Paylaş:
194 İzlenme
Ders Tarihi: 25 Şubat 2023
Euzubillahimineşşeytanirracîm Bismillahirrahmanirrahîm Elhamdülillahi Rabbil alemin ve salatü ve selamü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn.
Sallu alâ Rasûlinâ Muhammed.
Sallu alâ tabîb-i kulûbina Muhammed.
Sallu alâ şefî'u zunûbina Muhammed.
Sallu alâ seyyidina Muhammed.
Toplam farzları dediğimiz şartlarının sonuncusu.
Hanefi mezhebi böyle ayırıyor. Şartlar ve rükünler diye.
Diğer mezhepler onların hepsine farz diyorlar.
Yani toplam farzları diye sayıyorlar.
Son şartı niyet.
Niyet gerçekten çok önemli bir mesele.
Ercan hocamızın da hatırlarsanız ilk dersinde Erbain-i Nebeviyye'nin de ilk hadisidir malum.
Kale Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem İnnemâ l-amâlu bin niyâd Ve innemâ likill-lumri in mânevâ Ameller niyetlere göredir ve her kimse her ne yaparsa niyetine göre karşılık alacaktır.
Diyor Cenab-ı Peygamber Efendimiz.
Buraya kadar aslında önceki derslerden bu yana bu 6. veya 7. ders olacak.
Hep konuşa geldiğimiz bir husus.
Aslında hep biz namaza hazırlığı konuştuk şimdiye kadar.
Yani namaza henüz daha giremedik.
İnşallah girmeye muvaffak oluruz.
Yani namaz öyle azim bir ibadet ki hazırlığı bile böyle haftalar dersler sürüyor.
Gerçekten çok mühim, çok önemli bir ibadet.
Bir müminin, Efendimizin de buyurduğu gibi gözümüzün nuru olarak namaza ihtimam göstermemiz lazım.
O yüzden yani hadisten taharet bir hazırlık.
Necasetten taharet bir hazırlık.
Setr-i avret üzerimizi, giyimimizi, kuşamımıza riayet bir hazırlık.
İstikbal-i kıble bir yön.
Bedenimize bir yön tayin ediyoruz.
Kabe-i Muazzama'ya dönüyoruz bir hazırlık.
İşte en son niyete geliyor değil mi?
Hadisten taharet, necasetten taharet,
setr-i avret, istikbal-i kıble, vakit, vakitler değil mi?
Vakit mevzusunu geçen ders konuşmuştuk.
Bir de niyet.
Yani biz hala namaza hazırlanma safhasındayız.
İşte bu niyet de artık, hani namaz nedir?
Estaizubillah.
Ve akimiz salate li zikri.
Cenab-ı Allah ne buyuruyor?
Beni almak için, beni zikretmek için namaz kının.
Namaz nihayetinde bir zikir.
Yani bir işte anma.
Yani dille, kalple, dille ve kalple Cenab-ı Allah'ı anma.
Ve bunun tabi belli bir erkanı var.
Belli fiillerden, belli hükümlerden oluşuyor.
Ama nihayetinde bir zikir ibadeti.
Yani namaz değil mi?
Mahza zikir.
Bu zikre, yani artık sözle, kelam ile, telaffuz ile
icra edilecek olan bu zikir eyleminin daha önce konuştuğumuz o hazırlık safahatı biraz daha böyle zikirden bağımsız şeylerken, yani kelamdan, sözden bağımsız şeylerken ve onlarda da zaten hanefiler olarak niyeti de şart koşmamıştık.
Değil mi?
Hadesten taharetle, necasetten taharetle hatırlarsanız hanefiler bunlara farz değil diyordu.
Bunu yani, burada güzel bir tevafuk da var.
Yani hadesten taharetle niyetin şart olmaması demek değil mi?
Orada bir kelam yok, söz yok, zikir yok.
Yani farz olarak yok.
Tabi ki yapmamız sünnet olarak yerinde olur.
Hadesten taharet de yok, necasetten taharet de yok.
İstikbal-i Kıble'de de böyle bir sözlü bir eylem değil,
fiili bir eylem.
İşte vakit bizden zaten bağımsız olarak giriyor çıkıyor.
Ama niyete geldiğimizde artık niyet böyle o namaz öncesindeki o fiili hazırlık safahatından zikir aşamasına geçiş.
Yani o yüzden kalbimizde ve dilimizde sadır olması gerekiyor niyetin.
Niyet, namazın tabi farzı.
Abdestte, gusülde aranmaz iken bir ibadet olduğu için, mahza ibadet olduğu için
Hanefi mezhebi de diğer mezheplerle birlikte tabi ki namazda niyeti farz görüyor.
Estaizubillah Beyine suresinde biliyorsunuz bir ayet var.
Ve mâ umirû illâ en yâ'budullâhe muhlisîne lehuddîne hunefâe ve yuqîmus salâte ve yüktüz zekât ve zâlike dînul gayme
Evet, ne diyor Cenab-ı Allah bu ayette?
Onlar Allah'a muhlisîn olarak, yani ihlaslı bir şekilde ibadet etmekle, hanif bir şekilde Cenab-ı Allah'a, hanifler olarak yüzünü çevirmek suretiyle
ibadetle emrolundular.
İşte niyetin, farziyetinin, Kur'an-ı Kerim'den delili budur.
Beyine suresindeki bu ayettir.
İhlas ile Cenab-ı Allah'a ibadet etmekle emrolunduk.
Hadis-i Şerifi az önce andık, tekrar analım.
İnneme lâ amâlu binniyyât İşte ameller niyetlere göredir.
Peki, bu niyet nedir?
Yani niyet dediğimiz şey ne aslında?
Biliyoruz, herkese aşağı yukarı niyetin ne olduğunu biliyoruz ama
teknik olarak yani bir kavram olarak, ilmi bir kavram olarak niyet nedir?
Niyet, insanın bir iş yaparken, bir fiil ortaya koyarken, sahip olduğu iradeyi belli bir yöne tahsis etmesi.
Biz insanlar olarak her bir davranışımızı iradeyle yapıyoruz.
İnsandan iradesiz hiçbir davranış sadır olmaz.
Sadece uyurken, baygınken, aklı başında değilken belki gayri irade davranışları sergileyebilir ama ayıp bir insan, aklı başında bir insan,
bütün davranışlarını, çoluk çocuk fark etmez, bütün davranışlarımızı biz iradeyle ortaya koyuyoruz.
İşte bu iradenin belli bir yöne tahsis edilmesine de niyet diyoruz.
Yani ben şu işi bunun için yapıyorum.
Mesela yürüyorum. Ne için yürüyorum?
Şu amaçla yürüyorum.
Eğiliyorum, kalkıyorum, namaz kılarken bir takım eylemler yapıyorum.
Ne için? Allah'ın rızası için.
İşte iradenin, yani bir fiil ortaya koyarken gereken iradenin belli bir yöne tahsis edilmesine niyet denir.
İşte bu namaz, ibadetler de bu tahsis yönü nedir?
Cenab-ı Allah'ın rızası için.
Niyet ne için var?
Niyetin temelde iki tane işlevi var.
Birincisi, temizül ibadati aniladat.
Niyet bunun için.
İbadetleri adetlerden ayırt etmek için.
Burada adeten, örf-ü adet gelenek manasında adet değil.
Sıradan, beşeri davranışlar anlamında.
İşte mesela namazı düşünelim, ayakta duruyoruz.
Normal sahil vakitlerde de ayakta duruyoruz.
Eğiliyoruz, herhangi bir başka gaye ile de eğilebiliriz.
Yüzümüzü yere sürüyoruz, secdeye eğiliyoruz.
Başka bir şekilde de, başka gayelerle de bunu yapabiliriz.
Sıradan, beşeri davranışlarla adad dedikleri
ibadetleri birbirinden ayırt etmek için niyete muhtaçız.
Niyet olmazsa yaptığımız şeyler adet olarak kalır.
Hocalar sohbetlerde söylerler, ibadetler adetlere dönüşmesin diye.
Aslında oradaki adetten kasıt odur.
Gelenek, örf-ü adet manasında adet değildir.
Namaz kılıyoruz ama artık ezbere kılıyoruz.
Çok farkında olmadan, niyetimizi, ihlasımızı yerinde tutmadan otomatikleşmiş bir şekilde, sanki yemek yer gibi, su içer gibi bir eyleme dönüşmesi sakıncalı.
O anlamda ibadetler adetlere dönüşmemesi lazım.
İkincisi de, niyetin ikinci işlevi de, ibadetleri birbirinden ayırt etmek.
Temizül ibadat, ba'diha anba'd.
Bu da nedir? Her bir ibadetin türleri var.
Farz olanı var, vacip olanı var, nafil olanı var, müstahap olanı var.
Bunları birbirinden ayırt etmek için namaz kılacağız.
Sünneti mi kılıyoruz, farzı mı kılıyoruz?
Farz namazı mı kılıyoruz, eda olarak mı kılıyoruz, kaza olarak mı kılıyoruz, nafil olarak mı kılıyoruz, müstahap olarak mı kılıyoruz?
Bunları birbirinden ayırt etmek için yine niyete ihtiyaç duyuyoruz.
Efendimiz'in az önce aktardığım hadisinde, innemel amalü bin niyat.
Burada bizim fukaha diyor ki, burada aslında peygamber efendimiz bir kelimeyi hasfetti.
O da ahkam kelimesi.
İnnema ahkamul amali bin niyat.
Yani aslında bizim eylemlerimizin hükümleri.
Bu hüküm nedir? Dünyada sıhhat, fesat hükmüdür.
Yani bir namaz kılıyoruz. Bu namazımız oldu mu, sahi mi, değil mi?
İşte buna değil mi, niyete bakarak karar veriyoruz.
Ahirette de inşallah alacağı karşılık aynı şekilde.
Yani hem dünyevi hükmü ve karşılığı hem de uhrevi karşılığı yapacağımız niyete bağlı.
Evet, niyet anaatlarıyla böyle.
Tabi niyet bütün ibadetlerin bir farzı, hususen namazın değil.
Diğer bütün ibadetlerin de aynı şekilde farzı.
Niyet nasıl yapılıyor? Malumunuz niyetin mahalli kalptir.
Lisan değildir.
Çünkü niyet, insanın dedik ya bir iradesini belli bir yöne tahsis etmesi, belli bir yöne sevk etmesi.
Dolayısıyla bu ancak kalpte olur.
Yani dille de taşınması tabi ki müstehaptır.
Yani kalple yapılan niyetin dille de telaffuz edilmesi müstehaptır ama
dilden dökülerek kalpten bağımsız sadece dilden otomatik bir şekilde adet yerini bulsun diye dökülen bir, çıkan bir sözün hakiki manada niyet yerine geçtiğini söyleyemeyiz.
O yüzden yani niyetin mahalli kalptir.
Mutlaka kalpten kişinin işte namaz konuşuyoruz.
Namaza hangi namazı kılacak?
İşte öğle namazlarını mı kılıyor, öğlenin farzını mı kılıyor, sünnetini mi kılıyor?
Buna mutlaka kalbiyle niyet etmesi, azm etmesi.
Bir anlamı da azimdir.
Azm etmesi lazım.
Dilinden yani sözlü olarak bunu telaffuz etmesi, diline de bunu yansıtması da müstehaptır.
Peki dilden böyle sesli bir şekilde söylemesi gerekiyor mu, gerekmiyor mu?
Bu konuda bazı ihtilaflar var.
Yani dille telaffuz şart değil.
Açık bir şekilde yani seslendirmek şart değil.
Hatta bunu bidat olarak gören yani doğru görmeyen alimler de var.
Yani bunu böyle mırıldanmak veya böyle dilimizden hani kıraatte namazda hani hafif kıraatte yaptığımız gibi dilimizde terennüm ederek söylemek yerinde.
Ama sessiz söylemek şart değil.
Hatta bunu doğru bulmayan alimler de var.
Tekrar edelim yani niyetin mahalli kalp olduğu için
kalpte sahih bir şekilde yerine gelen ama dilden yanlışlıkla başka bir telaffuzla çıkan bir niyette Allah'ın izniyle sıkıntı olmaz.
Yani kalbimizde öğle namazının niyetine farzına niyet ettik ama dilimizden yanlışlıkla ikindi çıktı.
Sıkıntı yok.
Ama kalpte yanlış niyet ettik, dilimizden doğru çıktı, o zaman sıkıntı var.
Yani esas mahalli kalp olduğu için niyeti kalpten sahih almak gerekiyor.
Evet.
Şimdi beş vakit farz namazlarda niyet şart.
Vitir ve teravih namazlarında keza cuma ve bayram namazlarında niyet şart.
Bunlar dediğim gibi niyetin hani ikinci işlevi neydi?
İbadetleri birbirinden ayırt etmek.
Bunlar ayırt edilmesi gereken ibadetlerdir.
Vakit namazlarında mutlaka her birini bir diğerinden ayırt etmemiz lazım.
Vitir namazı bize göre vacip, onu ayırt etmek lazım.
Teravih namazı sahir, nafile namazlardan farklı olduğu için onu da ayırt etmek lazım.
Yani bir ibadet ayırt edilmesi, temiz edilmesi gerekiyorsa ona niyet de şart oluyor.
Beş vakit namazı tahsis etmemiz lazım, tayin etmemiz, temiz etmemiz lazım.
O yüzden niyet şart.
Vitiri tayin etmemiz, temiz etmemiz lazım.
O yüzden niyet şart.
Teravih namazını sahir, diğer nafile namazlardan ayırt etmemiz lazım.
O yüzden onda da niyet şart.
Cuma ve bayram namazları da aynı şekilde.
Ama herhangi bir şekilde bir nafile, tamamen nafile yani revatip namazların önünde ve sonunda kıldığımız, farzın önünde ve sonunda kıldığımız revatip sünnetler değil de,
herhangi bir şekilde bir nafile namaz kılacaksak orada tayin şart değil.
Yani mutlak namaz kılmaya niyet ettim demek yeterli.
Şimdi bunları niye söyledik?
Niyetimize bunu yansıtmamız lazım.
Yani beş vakit namaza niyet ederken bunları birbirinden ayırt etmek nasıl olur?
Niyet ifadesine bunu yansıtmakla olur.
Niyet ettim Allah rızası için öğle namazının farzını kılmaya şeklinde bunu tahsis etmek lazım.
Neveytu ennusalliye salate zuhril yevm.
Hatta daha da özel söyleyelim.
Neveytu ennusalliye farda zuhril yevmil hadir.
Niyet ettim Allah rızası için öğle namazını kılmaya yeterli mi? Değil.
Niyet ettim Allah rızası için öğle namazının farzını kılmaya veya sünnetini kılmaya şeklinde, yani hem vakti hem de kılacağımız namazın hükmünü.
Farzı mı kılıyoruz, sünneti mi kılıyoruz?
Bunu birbirinden ayırt etmek, temiz etmek lazım.
Tekrar edelim.
Neveytu ennusalliye salate zuhril yevm.
Farda salate zuhril yevm.
Arapçalarını da söyleyelim.
Niyet ettim Allah rızası için öğle namazının farzını kılmaya.
Sadece mutlak olarak öğle namazını kılmaya dersek o da yeterli değil.
Farzı mı kılıyoruz, sünneti mi kılıyoruz?
Onları da birbirinden ayırt etmek lazım.
Ama ilk sünnet, son sünnet ifadesi illa şart değil.
Biz söylüyoruz ama namazın ilk sünnetini kılmaya, son sünnetini kılmaya diye illa şart değil.
Yani öğlenin sünnetine demek de yeterli.
Şimdi niyetin bir de zamanı meselesi var.
Niyet ne zaman yerine gelmeli?
Ne zaman? Namazdan önce olmalı değil mi?
Namaza hazırlık olduğu için mutlaka namazdan önce olmalı.
Yani tekbiri aldık, niyet peşinden gelirse olmaz.
Bazı alimler en uzu besmeleye kadar vakti vardır diyenler olmuş ama yani sübhaneke ve en uzuya kadar, yani kıraate başlamazdan öncesine kadar niyetin vakti devam eder diyenler var ama Hanefi mezhebinde, diğer mezheplerde de daha güçlü olan müftabi, fetvaya esas olan görüş
niyetin tekbirden önce, ihtitah tekbirinden önce alınması gerektiği yönünde.
Şimdi burada bizim Hanefi mezhebi ile Şafiiler arasında şöyle bir ihtilaf var.
Şafiilerin biraz namaza başlamasını da zorlaştıran bir husus bu.
Şimdi bizde mukarenet şart değil.
Yani eş zamanlılık, senkronizasyon şart değil Hanefi mezhebinde.
Yani niyetimizi aldık, araya namaz dışında bir eylem yapmadık ama araya böyle biraz vakit girdi.
Mesela işte safın tertip olmasını bekledik.
Biraz daha cemaatin toparlanmasını bekledik falan.
Bu manisi yok Hanefi mezhebinde.
Ama niyet aldıktan sonra namaz dışı bir araya eylem girmezse.
Mesela yanımdaki arkadaşla konuşmaya başladım. Olmaz.
Niyet batıl oldu. Tekrar bir daha niyet almak lazım.
Niyetimi aldım, araya başka bir eylem sokmadım.
Ama arada biraz 3-5 saniye, 10 saniye, neyse kısa bir vakit geçti.
Hanefi mezheb diyor ki problem değil.
Yani onunla, o niyetle namaza başlayabiliriz.
Mukarenet şart değil, eş zamanlılık şart değil.
İmam Şafi ona göre mukarenet şart olduğu için niyet ile iftitah tekbiri arasına hiçbir şeyin girmemesi lazım.
O yüzden belki tanıdıklarınızda veya cemaatlerde görürsünüz.
Bazen böyle 3-4 kere tekbir getirirler.
Şahit olmuşsunuzdur.
İşte bu gereklilikten dolayı.
Bir türlü emin olamaz.
Araya zihnimden bir şey geçti mi, geçmedi mi?
Bir türlü emin olamadığı için namaza başlamakta bazen zorlanırlar.
Bu da tabii vesveseye mahal vermemek lazım.
İmam Şafi de görse herhalde, uyarırdı.
Yani vesveseye de biraz iş varabilir.
Ama hasılı, yani Hanefi mezhebinde mukarenet şart değil.
Araya namaz dışı bir eylem girmediği sürece problem yok.
İmam Mehmet meselesi var.
Kişi münferiden namaz kıldığında sadece bir niyet alıyor.
Niyet ettim Allah rızası için öğle namazını farzını kılmaya demesi kâfi.
Ama cemaatle namaz kılacaksa bir de uydum hazır olan imama ve neveytül iktidâe bil imâmil hâdır demesi lazım.
Yani hazır olan, bu biraz Arapça bilenler bunun hazır ne anlama geldiğini biliriz.
Hazır bu da gaybin zıttı.
Yani hazır bekliyor, hazır kıta anlamındaki hazır değil de.
Aslında yakın anlamı hazır, önümde bulunan demek.
Yani gördüğüm, duyduğum, hazır olan, benimle aynı mescitte aynı namazı kılacak olan imama uymaya niyet ediyorum demek.
Gayb olan imama değil mi?
Ehli sünnette gayb imama uymayak sahih değil.
O yüzden hazır olan imama uyuyoruz.
Mesela biliyorsunuz Hanefi mezhebinde değil mi?
Gıyabi cenaze namazı da yine bununla alakalıdır.
Yani önümüzde olmadığı için cenaze namazını kılamayız.
Bugünlerde bazı vesilelerle kılınan gıyabi cenaze namazları dua niyetinedir.
Yani o gerçek cenaze namazı yerine geçmez.
Dua niyetine biz onu yapıyoruz.
Yoksa önümüzde olmayan, musallada yatmayan bir kimse için cenaze namazı kılamayız.
Diğer mezheplerde cahiz diyenler var.
Evet, yani hazır olan imama, ifadesindeki hazır, yani gördüğüm, duyduğum, önümde bulunan imama ittiba ediyorum demek.
Bu da şarttır.
Yani cemaatin hem namazı kılmaya hem de imama iktidar etmeye, yani uymaya niyet etmesi lazım.
İmam da aynı şekilde cemaate niyet edecek.
Şimdi burada tabi bazı ayrımlar var.
Eğer bir görevli ise, mescid imamı ise, sürekli yani vazifesi gereği zaten imamette bulunan bir kimse ise zaten bunu aksatmaması lazım.
Her namazı kıldıracağında zaten şart.
Yani imamete niyet etmesi lazım.
Ama bazen mescidlerde insanlar vakit, cemaatle kılınan namaz sonrasında gidip kendimiz bir mescide girdik namaz kılacağız.
Biz kıldık namaza, arkamızdan birisi gelip bize dokunarak, değil mi imamet, yani sana cemaat oluyorum dediği zaman da bu sahihtir.
Aslında kurala göre de olmaması lazım.
Yani imamın kural şu.
İmam, eğer bir kimse imamlık yapacaksa namaza başlarken imamete niyet etmeli.
Yani ben hem namazı kılmaya niyet ediyorum, hem de bana tabi olanlara imamete niyet ediyorum diyerek böyle bir niyetle namaza başlamalı.
Aksi takdirde onun imameti aslında geçerli değil.
Ama istisnaen, az önce söylediğim şekilde, birisi gelip bize uyardı, dokundu omzumuza.
O saatten sonra imamet yerine geçer. Yani onun farkına vardıktan sonra imamlık yapar, artık intikal tekbirlerini cehri olarak yerine getirmesi lazım.
Sünnet kılıyorsa ne olacak? Fars kılıyorsa tamam, sıkıntı yok. Sünnet kılıyorsa işte imamet yapmayacak.
Yine normal, hafif bir şekilde namazına devam edecek. Ona ittiba ettiğini zanneden kimse de zaten yanıldığını anlayacaktır. Daha sonra kalkacak, kendi namazını kılacak.
Teravihde şöyle bir şey var, farklılık var. Teravih namazında, işte camiye gittik, değil mi? Hoca cehri Kur'an okuyor ama bilemiyoruz.
Yani böyle iyi bir imam efendiyse, yas namazının farzındaki kıraat hızıyla, teravih namazındaki kıraat hızı eşdeğerse, yani teravihi çok hızlı kıraat ederek kıldıran bir hoca değil, daha böyle müttaki bir hoca efendi diyelim.
Ayrı da demedik yani, farz mı kılıyor, teravih mi kılıyor, ayrı da demedik. Biz yine farza, eğer farzı kılmadıysak, farza niyet ederek hocaya, cemaat olarak niyet edeceğiz, hocaya uyacağız.
Sonra yanıldığımızı anlarsak kalkacağız, farz namazımızı kılacağız. Peki imam teravih kıldırıyordu, biz de ona farza diye niyet ettik ama bir baktık teravih çıktı.
Bu kıldığımız 4 rekat teravih yerine geçer mi? Geçer mi hocam? Geçmez değil mi? Niye geçmez? Çünkü teravihin vakti yatsıdan sonradır.
Hatırlasanız geçen hafta konuşmuştuk değil mi? Vitir namazı gibi teravih namazının da vakti yatsı kılındıktan sonra girer.
Yani vakti yatsının vaktidir ama henüz yatsı kılınmadan teravih kılınamayacağı için bu kimsenin kıldığı 4 namazla teravih yerine geçmez.
Boşa gitmez tabi ama teravih yerine de geçmez.
Şimdi imamın niyet etmesi gerekir dedik. Burada bir de Hanefi mezhebinde kadınlara imamet meselesi var.
Bizim Hanefi alimlerimiz diyorlar ki bir kimse eğer kadınlara imamette bulunacaksa yani cemaatte kadınlarda olacaksa bunu ayrıca zikretmesi lazım diyorlar.
Diğer mezheplerde böyle bir gerekli yok.
İşte ben bana tabi olan hem erkek cemaate hem kadın cemaate niyet ettim diye bunun içinden kalbinden geçirmesi lazım.
Geçirmezse kadınların namazı maalesef Hanefi mezhebinde göre olmuyor.
Burada ama şöyle bir ayrım yapıyor yine fakihlerimiz.
Vazife gereği yani caminin bulunduğu konum itibariyle diyelim merkezi bir camide Sultanahmet, Fatih camileri gibi zaten sürekli kadın cemaatin olduğu bir camide ise hoca zaten bunun genel olarak farkında.
O yüzden bu gibi camilerde tahsil etmeye gerek yok.
Ama işte bir köy camisi ne bileyim değil mi?
Çok nadir zaten erkek cemaatin bile az olduğu bir camide kadınların camiye gelmediği bir yerde ise bu gibi yerlerde imam kadın cemaatin bilincinde farkında olmayacağı için kadınların ittibası bu gibi yerlerde geçerli olmaz diyorlar.
Hüküm bu şekilde.
Ama merkezi camilerde ki artık kanaatimce fakir yani kanaatimce İstanbul gibi işte veya artık böyle il merkezlerindeki camilerde
artık zaten kadın cemaat hemen hemen bütün camilerde oluyor bir şekilde.
Yani imamın genel niyetinin artık geçerli olduğunu Hanefi mezhebine göre de söylemekte bir mahsur olmasa gerek.
Zaten diğer mezhepler bunu şart koşmuyor.
Yani diğer mezheplerde mutlak imamet niyeti geçerli.
Evet şimdi imama uymaya niyet ederken isim zikretmiyoruz.
Niyet ettim Allah rızası için ikindi namazını kılmaya uydum Murat efendiye diye değil mi?
Yani bir imamın ismini zikretmemize gerek yok.
Niye gerek yok?
Yani zikretmememiz daha doğru.
Çünkü yanılırsak namaz sıkıntıya girer.
Yani Murat efendiye uymaya diye niyet ettik hocamıza ama başka birisi kıldırdı.
Murat hoca değilmiş ne olacak namaz fasit olabilir.
O yüzden yani bizden istendiği kadarını söyleyeceğiz.
Bizden istenmiyor bu.
Yani imamı tanımamız isteniyor mu? İstenmiyor.
İmamın ismini almamız isteniyor mu? İstenmiyor.
O yüzden kendi kendimize iş çıkarmayacağız.
İstenenden fazlasını tekellüfle üstlenmeyeceğiz.
O yüzden imamın adını anmak yani ismini zikretmek şart değil.
Zikreder de yanılırsak bu takdirde yanlış kişiye çünkü niyet etmiş olacağımız için
niyetimiz sahih olmaz.
İmam oldun bana o yanlara demek bayanları da kurtarır mı?
Eğer kalbinden onu geçiriyorsa vazife gereği sürekli Evet o şöyle diyelim Erol abi.
Yani mesela burada işte tekkede veya böyle merkezi camilerde
zaten hoca efendi sürekli kadın cemaatinin olduğunu biliyor ya o olur Allah'ın izniyle onda bir sıkıntı olmaz.
Ama böyle işte köy camisidir ve cemaati çok az olan bir yerdir.
Kadınların gelmediği bir yerde rast gelen bir gün bir kadın cemaat oldu.
İşte o hanımefendinin namazı Hanefi mezhebine göre eğer imam tahsil etmediyse olmuyor.
Bunu kurtulmanın yolu imamların sürekli böyle niyet etmeye alışkanlık haline getirmesi.
Yani namaz kıldıran. ..
Bana o yanlara demek kurtarır mı?
Bana o yanlara derken eğer işte her türlü niyetinde onu her türlü geçirdiyse erkek kadın hepsini ukuşatacak şekilde niyet ediyorsa
niyet zaten kalbin eylemi olduğu için Allah'ın izniyle olur.
Şey söylemiştik.
Bir kimse kendi başına namaz kılarken arkadan birisi onunla gelip uyabilir.
O andan itibaren artık yaptığı imamet, namazın eylemleri o andan itibaren imamet çerçevesinde devam eder.
Namaz tabi niyet kalbin ameli namazda değil mi?
Azaların ameli.
Yani bu yüzden kalbin, insanın kalbine sürekli hakim olması çok zor olduğu için niyeti namazın başından sonuna kadar aklımıza tutmamız, kalbimize tutmamız da şart değil.
Yani sürekli dört rakat namaz kılarken sürekli zihnimizde bir taraftan işte ben farz namazı kılıyorum,
bu niyetle kılıyorum diye tutmak şart değil.
Niyetle ilgili bir de eda ve kazaya niyet meselesi var.
Şimdi eda ve kaza, biliyorsunuz şimdi bir kimse namaz kılacağında, kıldığı namaz üç şekilde ortaya çıkabilir.
Yani ya edadır, ya iadedir veya kazadır.
Eda şu demek, bir namazı vaktinde bütün emirlere, bütün şartlara, gerekliliklere riayet ederek sahihen, salimen bitirmeye eda diyoruz.
Allah'ın izniyle.
Namazı kıldık ama bir bakmışız değil mi yanlış tarafa dönmüşüz değil mi?
İstikbali kıble şartı yerine gelmemiş.
Veya bir bakmışız işte elimiz kanamış namaz içerisinde fark etmemişiz, namaz bitince fark ediyoruz.
Ne yapmamız lazım?
Tekrar, vakti içerisinde tekrar o namazı kılmamız lazım.
İşte buna ne diyoruz?
İade.
Eda ile iadenin farkı bu.
Eda bütün şartlar, gerekler yerine gelerek yapılan kılma.
İade ise kılmışız.
Yani aslında şeklen namazı kılmışız.
Ama farzlardan birini, şartlardan birini atlamışız.
Vakit çıkmadan bir daha onu zaten iade ediyoruz değil mi?
Vakit çıkmadan yeniden kılmamız lazım.
Bir de kaza var.
Kaza da namazı vaktinde çıktıktan sonra kaza etmektir.
Zaten biliyoruz ne olduğunu.
Vakti çıktıktan sonra kılma ya da kaza diyoruz.
Şimdi bir insan namaz kılacağında bir Müslüman, eda etmesi gerekirken yanlışlıkla ağzından kaza kelimesi çıksa değil mi?
Veya işte kaza etmesi gerekirken yanlışlıkla ağzından
veya işte kalbinde niyet ederken edaya diye niyet etse olur mu?
Allah'ın izniyle olur.
Çünkü bunlar zaten birbirinin yerine geçen kelimeler.
Yani eda ve kaza kelimeleri, Arapça'da kelime olarak da birbirinin yerine geçen kelimeler olduğu için,
yani eda niyetiyle kaza, kaza niyetiyle de eda Allah'ın izniyle olur.
Bir de burada şöyle bir mesele var.
Şimdi namaza durdum, edaya niyet ettim.
Sonra kıldım, bir baktım saate, vakit çıkmış.
Aslında ben namazı eda etmiş olmadım.
Vakit çıktı çünkü.
15-20 dakika geçmiş vakti.
Bu namazım oldu mu?
İnşallah oldu.
Yani ben aslında edaya niyet etmiştim.
Ama gerçekte namazı kaza etmişim.
Ama bu eda niyetiyle kaza olur.
Tersine yine kaza niyetiyle de eda olur.
Vakit çıktı zannediyorum.
İşte namazın sahibi tertip bir kimse ise inşallah.
Sahibi tertip ne demektir?
Üzerinde kaza namazı, 5 vakitten fazla kaza namazı birikmeyen kimseye sahibi tertip diyoruz.
Çok az kimseye nasip olan bir haslet.
Sahibi tertip bir kimse vakit çıktı zannederek, hemen önce geçmiş namazın kazasına niyet ediyor.
Yani diyelim saat 4.30'da, 2.00'da okunuyor.
4.30'u geçti zannederek.
Önce diyor ki kılamadığım öyle bir kazasını kılayım.
Kazaya niyet ediyor.
Sonra bir bakıyor, henüz vakit çıkmamış.
Aslında ne yaptı o?
Namazı eda etmiş oldu.
Ama kazaya niyet etmişti.
Olur mu?
Olur.
Yine Allah'ın izniyle olur.
Onda da bir sıkıntı yok.
Evet.
Niyetle ilgili temel hükümler bunlar.
Şöyle atladığımız bir şey var mı?
Bakayım.
Niyet ederken, farza niyet ettim demek de yeterli değil.
Niyet ettim Allah rızası için farz namazı kılmaya.
Hangi farzı kılıyorsun?
Vaktin farzını derse kâfi.
Yani yeterli.
Vaktin farzını kılmaya niyet ettim diyebilir.
Ama en güzeli, en kâmili kıldığı namazı ismen almak suretiyle niyet etmesi.
Niyet ettim Allah rızası için.
İşte bugünkü öğle namazının sünnetini kılmaya, farzını kılmaya şeklinde tahsis etmesi en güzeli, en doğrusu.
Evet.
Az önce şey demiştik ya, namazın başında ettiğimiz niyeti namazın sonuna kadar zihnimizde tutmamıza gerek yok.
O yüzden namaz içerisinde zihnimiz kaydı.
Yani farz diye başlamıştık, sonra sünnet kıldığımızı zannettik.
Bu aslında eylemlerimize de yansımış olabilir.
Ne gibi?
Üçüncü rekatta, dördüncü rekatta zamm-ı sure okuyabiliriz.
Olabilir insan, hepimiz beşer olarak nisyanla mağlubiz.
Namaz içerisinde aklımız kayabilir, karıştırabiliriz.
Farza başlamışken onu sünnete dönüştürebiliriz.
Hatta işte ikinci rekatta Etahiyyatüden sonra Şesall-i barik falan okuyabiliriz.
İkinde namazın sünnetini kılıyorum vehmiyle.
Ama sonra tekrar ayıktık.
Selam vermeden tekrar ben aslında farzı kılmıştım, farza niyet etmiştim dedik.
Allah'ın izniyle sıkıntı yok.
Ama eğer yapmamamız gereken şeyler yaptıysak, kıraati arttırdıysak, duaları arttırdıysak, farzları geciktirmiş olduğumuz için sehv secdesi yapmamız da gerekiyor.
Ama namaz içerisinde niyetin sehven dönüşmesi namaza olumsuz anlamda tesir etmiyor.
İmama uyarken dikkat etmemiz gereken bir şey de, İmam henüz namaza başlamadan evvel bizim namaza başlamamamız gerekiyor.
Yani Allah-u Ekber demeden, İmam Efendi Allah-u Ekber demeden niyet ettik ve namaza başladık isek bu olmaz.
Tekrar yeniden niyetimizi yenileyip İmama tekrar yeniden uymak ve başlamak lazım.
Niyet meselesi böyle.
Şimdi niyetle ilgili İmam Gazali'den bir paragraf okuyalım.
Niyetin bir de manevi vecesi ile alakalı bir iki cümle okuyalım.
Niyet hakikaten çok önemli. Dersin başında biraz konuşmuştuk.
Niyet maddi eylem boyutundan, manevi eylem boyutuna bizi intikal ettiren husus.
Namazın böyle zikir olarak, salat kelimesi zaten zikir anlamına dua anlamına da geliyor ya, Namazın bir zikir olarak edasına biz aslında niyetle başlıyoruz.
Yani niyet böyle namaza başlamadan önceki son durak.
O yüzden çok önemli. Yani niyeti hem kalbin hem lisanın yapmamız isteniyor.
Şimdi İmam Gazali şöyle söylüyor.
Niyet konusuna gelince, Allah'ın emri olan namaz ibadetini bütün erkanı ile birlikte tas tamam yerine getirmeye ve namazı bozan her şeyden uzak durmaya niyet etmeli.
Bütün sadakatinle bu konuda kararlılık göstermelisin.
Bütün bunları da Yüce Allah'ın rızasına ve sevabına nail olmak, cezasından kurtulmak ve O'na yakınlaşmak amacıyla tam bir ihlas içinde yapmalısın.
O'nun sana kendisine münacatta bulunma lütuf ve imkanı bahşetmiş olduğunu unutmamalısın.
Tekrar okuyalım.
Allah'ın sana kendisine münacatta bulunma lütuf ve imkanı bahşetmiş olduğunu unutmamalısın.
Namaz da nasip işi yani.
Günahlarının çokluğuna, edebinin kötülüğüne rağmen O'nun huzurunda münacatta bulunmanın ne kadar büyük bir şey olduğunu fark etmelisin.
Kime münacatta bulunduğunu aklından çıkarma.
Nasıl münacatta bulunduğunu ve münacatında ne söylediğini iyi düşün.
Bunları hakkıyla düşündüğün zaman Yüce Allah karşısında hissedeceğin mahcubiyetten alnın boncuk boncuk terleyecek.
O'nun heybetinden kalbin titreyecek.
Korkusundan yüzün sapsarı kesilecektir.
Diyor İmam Gazali.
Evet.
Allah'ın izniyle şimdiye kadar 6 şartı yerine getirdik.
Namazda inşallah şimdi başlıyoruz.
Hazır mıyız?
Ama şey kirayet vaktindeyiz.
Şimdi namaz kılamayız.
Ne yapacağız?
Biraz bekleyeceğiz.
Evet.
Şimdi geldik iftitah tekbirine inşallah.
Namazın artık şartlarını bitirdik.
Rükümlerine geçiyoruz.
Diyeceğim ama iftitah tekbiri rüküm müdür değil midir o da ihtilaflı bir konu.
Bazı fakirler iftitah tekbirini de şart sayıyorlar.
Yani aslında namaza iftitah tekbiri aldıktan sonra başlarız diyor bazı fakirler.
Bazılar da diyorlar ki yok artık iftitah tekbiri namazın bir parçasıdır.
Yani bunun anlamı şu.
İftitah tekbiri namazdan mıdır?
Değil midir?
Hani der ya hocalar işte Allah-u Ekber dediğimizde değil mi?
Artık böyle elimizin dünyayı tersimize, arkamıza atarak namaza yöneliyoruz.
İşte bu iftitah tekbiri namazın bir cüz'ü müdür?
Değil midir?
Bu konuda da iki görüş var.
Ama ağırlıklı görüş iftitah tekbirinin tahrime değil mi?
İftitah tekbiri diğer adı da tahrimedir bunun.
İftitah tekbirinin namazın bir cüz'ü olduğunu fakirlerin çoğu, alimlerin çoğu benimsiyor.
Evet.
Tahrime ne demek?
Tahrime işte haram kılan demek.
Tahrime tekbiri, haram kılan tekbir neyi haram kılıyor?
Namaz dışı eylemleri bizi artık haram kılıyor.
Şimdi biz fıkıhta bunun ancak zahiri şeylerini anlatabiliriz.
Aslında eylemlerimiz, fiillerimiz hem azalarımızın fiilleri var hem de kalbimizin fiilleri var.
Tam burada sözü gelmişken niyetle ilgili cümle daha söyleyelim.
Şimdi ilk derste hatırlarsanız konuşmuştuk.
Fıkıh ilminin konusu neydi?
Ef'ali mükellefin.
Ama hangi fiiller?
Azalar ile işlediğimiz, amel-ül cevari dediğimiz yani böyle zahiri fiiller.
Hareket, el, ayak, azalarla, göz, kulak bu gibi azalarla yaptığımız zahiri fiiller aslında fıkhın konusu.
O yüzden niyet aslında işlemememiz gerekiyordu.
Niyet aslında fıkhın konusu olmaması lazım bu açıdan.
Niye?
Çünkü niyet azaların bir ameli değil.
Kalbin ameli.
Ancak kalbin bu ameli yani niyet azaların ameline yön verdiği için
azaların ameline statü tayin ettiği için işte farz statüsü, nafret statüsü gibi statü tayin ettiği ve onu biçimlendirdiği, şekillendirdiği için niyet de bu anlamda fıkhın konusu oluyor.
Ama bunun dışındaki şeyler değil mi?
Fıkhın o teknik hukuk gibi bakalım değil mi?
O fıkhın, hukukun, teknik şeyinin dairesinin artık dışına çıkıyor.
Kalbin diğer amelleri değil mi?
İşte ihlastır, sıdktır, veradır, takvadır bunlar işte memduh ameller.
Mezmum ameller var değil mi?
Kibir, ucuk, rüya.
Bunlardan sakınmanın yolu işte artık daha fazlasına talip olmak demek.
İnşallah onları da tahsil etmek cümlemize nasip olur.
Evet, şimdi niyetimizi aldık.
İşte iftitah tekbiriyle namaza başlıyoruz.
İftitah açılış anlamına geliyor.
Fatiha suresinin de yani Semih hocamız hatırlarsanız izah etmişti.
Fatiha, fetih, fatiha, iftitah hepsi işte aynı kökten gelen kelimeler.
Fetih açmak demek, fethetmek işte oradan geliyor.
Fatih, fetheden, açan.
Biliyorsunuz imam efendinin arkasında durup da hani o kıraatte falan yanılırsa ikaz eden bir kimse olur ya ona ne diyoruz? Fatih.
İmamın hani önü tıkandığında onu fethediyor yani açıyor, yardımcı oluyor.
Ona da fatih denir.
İftitah tekbiri işte açılış tekbiri.
Diğer ismi de tahrime dedik.
Haram kılıcı. Neyi haram kılıyor?
Namaz dışı eylemleri artık konuşamazsın.
Namaza başladıktan sonra değil mi?
Allah kelam dışında bir kelam sarf edemezsin.
Gülemezsin değil mi? Sağa sola bakamazsın.
Aşırıya kaçacak şekilde değil mi?
İftitâ tekbirinin tahrime tekbiri oluşunun manası bu.
Verabbeke fekebbir.
Bunun Kur'an'dan delili de.
Verabbeke fekebbir.
İşte Rabbini tekbir ile an.
Tabi bu özel olarak namaz için önemli bir ifade değil ama namazla da bu şekilde ilişkisi var.
O yüzden Allah-u Ekber diyerek başlıyoruz namaza.
Verabbeke fekebbir.
Rabbini tekbir ile an.
O yüzden Allah-u Ekber diyoruz.
Yani namaza iftitah tekbiri ile başlamak farz.
Allah-u Ekber demek vacip.
Peki Allah-u Ekber demesek, başka bir şey desek.
Ne desek mesela?
Allah-u Azam desek.
Allah-u Ecel desek.
Yani böyle Cenab-ı Allah'ın kibriyasına, azametine delalet edecek başka ifadeler kullansak olur mu?
Ne dersiniz?
Hiç yapmadık değil mi öyle bir şey?
Yapmayın yine ama olacağını da bilin.
Hanefi mezhebine göre Ebu Hanife Hazretleri diyor ki Cenab-ı Allah'ı tazim eden, Cenab-ı Allah'ın kibriyasına, azametine delalet eden, yani ekber yerine geçebilecek, manen ekber yerine geçebilecek diğer ifadeleri anmak suretiyle de yine namaza başlanabilir.
Ama diğer mezhepler bunu kabul etmiyorlar.
Onlara göre mutlaka Allah-u Ekber denilerek başlanmalı.
Peki, Allah diyerek tazim niyetiyle olursa belki Ebu Hanife Hazretleri herhalde ona da olur derdi.
Ama mesela dua ifadeleri değil mi?
Sübhanallah gibi, Elhamdülillah gibi dua, tesbihat ifadeleriyle namaza başlanmaz.
Allah'ı mutlaka tazim eden bir ifadeyle başlanmalı.
Başka dillerde ifade etsek?
Evet, bu da hassas bir mesele.
Mesela Huda-i Buzürk.
Doğru söyledim mi Ercan Hocam?
Bozörk.
Bozörk değil mi?
Huda-i Bozörk desek mesela değil mi? Farsça.
Bizim hani eski kitaplarda Türkçe'ye örnek vermezler.
Yabancı dil meselesi olunca Farsça örnek verirler.
İşte Farisi lisanı ile namaza başlasak olur mu?
İmam-ı Azam Hazretlerine göre yine olur.
Ama Ebu Yusuf, Şeybani gibi İmam-ı Azam'ın öğrencileri dahi ona ikna olmamışlar.
Olmaz demişler.
Mutlaka Arapça Allahu Ekber, Allahu Ecel gibi ifadeleri anılmalı.
Diğer mezheplere göre zaten böyle bir şey değil mi?
Düşünülmesi dahi teklif edilemeyecek hususlardan.
Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddeleri arasında.
Ama Ebu Hanife Hazretleri diyor ki burada maksat Allah'ı tazimdir.
Bunun da yani Arapçası, Farsçası olmaz.
Başka dillerdeki tazim ifadeleriyle de namaza başlanabilir demiş İmam-ı Azam.
Ancak bunun müftahabi olmadığını da söyleyelim.
Yani mezhepte fetvaya esas olan görüş bu değil.
Allah'ın mağfirliği, Estağfirullah, Euzubillah, Bismillah bu gibi ifadelerle de namaza başlamak caiz değil.
Bunlar dua ifadeleri olduğu için.
Bunun telaffuzuna da çok dikkat etmek gerekiyor.
Yani mesela Allahu Ekber derken mesela Ey Allahu Ekber diye uzatmamak lazım.
Çünkü o uzattığımızda orada bir soru işareti başına eklemiş oluyoruz.
Ey Allahu Ekber değil mi?
Hani E Arapçada mı-mi soru işareti.
Ey Allahu Ekber işte o bitişiyor.
E ile lafzatullahın elifi birleşip.
Ey Allahu Ekber.
Soru sormuş oluyoruz.
Allah büyük müdür?
Allah büyük müdür?
Bir düşüneyim namazda karar vereceğim haşa.
Değil mi böyle bir şey olmaz.
O yüzden yani A'yı uzatmamak lazım.
Ey Allahu Ekber dersek olmaz.
Ekbaar dersek yine olmaz.
Yani onun telaffuzuna da çok dikkat etmek lazım.
Oradaki hemzeyi düzgün bir şekilde çıkarmak lazım.
Ekber dersin.
Ekber.
Öyle durumlarda bırakmak gerekir mi namazı hocam?
Yani çok imam efendi çok açık bir lahin yaptıysa, yani kıraat hatası, harf hatası yaptıysa namazı iade etmek gerekiyor tabi.
Yani çok açık, lahin, zahir, böyle bariz, açık bir hata yaptıysa namaz olmaz.
O yüzden Karadenizli hocalarımızın arkasında kılarken dikkat etmeliyiz.
İftitah, tekbirin tamamını ayakta almak lazım değil mi?
Kıyam halinde almak lazım.
Bu işte cemaate yetişme meselesinde imam efendi rükuya eğilmiş değil mi?
Aslında koşmamamız gerekiyor biliyorsunuz peygamberimiz bunu yasaklıyor.
Böyle apar topar hızlı bir şekilde sırf bir dekat daha yetişeyim diye acele etmemek lazım.
İftitah tekbirini de ayakta alıp rükuya eğilmek lazım.
Yani böyle eğilirken.
Mesela Allahu Ekber derken eğilme esnasında tamamladık.
Olmaz değil mi? O namaz olmadı.
Yani tekrar baştan yeniden tahrime tekbirini almak lazım.
Yine İmam Gazali'den bir paragraf okuyalım inşallah bitirelim.
Diyor ki İmam Gazali, namaza başlamak üzere iftitah tekbirini aldığında dilinle söylediğin bu tekbiri yani Allahu Ekber, Allah en büyüktür sözünü kalbin yalanlamasın.
Eğer kalbinde Allah'tan daha büyük gördüğün bir şey bulunuyorsa tekbir alırken söylediğin Allahu Ekber sözü esas itibariyle doğru olsa bile
bu sözü söylerken senin yalancı olduğuna bizzat Allah şehadet edecektir.
Tıpkı Hazreti Peygamber Aleyhissalatü Vesselam'ın onun Allah'ın peygamberi olduğunu söyleyen münafıkların yalancılıklarına şehadet ettiği gibi.
Eğer heva ve hevesin sana Allah'ın emrinden daha çok hakim oluyorsa ve sen Allah'ın emrinden çok hevana itaat ediyorsan
o zaman hevanı ilah edinmiş ona tekbir getirmiş olursun.
Bu durumda da dilinle söylemiş olduğun Allahu Ekber sözü dilden öteye geçmeyen bir söz olur.
Çünkü bu söz kalp tarafından desteklenmemiş olur.
Tevbe kapısı açık olmasa Allah'tan af ve mağfiret dileme ve onun affına, keremine, merhametine yönelik hüsnü zan olmasa
durum gerçekten çok vahimdir diyor İmam Gazali.
Niyet ve iftitah tekbiriyle namaza inşallah girmiş olduk.
Allah'a izin verirse önümüzdeki hafta kıyam ile birlikte sizin mesele inşallah haftaya geliyor.
Kıyam ile birlikte namaza devam etmeye gayret edeceğiz.
Ve ahiru dağmana enlil hamdülillahi rabbil alemin.