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim.
Evet, Bismillahirrahmanirrahim.
Geçtiğimiz derslerde namazın şartları, farzları, bu meselelerden bahsettik.
Namazın 12 tane farzı var, her dersin başında hatırlatıyorum.
Bunlardan 6'sı dışından farzı dediğimiz şeyler, 6'sı da içinden farzı.
Dışından farzı dediğimiz şeyler, namazda baş namazdan evvel yerine getirmemiz gereken, riayet etmemiz gereken ön hazırlıklar kabilinden hususlar, bunlar şartlardır.
Rükünler ise namaz fiilini oluşturan eylemler bütünü.
Hadesten tahareti konuşmuştuk.
Manevi anlamda temizlik, işte abdest, gusül, te-em, bunlara hadesten taharet deniyor.
Necasetten taharet, işte maddi pisliklerden, necis, şer'an tabi, şer'an.
Yani tıp, kimyevi, tıbbi anlamda necaset değil de şer'i anlamda necis olan maddelerden arınma, temizlenme.
Vücudumuzu, elbisemizi ve namaz kıldığımız yerleri arındırma, buna necasetten taharet diyoruz.
Sonra ne geliyor?
Hadesten taharet, necasetten taharet.
Setravret, aferin. Setravret neydi?
Avret yerine setr etmek.
Evet, setravret, istikbal-i kıble, değil mi?
İstikbal-i kıble, vakit, niyet. Aferin.
Geçen hafta da setravret ve istikbal-i kıbleyi konuştuk. Bugün de inşallah vakti konuşacağız.
Niyet de önümüzdeki hafta Allah izin versin.
Şimdi vakit meselesi ile ilgili bir teknik, kavramsal, fıkhi bir ayrıma temas etmek istiyorum.
Az önce bunlara şart dedik.
Dikkat ettiyseniz, namazın şartları dedik.
Doğrudur, vakitte namazın bir şartı.
Ama daha özel olarak namaza biz vaktin sebebi diyoruz.
Sebep.
Yani niye namaz kılıyoruz?
Vakit girdiği için.
Bu işin hukuk tekniği açısından tabi, fıkıh diliyle bunun izahı.
Aslında gerçekten niye namaz kılıyoruz?
Cenab-ı Allah'ın emri olduğu için.
Yani hakiki sebebi budur.
Namazın hakiki sebebi Cenab-ı Allah'ın bunu emretmesi.
Ama biz, Cenab-ı Allah'ın bizden ne zaman namaz kıldığını bilemeyiz.
Namaz kılmamızı istediğini bilemeyiz.
Yani o Allah'ın iradesinin bizim kullar nezdinde nasıl malum hale geleceği.
İşte burada Cenab-ı Allah bir zahiri sebebe bunu bağlamış.
Yani o hakiki sebep emri ilahi.
Bir de bunun şekli diyelim değil mi?
Şekli, dünyevi, zahiri sebebi var.
İşte buna namaz açısından vakit diyoruz.
Diğer ibadetlerde de bu böyle.
Mesela Ramazan orucunun ucubiyetinin sebebi nedir?
Hakiki sebebi emri ilahi.
Zahiri sebebi hilalin görülmesi.
Vakit yine vakit yani Ramazan ayının girilmesi değil mi?
Şehri Ramazan hilalinin görülmesi.
Ondan sonra işte zekatın sebebi nedir?
Zekatın sebebi de nisap miktarı mala malik olmak.
Yani bir kimse nisap miktarı mala işte 83-84 gram altına malik olduğu anda zekat ona farz oluyor.
Yani sebebi bu.
Yani dediğim gibi hakiki sebep emri ilahi.
Ama zahiri şekli yani bizim dünyevi bilgilerimiz açısından yani dünyada muttali olabileceğimiz unsurlar açısından baktığımızda
Cenab-ı Allah bunu böyle bir sebebe bağlamış.
Evet.
Namazda da işte sebep dediğimiz vakittir.
Yani vakit namazın ucubiyetinin sebebi.
Evet.
Vakit her vakit girdikçe biz işte bir namaz kılmakla memnunuz.
Beş vakit namaz diyoruz.
İşte gün her gün kılmamız gereken farz olan beş vakit namaz.
Bunlar vakitli namazlar.
Başka işte vitir namazı yassıya tabi olarak vakitli bir namaz.
Bayram namazları.
Bir de cuma namaz.
Bunlar vakitli namazlar.
Cuma namazı zaten o günün öğle namazı yerine geçiyor.
İşte ilaveten bayram namazları.
Beş vakit namaz.
Bir de yassıya ilaveten yassıya tabi olarak yani vitir.
Ramazan ayında da teravih namazı.
Bunlar belli vakti yani vakti mahsusu olan namazlar.
Onun dışında başka namazlar da var.
İşte şükür namazı gibi, adak namazı gibi, hacet namazı gibi, nafil namazlar gibi, cenaze namazı gibi.
Bunların belli vakitleri yok.
Yani bunlar belli bir vaktin girişiyle çıkışıyla farz olan namazlar değil.
Ama günlük beş vakit namaz bunlar belli vakitleri tayin edilmiş olan namazlar.
Şimdi inşallah onunla ilgili önce ayet kerimeleri okumak istiyorum.
Bunlar Kur'an-ı Kerim'de aslında namaz vakitleri çok açık bir şekilde geçiyor aslında.
Yani öğle namazı akşam namazı ifadeleriyle geçmese de ayet-i kerimelerde aslında bunlara çok sarih işaretler var.
Öyle söyleyelim.
Öğle namazı ifadesi geçmese de öğleyin bir namaz kılmamız gerektiğini emreden ayet-i kerimeler var.
Şimdi önce şu ayeti okuyalım.
Nisar suresinin 103. ayeti.
فَاِذَا قَضَيْتُمُوا الصَّلَاةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِكُمْ İşte burada salat kelimesi ne demek?
Bunlarla ilgili malumunuz bir şey vardır.
Yani bir dildeki anlamıyla değil mi?
Şeriat'taki, ıstılahtaki anlamı arasında bir fark var.
Salat kelimesi sözlükle dua etmek anlamına geliyor.
Hatta işte اِنَّ اللّٰهَ وَمَلَٓائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّب۪ي
يَا اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا Orada işte Cenab-ı Allah'ın salatı, meleklerin salatı, bir de bizim müminlerin salatı.
Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'a.
Üç farklı varlık değil mi?
Allah, işte melekler ve insanlar salat ediyor.
Bu üçünün de aynı kelimeyle ifade edilmesine rağmen, üçünün de anlamları farklı farklı.
Yani salat kelimesinin de aslında birden fazla manası var.
Ama en yalın anlamı, sözlükte ilk baktığımızda ki anlamı, yalvarma, yakarma, niyaz etme, dua etme gibi manalar var.
Bu ayet-i kerimede de, فَاِذَا قَدَيْتْمُ السَّلَاةَ Salatı yerine getirdiğinizde, işte bu salat bildiğimiz manada namaz mı?
Daha genel manada niyaz mı? İkisi de söylenebilir.
فَذْكُرُوا اللّٰهَ
Çünkü ayetin devamında ona işaret eden şeyler var.
Yani salatı yerine getirdiğinizde Allah'ı zikredin.
Zaten namazda da zikrediyoruz değil mi? Salat da bir zikir.
Onun peşinden istenen ne?
فَذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا
Ayakta ve kuuden, oturur halde, وَعَلٰى جُنُوبِكُمْ Ve uzanır vaziyette.
Allah'ı zikre devam edin.
Yani namaz bitince zikri bırakmak.
فَاِذَا اِتْمَأْنَنْتُمْ فَاَق۪يمُوا السَّلَاةَ İtminana eriştiğinizde de bu sefer namazı ikame edin.
Yani bakın bir ayet kerimede 3 farklı namazla ilgili 3 farklı emir var.
Başında قَضَيْتُمْ diyor.
Kaza ettiğinizde yani kıldığınızda, yaptığınızda.
Sonra zikredin diyor.
Sonra da اَق۪يمُوا İkame edin diyor.
Yani bir ayet kerimede aslında biz salatın 3 farklı anlamına da işaret edecek emirler, ifadeler görüyoruz.
فَاَق۪يمُوا السَّلَاةَ
Namazı ikame edin.
İşte bu artık son kısmı ayetin.
فَاَق۪يمُوا السَّلَاةَ bildiğimiz manada namaz.
Bunu da nereden anlıyoruz?
اِنَّ السَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ
Kitabın mevkûtu.
Çünkü ayet bu şekilde bitiyor.
Salat, yani namaz diyebiliriz artık buna.
Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılınmış bir emirdir.
Hani biliyorsunuz bu ayet şeylerde camilerin böyle cümle kapılarında falan bu ayeti kerime çok yazılır.
اِنَّ السَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ Kitabın mevkûtu.
Evet yani namazın bir vakit, vakte tabi.
İstenildiği zaman, her akla geldiğinde yerine getirilebilir bir ibadet değil.
Belli bir vakte tabi bir ibadet olduğunu bu ayet kerimeden anlıyoruz.
Sonra Nur suresinin 58. ayeti var.
Bu ayet kerimede salatul feci ve salatul işa ifadeleri geçiyor.
Yani en açık geçtiği namaz kelimesinin, sabah namazı, yatsı namazı anlamında en açık geçtiği ayet-i kerime bu.
Bu ayet-i kerime de mahremiyetle ilgili.
Çocukların anne babalarının yanına girip çıkarken dikkat etmeleri gereken mahremiyet emirlerini bildiren bir ayet.
بِسْمِ اللّٰهِ يَا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِيَسْتَعْزِنَكُمُ الَّذ۪ينَ مَلَكَةَ اَيْمَانُكُمْ وَالَّذ۪ينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَةَ İşte köleleriniz, ellerinizin altında tuttuğunuz köleleriniz ve henüz ergenlik çağına erişmeyen çocuklarınız سَلَاسَ مَرْرَاة Üç kez, yani sizin yanınıza girip çıkarlarken günün üç vaktinde sizden izin alsınlar.
Girmeden önce kapıyı tıklasınlar.
Ne zaman?
مِنْ قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ Salat-ı fecr'den önce, henüz sabah namazına kalkılmazdan evvel, gece yani.
وَهِنَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُمْ مِنَ الظَّه۪يرَ
Öğle istirahatine çekilip, elbiselerinizi üzerinizden çıkardığınız vakit.
وَمِنْ بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاءِ Bir de yastı namazından sonra, işte yine istirahate çekildiğiniz vakitlerde, bu üç özel vakitte, سَلَاسَ اَوْرَاتِ الْنَكُمْ
Bu üç özel vakitte çocuklarınız yanınıza girerken kapıyı çalsınlar, izin alsınlar, anlamında bir ayet-i kerime.
Yani bu ayette, سَلَاةِ الْعِشَاءِ وَسَلَاةِ الْفَجِرِ kelimeleri, yani yastı namazı, sabah namazı anlamında geçiyor.
Yani vakit manasında geçiyor diyenler var ama, yani çok açık bir şekilde bu ifadelere, bu ayet-i kerimede rastlıyoruz.
Şimdi birkaç ayet daha okuyacağım. Bunlarda da yine vakitlere işaretler var.
Rum suresinin 17 ve 18. ayetleri. Bismillah.
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ حِيْنَ تُمْسُونَ وَهِنَ تُصْبِهُونَ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَهِنَ تُظِهِرُونَ Bu ayet-i kerime, tanıdık bir ayet-i kerime.
Evet, Virdiş-i Şerif'te geçiyor.
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ حِيْنَ تُمْسُونَ وَهِنَ تُصْبِهُونَ Evet, sabah vaktinde, akşam vaktine eriştiğinizde حِيْنَ تُمْسُونَ, akşam vaktine eriştiğinizde وَهِنَ تُصْبِهُونَ, sabah vaktine eriştiğinizde
Allah'ı tesbih edin. Yani فَسُبْحَانَ اللّٰهِ حِيْنَ تُمْسُونَ وَهِنَ تُصْبِهُونَ Akşam vaktine eriştiğinizde, sabah vaktine eriştiğinizde Allah'ı tesbih ile anın.
وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَهِنَ تُظِهِرُونَ
Değil mi? Öğle vakti, ve aşiyen, öğle vakti وَهِنَ تُظْهِرُونَ, akşamüstü وَهِنَ تُظْهِرُونَ, o da öğle Kaç oldu? Değil mi?
هِنَ تُمْسُونَ, akşam
تُصْبِهُونَ, sabah aşiyen, akşamüstü Biri yatsı, biri akşam namazı oluyor.
Bir de öğle. İkindi geçmedi sadece. Değil mi?
Bu ayet-i kerimede aslında dört namaz vakti geçiyor.
Sadece ikindi geçmedi burada.
Yine bir ayet-i kerime daha var.
İsra suresinin 78. ayeti.
Bismillahirrahmanirrahim.
اَقِيمُوا الصَّلَاةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ
اَقِيمُوا الصَّلَاةَ Ayet-i kerime, salat kelimesi Kuran'da farklı anlamlarda geçiyor.
اَقِيمُوا, ikame-i salat ifadesi aslında bildiğimiz namaza en açık şekilde delalet eden ifade.
Namazın ikamesi mealindeki ayetler aslında bildiğimiz manada namaza delalet ediyor diyebiliriz.
اَقِيمُوا الصَّلَاةَ Namazı kıl, ikame et.
Ne zaman?
لِدُلُوكِ الشَّمْسِ Güneş böyle tam tepeden kaydığı andan itibaren.
Yani gün içerisinde namaz kılmaya ne zaman başladığımızla ilgili bir ayet.
Sabah namazı hariç.
İşte gün içerisinde ne zaman kılıyoruz?
Bir, güneş tepeden kaydığı an.
لِدُلُوكِ الشَّمْسِ
Ne zamana kadar?
اِلَا غَسَقِ اللَّيْلِ Gece karanlığına kadar kıl.
Yani öğlenden gece karanlığına kadar namaz kıl.
İşte bunun içerisinde öğle var, ikindi var, akşam var, yatsı var.
Bir de, قُرْآنَ الْفَجِرِ Evet.
قُرْآنَ الْفَجِرِ Bir de fecir okuması yap.
Kur'an, Kur'an-ı Kerim'deki Kur'an yani aynı kelime.
Okumak anlamına da geliyor.
Yani kelime olarak, mastar olarak okumak manasında.
قُرْآنَ الْفَجِرِ İşte fecir okuması, yani sabah namazı.
Yani ayetin başında gün içerisinde kılacağımız, gün içerisinde başlayıp geceye kadar kılacağımız namazlar bildirildi.
Bu ifadede de sabah namazı bildirildi.
Bir de bu namazın özel bir hususiyeti var, sabah namazının.
اِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا
Evet.
Semih Hocam, diğer namazlar için bu ifade geçmiyor, sabah namazı için geçiyor.
Sabah namazı şahitli bir namazdır.
İşte melaikenin şahitlik ettiği bir namazdır.
اِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا Evet, şahitli, tanıklı bir namazdır.
Buyurun hocam.
Namaz vakitleri ile ilgili 3 vakit mi?
Kur'an-ı Kerim'de 3 vakit vardır, 5 vakit yoktur.
5 vakit sünnetten, ortaya konulabileceğiniz derilde.
Sizin söylediğiniz ayetlerde 5 vakite işaret diyelim.
Bunlar kati delil mi, zanni delil mi?
Evet, bunlar bu haliyle hocam, Efendimizin tatbikatından öğrenmesek,
bunlar bu haliyle zanni delil tabii ki.
Yani buradan açıkça öğle namazı, akşam namazı, yaz namazı kelimeler olarak geçmiyor.
Az önce sadece mahrumiyetle ilgili ayette geçiyor dedik.
Onu da işte dua manasında da anlamak mümkün.
İşte tesbihat, akşam tesbihatı, sabah tesbihatı gibi de anlaşılabilir.
Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın sünnetiyle, tatbikatıyla bu ayet-i kerimelerin delaleti, açıklığa kavuşuyor.
Evet, son bir ayet daha okuyayım.
Hud Suresinin 114. ayeti.
Ve ekimiz salâte tarafe-i nehâri ve zülefem minel leyli innel hasenâti yudhibnes seyyâd zâlke zikrâ lizzâkerîn Evet, gündüzün iki tarafında, bir de gecenin gündüze yakın saatlerinde.
Gündüzün iki tarafı, bir gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl.
Evet.
Şimdi, Efendimizin hadislerinden de birkaç tane okumak istiyorum.
Bir tane çok meşhur bir hadis var.
Onu okuyalım.
Hazreti Peygamber Efendimiz tabi her gün namaz kıldırıyor.
Sahabe-i kirama Aleyhisselatü Vesselam her gün namaz kıldırıyor.
O yüzden Peygamberimizin hayatından böyle bir muğlaklık söz konusu gayet net zaten.
Namaz vakitleriyle ilgili günde beş vakit namazın olduğu, bunların vakitleri neler olduğu zaten oldukça açık.
Bunlar zaten icmaîli, teveatürle günümüze kadar intikal eden hususlar.
Hazreti Peygamberimizin tatbikatında oldukça açık ama ifadelerine de yansıyor.
Hadislere de açık bir şekilde yansıyan namaz vakitleriyle ilgili bildiğimiz rivayetler var.
Şimdi bir tanesini okuyalım.
Arapçasını da okuyayım teberrüken.
Bu çok meşhur bir hadis.
Efendimiz'e Cebrail Aleyhisselam'ın gelip imamette bulunup vakitleri bildirdiğini aktaran bir hadis.
Yani namaz vakitlerini Efendimiz doğrudan Cebrail Aleyhisselam'dan talim ediyor.
Cebrail iki kez bana imamlık yaptı.
Kabe'de, rivayete göre Kabe'nin üstünde, Kabe-i Muazzama'nın çatısında.
İki kere bana imamlık yaptı.
İlkinde, yani başlangıç vakit anlarında Cebrail Aleyhisselam namaz kıldırıyor.
Yani öğleyi, ikindiyi, akşamı, yatsıyı, sabahı Cebrail Aleyhisselam vakitlerin ilk anında kıldırıyor.
Böylelikle vakitlerin başlangıcını Efendimiz'e gösteriyor.
Sonra devamında da vakitlerin son anlarında.
Yani öğlenin son anında, ikindinin son anında, akşamın, yatsının, sabahın son anında kıldırmak suretiyle
Cebrail Aleyhisselam Efendimiz'e iki gün peş peşe, yani iki gün üst üste gelerek imamette bulunmuş.
Yani beş vakit namaz ifadesi gerçekten pek çok hadiste geçiyor.
Hani hatırlarsanız meşhur bir hadis var, bir bedevi geliyor.
Efendimiz'e işte iman ederek neler yapmam gerekir diyor.
Hazreti Peygamber ona işte namaz kılacaksın, zekat vereceksin, oruç tutacaksın.
Bu kadar mı diyor.
İşte hacca gideceksin, bu kadar mı, bu kadar diyor.
La ezidu vela engus diyor bedevi.
Ne artırırım ne eksiltirim.
Beşi kılarım bir daha, beşe beş eklemem diyor yani.
Ramazan orucunu tutarım, bir daha bana nafile oruç, işte üç aylar falan deme diyor.
İşte zekat veririm, farz olanı veririm.
Yok işte infakmış, sadakaymış, daha benden bir şey istemeyin diyor.
Sonra la ezidu vela engus, yani ne artırırım ne eksiltirim.
Sonra Peygamberimiz tebessüm ediyor.
Sonra işte bedevi ayrılığa gidiyor.
Diyor ki Hazreti Peygamber, eğer sözünde vefa gösterirse diyor, işte cennet ona vacip olur.
Yani dediğini yaparsa inşallah cennete gider.
Yani bu haliste de, rivayette de açık bir şekilde beş vakit namaz ifadesi geçiyor.
Şimdi namaz vakitleriyle ilgili birkaç kavram var.
Namaz vakitlerinden konuşurken, yani gündüz dediğimizde ne kastediyoruz, gece dediğimizde ne kastediyoruz.
Bunları açıklayalım.
Şimdi gece ve gündüz, bunların bir örfi anlamda gece gündüz var, bir de şer'i anlamda gece gündüz var.
Örfi anlamda gece gündüz, örfi gündüz nedir?
Güneşin doğuşundan.
İşte batışına kadar olan, değil mi? Yani sabah namazı vakti çıktıktan sonra, akşam namazı vakti girene kadarki zamana biz örfî anlamda gündüz diyoruz.
Ama şerî anlamda gündüz, fecirin doğuşuyla başlıyor.
Yani sabah namazı gündüz namazıdır, gece namazı değildir.
Sabah namazı gündüz kıldığımız bir namaz. İşte onu da fecirin doğuşu diyoruz.
Fecir çok karıştırılır. Fecirin doğuşu, güneşin doğuşu zannedilir çoğu zaman.
Bu yani farklı şeyler.
Fecirin doğuşu, işte sabah namazının vaktinin girişi.
Değil mi? Yani imsakın başlangıcı.
İşte şerî gündüz, fecirin doğuşuyla başlıyor. Ne zamana kadar? İşte güneşin batışına kadar.
İşte şerî gecede buna bağlı olarak, değil mi?
Fecrin fecre kadar, yani sahur vaktinin sonuna kadarki kısma şerî gece diyoruz.
Ama örfî gece, sabah namazı vakti çıktıktan sonra başlıyor.
Yani arasında böyle bir, bir buçuk saatlik bir fark var.
İşte güneşin zevali diyoruz, değil mi? Az önce de kullandım.
Güneşin zevali anından itibaren.
Zeval şu demek, zeval kelime anlamı yok olmak, ortadan kalkmak.
Değil mi? Zeval bulmak, yani Türkçe'de de kullanılır, değil mi?
Zahil olmak, zeval bulmak.
Eee. ..
Güneşin zevali şu demek, güneş tam tepe noktasında olduğunda, biliyorsunuz zaten namaz kılmak, değil mi? Haram.
Biraz sonra geleceğiz, tahrimen mekruh o vakitte namaz kılmak.
Tam tepe noktasından işte kaymaya başladığı ana zeval diyoruz.
Az önce ayet-i kerimeden, اَقِمِ السَّلَاةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ diye hatırlarsanız okumuştuk.
Dülük, yani güneşin tam böyle tepe noktasından kaymaya başladığı an.
Buna zeval deniyor.
Bu esnada eğer ekvator çizgisinde yaşamıyorsak, değil mi?
Kuzey veya güney, işte kutup dairesinde yaşıyorsak, bu esnada tam güneş tepe noktasındayken cisimlerin, değil mi, doğal bir gölgesi oluşuyor.
İşte kuzeye çıktıkça veya güneye indikçe bu gölge artıyor.
Ekvatora yaklaştıkça azalıyor.
İşte güneş tam tepe noktasındayken, bir cismin oluşan doğal gölgesine de fey-i zeval deniyor.
Fey-i zeval, yani zeval esnasındaki gölge.
Şimdi bunu biraz sonra atıf yapacağız.
O yüzden aklımızda kalsın.
Tekrar edeyim.
Zeval, güneşin tepe noktasından kayması.
Fey-i zeval de, tam kaydığı andaki doğal gölge.
Şimdi biz işte 36-42, değil mi, paralellerinde yaşıyoruz.
Tam yazın güneşi dik aldığımız mevsimde bir cismi koyalım herhangi bir şehire.
3-5 santim de olsa, 10 santim de olsa
küçük bir gölgesi oluşur.
İşte buna fey-i zeval deniyor.
Grup, değil mi, grup.
Eski şarkılarda çok geçer.
Güneşin batışı demek.
Tulu, bu da güneşin doğuşu anlamına geliyor.
Bir de kırmızı şafak, beyaz şafak ifadeleri var.
Bunlar Arapça'da işte şafak-ı ahmer, şafak-ı ebiyat deniyor.
Bu da akşam ve yatsı namazlarının vaktinde bilmemiz gereken bir şey.
Şafak-ı ahmer, akşam namazı vakti,
işte girdikten sonra belli bir vakit sonra tan yerinde, ufuk çizgisinde oluşan kızıllık.
Buna da işte tan kızılığı, şafak, kırmızı şafak deniyor.
Bu kızılıktan bir müddet sonra, 10-15 dakika sonra hafif bir beyazlık oluşuyor ufuk çizgisinde.
Buna da beyaz şafak.
İşte tan yerinde oluşan beyaz.
Tabii çok net, böyle bir gündüz beyazı gibi değil ama hafif bir beyazlık oluşuyor.
Buna da beyaz şafak deniyor.
Fecir kelimesini de izah edelim. Az önce de geçti.
Fecir, fecera aslında Arapça'da doğmak, çatlamak.
Böyle hani tohumun açılıp içinden şeyin çıkması, tanenin çıkması.
Bunlara fecir denir. İnfecera.
İnfecera suresi var işte patlama, açılma anlamında.
Fecir sabah namazının başlangıcı.
Böylelikle vakitlere de girelim.
Sabah namazının vakti ne zamandır?
Sabah namazı fecirin doğuşuyla başlar.
Güneşin doğuşuyla sona erer.
Fecir dediğimiz hadise ufuk çizgisinde, tan yeri diyoruz ya, tan yeri ağarınca.
Ufuk çizgisinde oluşan bir aydınlanma.
Şimdi geceden gündüze intikal ediyoruz.
Birdenbire aydınlanma olmuyor.
Belli bir süreç.
1-1.5 saatlik bir süreç içerisinde aydınlanma yaşanıyor.
Dünya sürekli döndükçe güneş ışıkları, şöyle bir küre var, güneş ışıkları
böyle geliyor, böyle geliyor, böyle geliyor.
İfade edemedim de.
Şuradan vuruyor, şöyle vuruyor, böyle vuruyor.
Yani burada yaşayan birisi için güneş ışıkları aslında
şuradan aşağıdan dikey kesitler şeklinde ilk vuruyor.
Onlar, o dikey ışıklar ufuk çizgisinde ilk anda yerden göğe doğru
dikey ışık hızmeleri şeklinde gözüküyor.
Buna yalancı fecir, fecir-i kazip deniyor.
Yani bu henüz aslında
sabah namazının vaktinin girdiğini göstermiyor.
Yani sahurun bittiğini göstermiyor.
Bundan bir kısası çok uzun değil.
10-15 dakika sonra, 20 dakika sonra falan gerçek fecir gelecek.
Buna da fecrisani deniyor, gerçek fecir.
Gerçek fecirle birlikte o ufuk çizgisindeki aydınlanma
dikey olmaktan yatay olmağa geçiyor. Yani böyle dik dik ışıklar, parça parça ışıklar şeklinde değil, tam böyle ufuk çizgisini tamamen böyle kapsayan bir
aydınlığa dönüşüyor.
Tabi bu aydınlık sabah güneş aydınlığı değil.
Yani tan yerinde oluşan bir ağırma.
Öyle diyelim.
Bu ağırmayı gördüğümüzde
namaz vaktinin girdiğini, sabah namaz vaktinin girdiğini imsakın başladığını artık söylüyoruz. Ne zamana kadar?
İşte hatta
güneş doğana kadar işte bu bir saattir, bir buçuk saattir mevsimine göre, konumuna, dünyadaki konumuna göre değişir.
Sabah namazı vakti
fecrin tuluğundan yani fecri sadıkın, ikinci fecrin yani gerçek fecrin doğumundan güneşin doğumuna kadar devam eder.
Bu esnada sabah namazının vakti.
Peki sabah namazını hangi anda kılarsak daha eftaldir?
Yani sabah namazını
Ramazanın orucunda değil mi, sahura kalktığımızda ne yapıyoruz? Eğer camiye gitmiyorsak, evde kılıyorsak, hemen değil mi Allah-u Ekber demeye başladığında
biraz da namazı hızlı kılan birisiysek, la ilahe illallah duymadan namazı bitiririz.
Evet, uyuyacak
ya da işe gidecek.
Şimdi bununla ilgili mezhepler arasında bir görüş ayrılığı var.
Eftal vakit hangisidir?
Hanefi
mezhebine göre eftal vakit hemen fecr doğar doğmaz değil de, biraz daha böyle güneşin doğmasına yakın vakitte kılmak.
Buna isfar
deniyor, isfar. Yani böyle aydınlatma anlamında. Hanefi mezhebinde müstahap olan vakit budur.
Yani ikisi de caiz.
Hiçbir problem yok. Yani fecrin doğuşundan
güneşin doğuşuna kadar istediğiniz zaman namazı kılabilirsiniz. Her halükarda caizdir ama müstahap olanı, yani daha uygun Hanefilerin tespitine göre
sünnete daha uygun olanı biraz böyle vakit hafif geçtikten, yani sabah namazı vakti yarısını diyelim, geçtikten itibaren kılmaktır. Hanefiler buna
isfar, ağartma diyorlar.
Diğer mezheplerde karanlıkta kılmak daha eftal.
Gales diyorlar hocam.
Gales, karanlıkta böyle
zifiri karanlıkta kılmak daha eftal.
Hz. Aişe, annemizden bir rivayet var. Diyor ki biz sabah namazına giderdik, kılardık, sonra cemaat dağılırdı.
Kimse kimseyi tanımazdı.
Yani o kadar karanlıkta kılarlardı ki namazı dışarıda, namazı bittikten sonra cemaat dağıldığı anda bile kimse kimseyi, yani gördüğünde karanlıkta
tanıyamazdı diye bir rivayet var.
O yüzden diğer mezhepler bunu tercih ediyorlar.
Ama Hanefi mezhebinde biraz daha, yani güneşin doğmasına yakın vakitte kılmak daha
eftal. Tabi bu şu demek değil, yani saati son 15 dakikaya kurup, değil mi?
Güneş doğmadan 15 dakika, 10 dakika öncesinde kurmak demek değil.
40 ila 60 ayet okuyacak kadar bir hesap yapacağız.
Ona göre sabah namazını ayarlayacağız. Yani bu da yaklaşık bir yarım saat önce
falan demek oluyor. Yani son 10 dakika değil yani. Dediğim gibi caizdir Allah'ın izniyle. Yani güneş doğana kadar namaz kılınabilir, caizdir ama Hanefilerin müstahap dediği
son 10 dakika, 15 dakika değil, yanlış anlaşılmasın.
40 ila 60 ayeti okuyacak kadar bir vakit takdir edeceğiz. Bir de hani ola ki namazımız ifsad oldu. Namaz
kılarken abdestimiz işte bozuldu, bir şey oldu. Tekrar abdest alıp yani yeniden namazı kılacak kadar bir vakit, bir pay bırakmak gerekiyor.
Hanefilerin isfardan anladığı bu.
Şimdi sabah namazıyla ilgili şöyle bir farklılık var. Diğer namazlar vaktinden. Sabah namazını
kılarken eğer vakit çıkarsa biliyorsunuz namaz ifsad oluyor.
Değil mi?
Yani güneş doğarsa, sabah namazı kılarken henüz farzı bitirmediysek
namazımız ifsad oluyor. Tekrar daha sonra kerahit vakti bittikten sonra kaza etmek lazım.
Mesela öğle namazında öyle değil. Değil mi?
Öğle namazının son ana kaldı.
İşte tekbir aldık, namaza başladık.
İkinci ezan okundu.
Namaza devam edeceğiz. Öğleye kılacağız.
Tekbirine yetiştiysek inşallah o namaza
yetiştik sayılır. Vaktine yetiştik sayılır.
Akşamda da öyle. Yatsıda da öyle. İkindi de de öyle. Aslında ikindiydi. Son ana mekruh vakti bırakmamak
lazım ama olay ki kaldı.
Tam Allahu Ekber dedik. Namaza başladık.
Daha birinci rekat bitmeden akşam ezanı okundu. Namaz oldu mu?
Allah'ın izniyle oldu. Ama sabah namazında
bir farklılık var. Sabah namazı çünkü diğer namazlardan farklı olarak bir vakit namaz vaktinden diğer bir namaz vaktine geçiş yok ya sabahtan. Mesela
öğle bittiğinde ikindiye geçiyoruz. İkindi bittiğinde akşama geçiyoruz. Ama sabah namazı vakti çıktığında namazdan fari, namazı olmayan bir vakte yani farz namazı olmayan bir
vakte geçtiğimiz için o yüzden sabah namazının buna dikkat etmek lazım. Yani vakit çıkarsa namaz kılarken o namazı daha sonra kirayet vakti geçtikten sonra
iade etmek, kaza etmek daha doğrusu gerekiyor.
Sabah namazının vakti böyle.
Geldik öğle namazına.
Öğle namazının
vakti, işte güneş tam tepedeyken tepedeyken kayması ile birlikte yani dülük, az önce ayette okuduğumuz
dülük ile yani zeval ile birlikte öğle namazının vakti başlıyor.
İşte diyelim bir çubuk koyduk böyle işte tam zevalde tepe noktasındayken işte
baktık 10 santim gölgesi var. Biraz sonra ona geleceğiz ikindi vaktinde.
O 10 santimi akılda tutacağız.
Ondan sonra yani zevalden sonra öğle namazının
vakti başlıyor. Ne zamana kadar?
Ebu Hanife'ye göre misleyhi, imameyne göre mislehu.
Yani o çubuktan
bahsettik. Çubuğun gölgesi bir katına erişene kadar. Mesela bir metrelik bir çubuk koyduk ya işte gölgesi bir metreye ulaştığı ana
kadar öğle namazının vakti devam ediyor.
10 santimde pay vardı.
Tam zeval noktası anında 10 santimde doğal gölgesi vardı yani.
Artı 10 evet.
Esneme payı.
Yok. Diğer yerlerde.
Ekvatorda. İşte değişiyor.
Zaten 10 santim sabit demedim.
10 santimi örnek olarak zikrettim. Her yerde 10 santim değil. Yani yanlış anlaşılmıyor.
Her şeyde diyelim, şeye yakın ekvatora yakın yerlerde 5 santim.
Türkiye'de 10 santim. İşte Avrupa'nın kuzeyine doğru çıktıkça 15-20
neyse değişiyor. Yani her yerin kendisine göre.
Tekrar edeyim. Yani bir nesneyi işte bu bir çubuktur ne bileyim işte kılıçtır. Artık ne kullanıyorsanız. Silahtır.
Koydunuz.
Tam öğle güneş tepe noktasındayken 10 santim doğal gölgesi. 1 metre değil mi? 15 santim neyse doğal gölgesi var.
Sonra o nesnenin kendi gölgesi bir katına eriştiği anda işte artı o pay. Öğle namazının vakti çıkıyor. Bu kime
göre? Tekrar edelim. Bu Ebu Arife dışındaki diğer bütün fakirlere göre.
Şimdi İmam-ı Azam diye boşuna dememişiz.
Değil mi? En büyük imam.
Pek çok meselede İmam-ı Azam
tek başınadır. Yani diğer herkes ona karşıdır.
Ama mezhep uleması vefalı olduğu için
bu Ebu Hanife'nin yalnız kaldığı birçok konuda Ebu Hanife'yi takip ederiz. Hanifeler olarak.
Bu da ilginç bir husus yani.
Ebu Hanife mesela öğrencilerini bile
bazılarını ikna edememiş bazı konularda.
Ne gibi mesela?
Salat-ı Vitir gibi. Değil mi?
Salat-ı Vitir vacip. Ebu Hanife Hazretlerine göre vacip. Ebu Hanife
diyor ki yani Efendimiz bu namaza o kadar vurgu yaptı ki ben buna böyle diğer namazlar gibi sünnet deyip geçemem. Farz aslında farz demek istiyor. Ama
işte farz demek için de ilk derste hatırlarsanız konuşmuştuk. Çok kesin deliller olması lazım. Farz diyemem ama diğer sünnetler gibi de göremem.
Değil mi? O yüzden işte farzın altına sünnetlerin üstüne çıkararak vacip diyor.
Şimdi Ebu Hanife'nin öğrencileri, meşhur öğrencileri var. Değil mi? Ebu Yusuf, İmam
Muhammed, Züfer, Hasan Bin Ziyad. Bunlar Ebu Hanife'nin ağ takımı.
Onları bile mesela ikna edememiş. Vitir konusunda. Ama mesela Hanefi mezhebinin daha sonraki
yerleşik görüşü. Değil mi? Yüzyıllar boyunca Hanefi uleması hep Ebu Hanife'nin bu görüşünü takip etmiş.
Ondan sonra işte bu meselede de böyle. Değil mi? Bu mesele
biraz gerçi ihtilaflı.
Ebu Hanife'ye göre her bir nesnenin gölgesi iki katına ulaşana kadar öğle namazının vakti devam eder.
Evet. Yani Ebu Hanife biraz daha burada öğle namazının vaktini daha uzatıyor. Ama bu şu demek değil. Yani diğer mezheplere göre öğle namazının vakti bir saatken
Ebu Hanife'ye göre iki saat anlamına gelmiyor. Değil mi? O çünkü gün içerisindeki harekete göre. Yani bir nesnenin gölgesinin bir katına ulaşması için geçen vakitle
iki katına ulaşması için geçen vakit eşit değil.
Değil mi? İkinci kısım daha kısa sürüyor.
Yani bir 20-25 dakikasında. Yani 15- 20-25 mevsimle göre değişiyor.
Şimdi bunun ne önemi var?
Bunun önemi şurada.
Şimdi bizim günümüzde uygulama hangi mezhep, hangi görüşe göre Ebu Hanife'ye göre değil.
Yani şu an Diyanet'in takvimlerinde Cumhur'un görüşü tercih ediliyor. Yani Ebu Hanife'nin dışındaki hem diğer Hanife alimlerinin hem de diğer mezheplerin görüşü
tercih edilmiş. Namaz takvimleri ona göre hazırlanmış.
Biz Ebu Hanife'ye göre değil, diğer Hanifi imamlara göre şu an öğle namazının vaktini
uyguluyoruz.
Buna bilmenin önemi şu.
Yapılabilir anlamında bir fetva gibi anlaşılmasın
söyleyeceğim.
Bir esneme payı var.
Şimdi ezan okundu ya aslında bir 10-15 dakika daha öğle namazının vakti aslında devam ediyor.
Kime göre ama? Ebu Hanife'ye göre.
Onu da bilelim.
Bu tersinden aslında hilaftan kaçınmak tabi evladır.
Yani bu çok önemli bir mesele.
İhtilaftan kaçınarak hareket etmek lazım. Namazı sormakta bırakmamak lazım. En doğrusu bu.
Ama ola ki kaldı. Bir meşru mazerette kaldı. Aslında
Ebu Hanife'ye göre bir 10-15 dakika daha vaktimizin sonu söyleyebiliriz.
Tersinden de ikindiyi erken kılmamak gerekiyor. Öyle de bir tezahürü var. İkindiye
ezan okunur okunmaz. Namaz kılarsak olur mu?
Olur tabi ki. Diğer mezheplere göre Ebu Yusuf'a, Şeybani'ye göre de Hanifilerden olur.
Ama Ebu Hanife Hazretlerine göre aslında
henüz vakit girmiş değil.
O yüzden ikindiyi biraz geciktirmek müstehaptır.
O yüzdendir.
İkindiyi biraz böyle ihtilaftan
açılmak için bir 15-20 dakika yarım saat aslında geciktirerek kılmak lazım. Şimdi Türkiye'de maalesef camilerimizde
sabah namazı dışında diğer namazlar hemen kılınıyor.
Aslında çok doğru değil.
Arap ülkelerinde malumunuz namaz vakitlerini gösteren tablolar var ya
orada bir ezan vakitleri yazar.
Bir de namaza durma vakitleri yazar.
Böyle ezan okunur okunmaz namaza durmazlar.
Öğle namazını 15-20 dakika sonra ikindiyi 10-15 dakika sonra akşam tacili müstehabı olduğu için akşam hemen kılınır.
Ezan okunur yarım saat sonra
dururlar namazı.
Bizim Türkiye'de maalesef bu yok.
Yani aslında olması lazım yani.
Aslında cemaate katılımı da
artıracak bir şey.
Ezan okunduktan belli bir süre sonra namaza duracağını bilen insan hazırlığı yoksa da, abdesti yoksa da alır gider.
Şimdi ikindi de
yani buna Ebu Hanife'nin eğer görüşüyle amel ettiysek ikindiyi de 15-20 dakika en azından geç kılmamız lazım.
İkindiyle ilgili durum bu.
İkindinin vakti işte bu ihtilafa göre Ebu Hanife'ye göre nesnelerin gölgesi ikimizine ulaştığı anda
diğer imamlara göre ise bir misline ulaştığı anda ikindinin vakti başlar. Ne zamana kadar?
Güneş atana kadar.
Herkes Efendimiz'e geliyor.
Ben böyle yaptım, olur diye.
Böyle yaptım, olur diye.
Kim ne yaparsa yapsın, olur diye bir şey var.
Bu ikisini ben bütünleştiriyorum
acizane. Öbür taraftan da Yunan felsefelerinden etkilenerekten mantık kuramıyla bir yorumlama tekniği var.
Yanlış olabilirim burada.
Ve biz burada her şey yolunda her şeye bir okey onay, yeter ki yolun ve yönelişin olsun diye
anlayabildiğimiz bir şeyden çok katı kurallar ve köşeli parantezler içine girerekten oldu mu olmadığını çok mu meylediyoruz?
Evet, anladım.
Şimdi evet, anladım.
Yani Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam
sahabenin sorularına genellikle müsbet cevap vererek onların amellerini cevaza yormak suretiyle Onların ihlaslarına, niyetlerine itimaden yaptıkları amellerin bazen, günümüz diliyle şekil şartlarına bakmadan caizliğine hükmederken, daha sonra biz bunları katı sınırlara koymuşuz.
Burada bir problem var mı?
Şimdi şöyle, ilk derste bunu konuşmuştuk. Fıkıh ilminde sınırlar tespit edilmeye çalışılıyor.
Bu sınırlar da yine aslında Hz. Peygamber Efendimizin tatbikatından hareketle tespit edilmeye çalışıyor.
Şimdi bakın bugün ne konuşuyoruz? Vakitleri konuşuyoruz.
İşte ayet-i kerimelerin delaletlerinden ilk başta konuştuk, Efendimizin uygulamasından bahsettik.
Bunların nihayetinde biz sıhhat, fesat, butlan gibi sonuçlarını tespit etmeye çalışıyoruz.
Yani bir müftüye, bir faküye gelindiğinde, belli bir şartlar, belli bir şekil unsurlarına riayet edilerek veya edilmeyerek gelindiğinde, arz edildiğinde işte müftü efendiye, hocam ben şöyle şöyle bir şey yaptım, namaz kılarken şöyle bir şey oldu, namazım oldu mu olmadı mı?
Şimdi müftü burada şöyle cevap veremez, önemli olan senin niyetindir.
Ya sen işte abdestin bozulmuş, elin kananmış, boşver önemli olan senin ihlasındır, kalbin temiz.
Kalbin temiz, sen boşver takılma.
Şimdi müftü efendi böyle cevap veremez.
Çünkü biliyor ki abdest, işte kan aktığında abdestin bozulacağına dair elinde bir fıkhi bilgi var, bir rivayet var, bir ayet-i kerime veya işte hadis var.
O yüzden yani müftüler, kadılar, fakihler, kendiliklerinden böyle şey yapamazlar.
Şimdi Efendimiz'den dediğiniz o, Hz. Peygamber gerçekten öyle pek çok sahabe ile olan Efendimiz'in konuşmalarını da görüyoruz.
Aleyhissalatü Vesselam hep böyle amellerin salih olacağına, sahih olacağına dair hep sahabeyi yönlendiriyor.
Aslında bunlar fıkıhta da o cevaz dairesini çizen rivayetler.
Yani fakihler bunları dikkate alıyor.
Bu bahsettiğiniz rivayetler onların da malumu.
O zaten rivayetlerden, Hz. Peygamber'in çizdiği sınırlar içerisindeki cevaz alanının içerisinde olan nedir, olmayan nedir bunları tespit etmeye çalışıyorlar.
Bir de şöyle bir ilke var fıkıhta.
Hem ibadetlerde hem de muamelatta yani hukuki ilişkilerde söz konusu.
Fakihler buna çok gerçekten riayet ederler.
Taharri lil cevaz diye bir kavram var.
Yani caizliğin peşine düşmek.
Eğer diyor ki bizim ulema bir müminden bir amel sadır olduğunda bu ibadet olabilir, bir hukuki münasebet olabilir.
Eğer ortada bizim bunu yani caizliğe hamle edebileceğimiz bir şey varsa, elimizde bir veri, bir sebep, zayıf da olsa bir gerekçe varsa biz bunu kullanırız.
Yani mümini günaha nispet etmektense, fesada, haram işlemiş olmakla nispet etmektense, cevaza nispet etmeyi yani yaptığı işin helal, caiz olduğunu söylemeyi yeğleriz.
Ama işte bunun da bir takım hukuki sınırları var deyip geçelim.
Bir de tümden geleni düşünüyorum.
O ne bir eksik ne bir fazla yapalım diyen kişinin hiç mi kafasında soru işareti yok?
İşte o bedevi Müslümanlığı.
Eğer ona talipseniz.
Hayır sıfırı soru işaret.
Bu tamam.
Yani hiçbir sorusu olmadı mı?
Gelip sormadı mı?
Olmuştur illa ki.
Ama aynı kişi mi bilmiyoruz?
Şimdi biliyorsunuz meşhur bir şey var.
Pek çok sahabi bunu söylüyor.
Biz diyorlar Resulullah Aleyhisselam'a alelade konuşamazdık tabi.
Efendimizden hürmetleri, çekinceleri, saygıları sonsuz.
Peygamberimizi hem çok seviyorlar biliyorsunuz değil mi?
Hem de çok çekiniyorlar.
Çok korkuyorlar demek istemiyorum da çok çekiniyorlar gerçekten.
Çok saygı duyuyorlar.
Çünkü anında vahyi inebilir yani hakkınızda.
Bir anda böyle Medine'ye rezil olabilirsiniz.
Var bunun da örnekleri var biliyorsunuz.
Müminler hakkında da var.
İşte Tebük gazvesine katılmayan.
Sahabeler hakkında ayet iniyor.
Bunlar aylarca kendilerini Mescid-i Nebev'in sütunlarına bağlıyorlar.
Yani sahabi olmak kolay değil.
Peygamberimize kafalarına çok sorular geliyor taklıyor ama soramıyorlar.
Diyorlar ki yani keşke bir bedevi gelse de soru sorsa diye beklerdik.
Bedevilerin o biraz perdesizliğinden istifade ederek.
Bazen böyle herhalde sufle de veriyorlarmış bedevilere.
Şunu Peygamberimize sor.
Şunları sor falan.
Var gerçekten bununla ilgili rivayetler var.
Mesela Hz. Ali Efendimiz peygamberimizin damadı.
Bazı böyle ailevi münasebetlerle ilgili sorucak şeyler var.
Tabii hayal ediyor, çekiniyor, soramıyor.
Başkalarını gönderiyor, sorduruyor.
Böyle şeyler var.
Yani o işin farzı, kesin zorunlulukla ilgili sınırları dediğiniz gibi.
La ezidu vela enkuz.
Yani artırmam eksiltmem ama işte o şey.
Birinci kademe yani.
Birinci kademe farz düzeyindeki talepler.
La nihayetelil kemal.
Kemalin sonu yok.
Evet. İkindi namazının vakti ne zaman bitiyor?
İşte güneşin doğuşuyla bitiyor.
Evet. Gurubu şems dediğimiz.
Tam yerinde işte güneşin batışıyla bitiyor.
İkindi namazının müstahap vakti az önce söylemiştik.
Biraz hemen ezan okunur okunmaz değil.
Biraz hafif bir 15-20 dakika bekledikten sonra kılmak.
Ne zamana kadar o müstahap vakit devam ediyor?
Güneşe baktığımızda güneş ışıkları gözümüzü rahatsız ettiği sürece ikindi namazının müstahap vakti devam ediyor.
Ama böyle ufka baktık artık güneş ışıkları gözümüzü kesmiyor.
Artık rahatsız etmiyor.
O noktaya geldiysek ikindi namazının mekruh vakti girmiş demektir.
Bunun da sınırı böyle.
10-15 dakika diye demeden tabi olarak çizilen sınırı böyle.
Ama olur mu? Olur tabi ki.
Yani akşam vakti girene kadar ikindi namazını kılabiliriz.
Geciktirmemek tabi ki gerekir.
Ama kılamadıysak bir meşru mazeretle akşam ezanı okunana kadar yine ikindinin vakti devam ediyor.
Kerahette birlikte tabi ki.
Akşam işte güneş batışıyla birlikte akşam namazının vakti girdi.
Ve ne zamana kadar?
Yatsı namazına kadar.
Peki yatsı namazının vakti ne zaman giriyor?
Burada da yine İmam-ı Azam Hazretleri ile diğer alimler arasında bir ihtilaf var.
Şimdi İmam-ı Azam diyor ki akşam güneş battıktan sonra işte bir saat sonra, bir buçuk saat sonra yine mevsimine göre değişir.
Tan yerinde böyle bir kızıllık oluşuyor ya.
Güneş battıktan belli bir süre sonra.
Diğer mezhep imamlar diyorlar ki o kızıllığı gördüğümüzde yatsı namazının vakti girmiş demektir.
Yani akşamın vakti çıkmış.
Yatsı namazının vakti girmiş demektir.
Tekrar edeyim.
Güneş battıktan sonra bir saat 15 dakika kadar yani 75-80 dakika kadar geçtikten sonra ufuk çizgisinde böyle bir kızıllık oluşuyor.
Tabi bunu İstanbul'da görmek mümkün değil.
Mezra da açık yerlerde bu görülebilir.
Diğer mezhep imamlarına göre Hanefilerden de yine Ebu Yusuf Şeybani gibi Ebu Hanife'nin öğrencilerine göre işte bu kızıllık belirince
akşam namazının vakti çıkmış demektir.
Ebu Hanife diyor ki daha vakti var, acele etmeyin.
Bir 10-15 dakika daha bekleyin diyor.
Bu kızıllıktan sonra ufuk çizgisinde oluşan bir beyazlık.
Yani el beyza ba'del humra.
Yani kızıllıktan sonra oluşan ağartı.
Tabi bu gündüz aydınlığı gibi bir şey değil.
Ufuk çizgisinde oluşan beyaza yakın bir renk.
Bu rengi gördüğümüzde diyor Ebu Hanife'ye göre
yas namazının vakti girer, akşam namazının vakti çıkar.
Yine bu ihtilaftan sakınma adına akşam namazında vakit girer girmez tabi ki kılmak lazım.
Zaten diğer namazlardan farklı olarak biliyorsunuz akşam namazında tacil müstehaptır.
Yani vakit girer girmez hemen davranmak namazı kılmak müstehaptır.
Evet yas namazının vakti de böylelikle girdi.
Şimdi yas namazının eftel olan vakti ne zaman?
Şeyden itibaren
akşam vaktinin girişinden yani gurubu şemsten, güneşin batışından fecrin doğuşuna kadar gece.
Az önce söylemiştik ya gece diyoruz.
Yani şer'i anlamda gece.
Akşam namazı vakti girdikten sabah namazı vakti girene kadarki kısma gece diyoruz.
Bu aslında 3 kısım.
Geceyi 3'e bölüyorlar.
Birinci 3'te birlik dilim,
ikinci 3'te birlik dilim, son 3'te birlik dilim şeklinde.
Yani sülüse-i leyl diye geçer ya hadislerde.
Gecenin 3'te birlik dilimi, 3'te ikilik dilimi.
Bu ilk 3'te birlik dilim de
akşam ve yas namazlarının normal vakti.
Yani akşam artı yastığının ezan okunduktan sonraki o 1 saatlik falan, 1-1.5 saatlik dilim.
Yani burada takriben 9 saat diyecek olursak bu vakte, tabi yine kış yaz değişiyor.
İlk 3 saati, bu da akşam namazı ve yas namazının da müstehab vakti.
İkinci 3'te birlik dilim, bu da yani caizdir.
İkinci 3'te birlik dilimde de yaslıyı geciktirerek kılabiliriz.
İşte 12'ye 1'e kadar yaslıyı geciktirebiliriz.
Bu da caizdir.
Son kısım da caizdir.
Yani sabah namazı vakti girmeden, yani girmediği sürece namaz kılmak caizdir ama
son kısmı bırakmak biraz çok hoş değil.
Yani mekruh görülüyor.
Çünkü artık son kısmı bıraktığımızda uyuyakalma riski var, işte namazı kaçırma, tekrar kalkamama riski var.
O yüzden son kısmı bırakmak pek doğru değil.
Ama yine de vakit devam ettiği için sahur vakti bitmedikçe, imsak vakti girmediği sürece yaslı namazı kılınabilir.
Şimdi bazı biliyorsunuz bununla ilgili
son yıllarda bazı tartışmalar oldu.
Bazı hocalar yaslı namazının vaktinin aslında yaslı ezan okunduktan işte 1-1.5 saat sonra sona erdiğini, yani gece yarısından sonra
yaslı namazının kılınamayacağını söyleyenler oldu. Bu doğru değil tabi.
Yani sahabe efendilerimize itibaren, yani ümmetin bir icması var.
Sabah namazı vakti girene kadar
yaslıyı kılabiliriz.
Şimdi yaslıya tabi olarak kıldığımız bir namaz daha var.
Vitir namazı.
Az önce de demiştim Ebu Hanife Hazretlerine göre vacip,
diğer alimlere göre sünnet.
Ebu Hanife bu vacibi yaslıya tabi bir namaz olarak görüyor.
Yani yas namazı kıldık, daha sonrasında bir de vitir kılacağız.
Yaslıya tabi bir namaz.
Peki vitir namazının vakti ne zamandır?
Vitir namazının vakti yaslı vakti midir?
Yaslıyı kıldıktan sonra mıdır?
Böyle bir meselemiz var.
Ezan okundu ya, Ezan-ı Şerif okundu yaslı ezanı.
Vitiri kılabilir miyiz?
Kılamayız. Önce yaslıyı kılmamız lazım.
Şimdi uygulamada bu böyle.
Yani herkes bunu söylüyor.
Ama şöyle bir ihtilaf var.
Yani bir kimse mesela bir elbiseyle namaz kılsa,
daha sonra yaslıyı kılsa, daha sonra elbisesini değiştirse, vitiri kılsa, sonra bir baksa ki ilk elbisesi necasetliymiş.
Yani yaslı namazı aslında olmamış.
Ama ikinci elbisesiyle kıldığı vitir namazı sahih.
Şimdi bu kişi yaslıyı kazanacak ya, vitiri de kazanacak.
Ebu Hanife'ye göre etmeyecek.
Çünkü Ebu Hanife'ye göre onun şey,
vakti, yani yaslının bir şekilde edasından sonra girdiği için Ebu Hanife'ye göre, yani bu kişi de kendi zanlınca sahip şekilde namazı kılmıştı.
Daha sonra vitiri tamamen bütün şartlara uygun bir şekilde kıldığı için
vitiri iadesine gerek yok.
Ama diğer alimlere göre yaslı namazı bunun olmadı ya, yaslı namazı olmadığına göre vitir de olmadı.
Yani böyle bir ihtilaf var.
Hasılı yani vitir namazı,
yaslı namazına tabi olarak kılınan bir namaz.
Hiçbir alime göre söyleyelim, yani hiç birisi şunu söylemiyor, önce vitiri kılabilirsin diyen yok.
Mutlaka önce yaslı ardından vitir.
Teravih namazı yine yaslıya tabi olarak, Ramazan aylarında inşallah edebileceğimiz teravih namazı var.
Teravihin vakti de yine yaslıya tabidir.
Yaslı kılınmadan teravih kılınmaz.
Peki sıralama nasıl?
Yaslı, teravih, vitir şeklinde mi?
Yaslı, vitir, teravih şeklinde mi?
İkisi de caiz.
İkisi de olabilir.
Yani yaslı kıldık, vitiri kıldık,
teraviyi de kılabiliriz.
Yaslı, teravih, vitiri de kılabiliriz ama vitiri en sona bırakmak tabi daha eftaldir.
Yani vitir çünkü gecenin son namazı.
Yani uyumazdan evvel daha doğrusu.
Uyumazdan evvel kılınması istenen son namaz olduğu için vitiri sona bırakmak gerekiyor.
Hatta bir kişi mesela gece namazına itiat edindiyse sürekli teheccüde kalkıyorsa
diyorlar ki yani vitiri de teheccüdden sonra kılsın.
Gecenin son namazı olacağı için.
Ama öyle bir itiadı yok.
Bazen kalkıyor, bazen kalkmıyor.
Vitiri yatmadan kılabilir.
Ama sürekli teheccüde kalkan birisi ise tavsiye edilen diyelim yani vitiri teheccüdden sonra kılması.
Ama yatmadan da kılabilir.
Hiçbir mahsur yok.
Hazreti Peygamber uyumaktan sonra mı ağırlıklıyorsa yatmadan evvel?
Vitiri mi?
Şimdi Efendimiz'e biliyorsunuz
teheccüd farz.
Diğer Müslümanlara mendup, müstehab.
Nafile diyemedim.
Normal bize yani.
Bizim için farz değil ama Efendimiz'e farz.
Fetheheccet bihi nafile tenlek diye bir ayet-i kerime var.
Hazreti Peygamber Efendimiz
gece kalktıktan sonra vitiri kılıyor.
Hazreti Peygamber'in teravih ile ilgili rivayetlerde Peygamberimiz'in kaç rekat teravih kıldığıyla ilgili
biliyorsunuz farklı sayılar var.
11 diyenler var.
9 diyenler var.
13 diyenler var.
Hep tek dikkat ederseniz.
Çünkü işte artı bir veya artı üç vitirden o ileri geliyor.
Hazreti Peygamber'in Ramazan'daki kıyamul leyli
teravih.
Kıyamul leyl teheccüd namazı demek.
Geceyi ihya etmek demek.
Peygamberimiz zaten her gün gece namazı kılıyor. Ona farz.
Vitiri de peşinden kılıyor.
O yüzden hep rivayetlerde tek sayı ile geliyor.
Peygamberimiz buna bir de Ramazanlarda
teravih diye bugün andığımız namazı ilave ediyor.
İkimiz sayısı da oradan geliyor. İnşallah konuşacağız.
Yani Peygamberimizin zaten her gün kıldığı bir teheccüd namazı var. Belli sayıda.
Belli rekatta.
Ramazan'da buna ilave ettiği işte 8 veya 10, 12 rivayet rekat daha ilave ediyor. İşte toplamından biz 20 rekatı çıkarmışız.
Teravih de konuştuk. Cuma namazının vakti.
Cuma namazının vakti ne zaman? Normal öğle namazının vakti.
Cuma namazı cemaatle kılınması farz olan
bir namaz olduğu için, ezan okundukta hemen işte camiye gidiyoruz.
Yani öğle namazı vaktinde kılıyoruz. Böyle bir alışkanlık, böyle bir adet diyelim.
Yerleşik bir uygulama var.
Ama bu şey demek değil. Cuma namazı hemen ezan okunur okunmaz, kılınması farz.
Böyle bir durum, böyle bir emir yok.
İkindi vakti girene kadar Cuma namazı kılınabilir.
Cuma namazına eğer yetiştiysek Cuma namazını kılacağız. Yetişemediysek
herhangi bir sebeple işte seferiyiz, hastayız Cuma namazına bir şekilde gidemedik.
O gün öğle namazını kılacağız. Yani Cuma namazının yerine
öğle namazını kılacağız. Yani Cuma namazının farzı 2 rekat ya.
Cuma'ya gidemeyen kişi kendi evinde kılıyorsa 2 rekat kılmayacak. Normal öğle namazı olmak üzere
4 rekat namazını kılacak işte sünnetleriyle beraber.
Bayram namazı var bir de. Vakitli namazlardan bayram namazı.
Bayram namazda sabah namazını kıldık.
Bir mekruh vakit var. İşte 40-45 dakikalık bir mekruh vakit. Bu mekruh vakit çıktıktan sonra
başlıyor. Ne zamana kadar? Öğle vaktine kadar. Yani sabah uygulama. Türkiye'deki uygulama
işte dediğim gibi kerahet vakti çıktıktan sonra bayram namazını kılması şeklinde ama aslında böyle bir gerekli değil bu.
Hatta Peygamber Efendimiz biliyorsunuz musallada bayram namazlarını kıldırıyor. Yani normal mescidi haramda kıldırmıyor.
Mescidi nebevi de kıldırmıyor.
Medine'nin musallası
olarak tayin edilen bir yer var. Namazgahı var.
Peygamberimiz bayram namazlarını namazgahta kıldırıyor.
İşte oraya bütün Müslümanlar geliyorlar.
Böyle bir bayram. Hakikaten
bir bayram. Şenlik havasında.
Biraz daha böyle Hazreti Peygamber'in bize göre geç kıldırdığını da sanki söyleyebiliriz.
Yani öğlenin mekruh
vakti girene kadar bayram namazı kılınabilir. Şimdi bayram namazı bayramın doğup doğmadığı, işte Ramazan'ın bitip bitmediği, Şevval'in
başlamadığı hilale göre tespit ediliyor malumunuz.
Şimdi artık astronomik ölçümlere göre herhangi bir tereddüdümüz yok ama eski devirlerde hilal takip edilerek
ayların başlangıcı ve sonu tespit ediliyor.
Şimdi Ramazan'ın 29'unu tuttuk.
30'unu tutacak mıyız?
Yoksa işte Şevval'e mi intikal edeceğiz?
Bayrama mı intikal edeceğiz? Netleştiremedik bir türlü.
İşte bulut var.
Hava kapalı. Hilali göremedik.
Ne yapacağız?
Ve izâ ghumme aleykum fe etinnu selâsîn.
Eğer bulutluysa hava ayı 30'a tamamlayacağız.
Ramazan'ı 30'a tamamlayacağız.
31. gün Şevval inşallah doğmuş olacak.
Şimdi burada bir tereddüt var ya bundan dolayı yani bayram namazı işte aslında o gün bayram olmadığı için
namaz da kılınmıyor.
Ama bayram diyelim kesin yani bayram doğdu ama bir sebeple namazı kılamadık.
Aşırı sağanak yağış var.
Ne bileyim işte düşman işgali var.
Herhangi bir sebeple işte deprem oldu yani Allah korusun.
Bir afet, bir sebeple bayram namazı kılınamadıysa Ramazan bayramı bir
sonraki günle geçiyor.
İkinci güne intikal ediyor.
İkinci günde kılınamadıysa artık düşüyor.
Kurban bayramında da
aynı şekilde ilk gün kılamadıysak ikinci gün ikinci gün kılamadıysak üçüncü gün üçüncü güne kılamadıysak o da artık düşüyor.
Bunlar da böyle.
Evet bitirelim.
Şimdi çok kısa bir şey söyleyeyim sonra.
Namazlarla ilgili farz olan vakitleri söyledik, müstehab olan vakitleri söyledik.
Öğleyi, öğle namazını hemen kılmamak lazım.
Tekrar edelim. Özellikle de yaz mevsiminde.
Yani maalesef Türkiye'de riyayet edilmiyor hiç.
Özellikle de yaz mevsiminde öğle namazını hemen kılmamak lazım.
Peygamberimiz ''Ebridu ez zuhra fe inne şiddetel harri min feyhe cehennem'' diye bir hadis-i şerif var.
Öğleyi soğutun.
Tam Türkçesi böyle. Öğleyi namazını soğutun.
Yani biraz geç kılın.
Çünkü havanın şiddeti, sıcaklığın şiddeti cehennem alevlerinden gelir.
Böyle bir hadis var.
Öğle namazını, yaz mevsiminde öğle namazını biraz geciktirmek gerekiyor.
Hava bulutlu ise öğle namazını, akşam namazını, bir de sabah namazını erken kılmak lazım.
Diğer namazları da geciktirmek lazım hava bulutlu ise.
Çünkü orada bir vakitin gidip girmemesinden dolayı şüphe oluşuyor.
İkindiği son vakte bırakmamak lazım.
Akşamı hemen ezan okuluna okunmaz kılmak lazım.
Yaz sıdığı da ilk üçte birlik, gecenin ilk üçte birlik diliminde kılmak lazım.
Bunlar da müstahap vakitler.
Mekruh vakitler, mekruh vakitler iki türdür.
Bir tahrimen mekruh vakitler var, bir de tenzihen mekruh vakitler var.
Tahrimen mekruh olanlar biliyorsunuz üç tane.
Güneş doğarken, yani güneş doğduğu andan,
işte ilk 40-45 dakikalık vakit, yani güneşin doğumu akabindeyiz ona, doğuş anı ve akabinde yarım saat 45 dakikalık bir vakit.
Burada hiçbir namaz kılınmaz.
Tahrimen mekruhtur.
Öğlen tam güneş tepe noktasındayken hiçbir namaz kılınmaz.
Tahrimen mekruhtur, yani haram gibidir yani.
Bir de akşam, işte güneş batarken, yarım saat 45 dakika, yine hiçbir namaz kılınmaz.
İkindiyi kılamadıysak, o günün ikindisini kılabiliriz.
Onun dışında başka bir namaz kılınması caiz değil.
Bir de tenzihen mekruh vakitler var.
Bunlar da nafile namazının kılınmanın mekruh olduğu vakitler.
Yani farz veya kaza kılınabilir ama nafile namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler.
Ne gibi?
Mesela sabah namazı vakti girdi.
Sabah namazında biz, dikkat edin, sadece iki rekat sünnet, sabah namazı sünneti ve iki rekat farz.
Başka bir şey kılamayız.
Sabah namazı vaktinde kılabileceğimiz hepi topu namaz dört rekattır.
Sabah namazı vakti girdiğinde farzdan önce,
iki rekatın dışında nafile namaz kılmak mekruhtur.
Farz namazı kıldıktan sonra yine biliyorsunuz değil mi, sabahın farzından sonra da nafile kılmak mekruhtur.
İkindi namazından sonra nafile kılmak mekruhtur.
Bunlar da yine kerahit vakitler.
Bayram namazı vakti değil mi?
Bayram namazı için musallaya gittiğimizde, bayram namazından önce veya sonra nafile kılmak da yine mekruhtur.
Çünkü bayram namazında sadece bayram namazı kılınır, başka namaz kılınmaz.
Bunlar da mekruh vakitler.
Bir kimse mesela tek başına namaz kıldı, ikindi namazını kıldı, daha sonra cemaat teşkil oldu.
Mesela oturuyorsunuz burada, ikindiyi kıldınız,
sonra birileri geldi, cemaatte durdular.
Kalkıp bir de onlarla kılamazsınız.
Değil mi Hanefi mezhebinde?
Çünkü farzı kıldık ya, ikinci kez aynı namazı kıldığımızda o bizim için nafile yerine geçer.
İkindiyi farzını kıldıktan sonra da nafile kılmak mekruh olduğu için cemaate durulmaz.
Bunlar da mekruh vakitler.
Cuma günü hatip hutbeye çıktıktan sonra cuma namazı kılınıncaya kadar sünnet ve nafile namaz kılınmaz.
Bu da bizim Hanefi mezhebinde çok hassas olduğumuz bir konu.
Şafiilerde tahiyyatül mescit namazı çok önemli olduğu için onlar hatip hutbedeyken bile, görürsünüz böyle camilerde, girer adam direkt namaza durur.
Hatip hutbedeyken falan.
Onlar işte şafi, onlar tahiyyatül mescit namazı kılıyorlar.
Ama bizde hatip hutbedeyken hiçbir şekilde namaz kılınmaz, namaz mekruhtur.
Sonra başka söylemediğimiz. ..
Herhalde tamam.
Akşam da yatsı vakti çok kısa oluyor ya, genelde İstanbul'da vs.
binek üzerinde de yıkılabiliriz.
Evet.
Ne yapacağız?
Yani imkanları zorlayarak vakti içerisinde namazı kılmaya çalışacağız.
Okuduğumuz ilk ayet neydi?
Bismillahirrahmanirrahim.
Bu çok önemli bir ayet-i kerime.
O yüzden Hanefi mezhebinde de camin caiz görülmeyişinin esprisi budur.
Ebu Hanif Hazretleri diyor ki her vaktin namazdan bir hakkı var.
Biz cam yaptığımızda o vaktin hakkını vermemiş oluyoruz.
O yüzden caiz değil.
Nerede caiz sadece?
Arafat'ta bir de Müzdelife'de.
O da hacca giderseniz caiz.
Onun dışında caiz değil.
Şehir içi trafiğinde falan olabilir tabi.
İnsanın başına her türlü hal gelir.
Orada cam yapmak caiz değil.
Daha sonra fırsat bulduğunda kazasını kılacak.
Yapacak başka bir şey yok.
Onlarda namaz 3 vakit Şia'da.
Sabah, öğle, akşam.
Yani öğleyle ikindi.
Akşamla da yatsı beraber kılıyorlar.
Evet.
3 vaktilerde kelam şey yok mu?
Var.
Bazen yuva namazına gittiğimizde ezanlar evvel de girer girmez.
Tahiyyat-ül mescidi kılmak için.
Ezan vakti okundu mu?
Okunmadan. Aslında kılmamaları lazım.
Onlarda da aynısı var.
Onlar işte o tahiyyat-ül mescidi kılmam gerekir deyip girer girmez onu kılıyor.
Aslında kerahat vaktinde kılıyor. Doğru değil.
Evet.
Sabah namazını kaza ediyordu.
Sabah namazını farzını kaza ediyordu.
Son dakika yetişmeye.
Olabilir.
Evet.
Kerahatte kaza olur.
Evet. Ama daha öncesinde kılarsa daha iyi olur.
Evet. Kerahatte kaza olur.
Kerahat vaktinde kaza olur.
Şey. Ama 3 saydığımız vakitler haricinde.
Evet.
O 3 tahrimen mekruh vakitte kaza da kılınmaz.
Yani o günün farzı haric ikindiyi söylemiştik ya.
Akşam namazı vakti girecek.
İkindiyi kılmadık.
Hemen ikindiyi kılacağız.
Onun dışında kaza da kılınmaz.
Yani o 3.
Günün içerisindeki kaza ne işe yarayabilir?
Kaza değil işte.
Mesela ikindiyi kılmadı ya.
Akşam ezanı okunmak üzere
hemen ikindi namazını kılacak.
Ama başka bir namazın daha önceden kılmadığı bir namazın kazasını kılmaz.
Eda işte. Eda oluyor.
Eda oluyor. Kaza olmuyor.