Paylaş:
202 İzlenme
Ders Tarihi: 11 Mart 2023
Euzubillahimineşşeytanirracîm Bismillahirrahmanirrahîm Elhamdülillahi Rabbil alemin ve es-salâtu ve es-selâmu alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn ve bihî nesta'în.
Allahümme allimnâ mâ yenfâ'unâ ve enfâ'enâ bimâ allemtenâ enneke entel alîmul hakîm.
Ve erinel hakka hakkan ve erzuknâ ittibâ'ah.
Ve erinel bâtile bâtilen ve erzuknâ içtinâbeh.
Ve cealnâ mimmen yestemîûnel kavle fe yettebîûne ahsenâ.
Sallu alâ Resûlinâ Muhammed.
Sallu alâ tabîb-i kulûbinâ Muhammed.
Sallu alâ şefî-i zunûbinâ Muhammed.
Evet, geçtiğimiz derste kıraat konusunu işlemiştik.
Namazın rükünlerinden, şartlarından birisi olarak, farzlarından birisi olarak kıraat konusunu işledik.
Biraz birkaç mesele kaldı kıraat ile alakalı.
İnşallah onları tamamlayıp rükü ve secde, kaide-i ahiret vakit kalırsa onları da tamamlayarak namazın farzları konusunu bitireceğiz.
Şimdi kıraatin farz olan miktarı, vacip olan miktarı bunlardan konuşmuştuk.
Kur'an-ı Kerim'de İmam-ı Azam Hazretlerine göre bir ayet-i kerime kadar okumak farzdı.
Bunu Ebu Yusuf ve İmam Muhammed diyorlar ki, ya kısa üç ayet veyahut da bir uzun ayet diyelim.
Meslepte de genelde tercih edilen, amele medar olan görüş budur.
Yani ya uzun bir ayet okuyacağız veyahut da kısa üç ayet okuyacağız.
Fatiha-i Şerif okumak vacip hükmünde.
Yani diğer mezheplerde farz iken bizim mezhebimizde vacip hükmünde.
Bunun manası şu, eğer Fatiha okunmadan başka sureler, başka ayetler okumak farzdır.
Sonunda seyir secdesi yapmak gerekiyor.
Çünkü biz namazı biraz eksik bırakmış oluyoruz. Seyir secdesi ile itmam etmemiz lazım.
Bir de müstahap, kıraatin müstahapları var.
Yani hangi sureleri, hangi ayetleri, hangi namazlarda okumak gerekir.
Bunun daha böyle müstahap olanı okumak lazım.
Bir de müstahap, kıraatin müstahapları var.
Yani hangi sureleri, hangi ayetleri, hangi namazlarda okumak gerekir.
Bunun daha böyle müstahap olanı, yani daha Efendimizin sünnetine en layık ve çile uygun olanı nedir?
Bununla ilgili de Efendimiz, Resulullah Efendimizden rivayetlerle ulemanın tespit ettiği bir takım sureler var.
Şimdi biz biliyorsunuz Hanefiler olarak Ebu Amr kıraati ama daha çok Hafs, İmam Hafs'ın Asım rivayeti ile olan kıraatini okuyoruz.
Malum haliniz 7 tane mütevatir kıraat var. Bunlar kıraat-ı seba deniyor.
Yani Kur'an-ı Kerim'in 7 farklı okuyuşu var.
Bunları kıraat derslerinde Murat Hoca Kur'an-ı Kerim derslerinde bahsedecektir.
Bunların hepsi eşit derecede güvenilir yollarla Efendimizden nakledilen kıraatler.
Şimdi bunlar nereden kaynaklanıyor?
Hz. Peygamber Efendimizin, biliyorsunuz Kureyş lehçesi ile kendisi konuşuyor.
Kureyş lehçesi var. Civarda diğer kabilelerin, diğer Arap kabilelerin konuşmaları var, lehçeleri var.
Kur'an-ı Kerim'de de bazı kelimeler bazı lehçelere göre bazen okunuşları değişebiliyor.
Bunlar işte kıraat diyoruz. İşte Malik-i Yevmiddin, Melik-i Yevmiddin şeklindeki farklılıklar gibi.
Eğer bir mütevatir kıraati takip ederek okuyorsak zaten sıkıntı yok.
Yani hepsi caizdir. 3 kıraat daha buna daha sonraki imamlarca eklenmiş.
Toplam 10 kıraati aşere dedikleri 10 kıraati bu çıkmış.
Daha çok bu Hanefi mezhebi biliyorsunuz Kufe şehrinde, Irak'ın Kufe şehrinde ortaya çıkan bir mezhep.
Burada şekillenen bir mezhep olduğu için o bölgede de Asım, İmam Hafs'ın Asım kıraati rivayeti tercih edildiği için
Hanefi mezhebi de bunu esas alıyor.
İşin kıraatlerle ilgili kısmı bu.
Müstahap olan kıraatlere gelince burada da tabi mukim olanla seferi olan kiliseler hakkındaki hükümler değişiyor.
Seferi olanlar için sünnet olan, müstahap olan, Fatihadan sonra işte Zammu Suri olarak okuyacağı herhangi bir ayet, herhangi bir sure okuyabilir.
Seferilikte genel bir ruhsat var, dilediğini okuyabilir.
Mukimler için ise sünnet olan, muhassal denilen sureleri okumak.
Şimdi Kur'an-ı Kerim'de Fatiha-i Şerif'ten sonra yedi tane uzun sure var.
Bunlara Es-Sebut Tüvel yani yedi uzun sure deniyor.
Ondan sonra Miun diye adlandırılan yaklaşık ayet sayısı işte yüz, yüzden biraz fazla yüze yakın olan sureler geliyor.
Bunlara Miun yani yüzler anlamında sureler geliyor.
Daha sonra Kur'an-ı Kerim'in sonlarına yaklaştığımızda da biraz daha kısalan, daha az sayıda ayetten oluşan sureler geliyor.
Sabah ve öğle namazlarında Fatiha-i Şerif'ten sonra Tıval-i Mufassal denilen sureleri okumak müstahaptır.
Bunlar Hucurat suresi ile Buruç suresi arasındaki sureler.
Tekrar edelim, bunlara Tıval-i Mufassal deniyor.
Yani muhassal şu demek, sık sık fasılalarla bölünen sureler yani kısa sureler.
Birkaç sayfa okuyoruz bitiyor, birkaç sayfa okuyoruz bitiyor. Bunlar da muhassal sureler.
Sık sık fasılalarla ayrılan sureler anlamında muhassal deniyor.
Bunların da içinde üç grup var.
Tıval-i Mufassal uzun olan yani kendi içinde uzunlar.
Mufassal sureler içerisinde uzun olanlar. Bunlar Hucurat suresinden Buruç suresine kadarki kısım.
Sabah ve öğle de bunları okumak müstahap.
İkindiyle yatsıda Evsat-ı Mufassal denilen Tarık suresinden Beyne suresine kadarki sureleri okumak müstahaptır.
Buruç'tan sonra işte Tarık suresi geliyor.
Tarık suresinden Lem yekünün lezine keferu diye başlayan Beyne suresine kadarki sureleri okumak müstahaptır.
Akşam namazında da Kısar-ı Mufassal denilen, işte yine bu Mufassal sureler içerisinde en kısalarını,
yani Zilzal suresinden sonuna kadar, Musaf'ın sonuna kadarki gelen sureleri okumak müstahaptır.
Dediğim gibi bunlar mukim olanlar için, seferi olanlar için herhangi bir tayin yok.
Diledikleri gibi Fatihadan sonra bir sure veya ayet-i kerime okuyabilirler.
Geçen hafta söylemiştim sanırım ama tekrarlayalım.
Zamm-ı Sure okuyacağımızda tam bir sure okumak daha eftaldir.
Yani bir ayet-i kerime, vacip yerine getirecek kadar uzun bir ayet-i kerime okumamız da yeterli ama tam bir sure okumak daha eftaldir.
Eğer uzun bir sure okuyacaksak surenin bir kısmını ilk rekatta diğer kısmını kalan kısmını ikinci rekatta da okuyabiliriz.
Bunda da herhangi bir kerahet, mekruhluk yoktur.
Yine bu uzun surelerden, mi'un dediğimiz, es-sebut tuvel dediğimiz, bakara, alimran, nisa, maide surelerinin sonlarındaki ayetleri de okuyabiliriz.
Yani bir ayet, iki ayet bunlardan da okuyabiliriz.
Yani mesela birinci rekatın sonunda bakara suresinin son ayetlerini, ikinci rekatın sonunda alimran suresinin son ayetlerini bunlar da okuyabiliriz.
Bunda da herhangi bir mahsur yok.
Eğer sure okuyacaksak, geçen hafta da söylemiştik, tam sure okuyacaksak Kur'an-ı Kerim'deki tertibe riayet etmemiz gerekiyor.
Tertibe göre, yani birinci rekatta Kur'an'daki tertibi önce olan, ikinci rekatta Kur'an'daki tertibi daha sonra olan bir sureyi okumak lazım.
Terse çevirirsek namaza olur mu? Olur.
Yani tabi ki namaza bir bunun mahsuru yok ama tenzihen mekruh işlemiş oluruz.
Bunun da sebebi şu, geçen ders Semih Hoca bahsetmişti tefsir dersinde, hatırlarsanız.
Kur'an-ı Kerim'deki hem surelerin içindeki ayetlerin sıralaması hem de genel olarak surelerin sıralaması tevkifi olarak kabul ediliyor.
Ulemanın çoğunluğu bu kanaatte.
Yani ne demek? Cebrail Aleyhisselam tarafından, Efendimiz tarafından bize aktarılmış bir sıralama ile Kur'an-ı Kerim, Mustafa kaydedilmiş.
Yani bu hem sure tertibi açısından söz konusu hem de surelerin kendi içindeki ayet sıralaması açısından söz konusu.
O yüzden biz birinci rekatta Kur'an'daki tertibi itibariyle önde olan, ikinci rekatta sonda olan sureyi okuyacağız.
Keza bir surenin içerisinde eğer ayetler okuyacaksak, birinci rekatta surenin başlarındaki, ikinci rekatta da sonlarındaki yani daha sonra gelen ayetlerini okuyacağız.
Araya, yani atlayarak okumak mekruh.
İşte Kulya-i Yuhel kafirun okuduk, ikinci rekatta ne okuyacağız?
Kafirundan sonra gelen sureyi okuyacağız.
Bir atlayarak bir sonrakine geçersek mekruh oluyor.
Dediğim gibi yani bunlar tenzihen mekruh.
Yani tahrimen mekruh gibi harama yakın mekruhlar değil.
Ama sünnet olan, Efendimiz'den talim edilen, rivayet edilen kıraat usulüne aykırı hareket etmiş oluyoruz.
Keza sure içerisinde atlayarak okuyacaksak da, bir ayet okuduk, devamındaki ayeti atladık, bir sonraki ayeti okumak mekruh.
Yani en az iki ayet atlayarak, yani ikinci rekatta, diyelim mesela Bakara suresinin başından okuduk.
İlk rekatta Şerif-i Amin'i okuduk.
İkinci rekatta bir ayet atlayarak değil, birkaç ayet atlayarak devam etmek gerekiyor.
Tertibe riayet edeceğiz ya, son sure Nas suresi.
Eğer ilk rekatta Nas suresini okursak ne olacak değil mi?
Bazen insan hani dalabiliyor, sehven.
İlk rekatta Nas suresini okudu ise, ikinci rekatta da Nas suresini okuyacak.
Yani bunda bir mahsur yok.
Nas suresini okuyabilir, tekrar okumakta herhangi bir mahsur yok.
Yani peş peşe rekatta aynı sureyi okumakta bir mahsur yok.
Ama eğer hatimle namaz kılıyorsa, ikinci rekatta tekrar Mustafa'nın başına, yani Elif-i Amin'e intikal edebilir.
İhlas okuduk, Nas okumuyoruz değil mi?
İhlas okuduk, felak okuyoruz.
Evet, ihlastan sonra felak okuyoruz.
Tefret okuduk, ihlas okuyacağız.
Tefret okuduk, felak okumuyoruz.
Felak okumuyoruz, Nas okuyabiliyoruz.
İşte bildiğimiz şeylere de girelim.
Amine Rasul okuduk, Ayet-i Kürsü okumuyoruz.
Evet, tertibe göre.
Eyvallah, nasıl daha iyi oldu.
Şimdi namazda biliyorsunuz, sübhaneke, evhuzu, besmele bunları aşikar okumuyoruz.
Bizim Hanefi mezhebinde böyle.
Zaten sübhaneke diğer mezheplerde de hafi, yani gizli okunuyor.
Geçen ders söylemiştim hatırlarsanız.
Hanefi mezhebi namazda sübhaneke duası ile başlıyoruz Hanefi mezhebinde.
Diğer mezheplerde teveccüh ayeti ile onlar başlıyorlar.
Bunları gizli okumak lazım.
Bizde yine evhuzu besmeleyi de gizli okumak lazım.
Besmeleyi aşikar okumuyoruz.
Diğer mezheplerde aşikar, yani cehri okuyorlar.
Ama Hanefi mezhebinde gizli okumak gerekir.
Namazlarda, farz namazlarla nafile namazlarda ikinci rekatları birinci rekatlardan uzun tutmak mekruhtur.
Buna da dikkat edelim.
Birinci rekattaki kıraatimizin ikinci rekata göre daha uzun olması gerekiyor.
İkinci rekatı daha uzun tutmak mekruhtur.
Keza okunan ayet-i kerimelerden, sure-i şeriflerden tahassüs etkilenerek, Ya Rabbi beni ateşten koru, Ya Rabbi beni affeyle, mağfiret eyle gibi sesli dualar okumak mekruhtur.
Buna da dikkat etmek lazım.
Farz namazlarda çok hızlı okumayacağız.
Tertil.
Tertil üzere böyle hafif hafif, yavaş yavaş okuyacağız.
Yani çok hızlı okumak bu da mekruhtur.
Teravih namazlarında biliyorsunuz biraz süratli okunabilir.
Yani buna ruhsat var.
Ancak diğer namazlarda hızlı okumak mekruhtur.
Gece namazlarında daha hızlı okunabilir.
Teravihde bir gece namazı biliyorsunuz.
Yani kıyam-ı leyl kabiliğinden.
Gece namazlarında, teheccüd namazlarında da yine süratli okunabilir denmiş ama, diğer namazlarda buna riayet etmek gerekiyor.
Kur'an-ı Kerim okurken, sesi güzelleştirmek, bir makamı takip ederek okumak, bunda da tabii ki herhangi bir mahsur yok.
Burada ulemanın dikkat çektiği husus,
Kur'an-ı Kerim okunurken, Kur'an'ın nazmını makama, besteye mağlup etmemek.
Yani makamı, esas kıraati Kur'an-ı Kerim'in sureleri, ayetleri ona ifade hoş değil ama, malzeme haline getirmek doğru değil.
Asıl olan Kur'an-ı Kerim'in kıraatidir.
Tekanni yapmak caiz midir diye hep tartışılır ya,
Tekanni anlamında bir şeye tabi ki cevaz verilmiyor ama, Kur'an-ı Kerim'in asıl olan yani Kur'an'ı asıl ittihaz etmek suretiyle, belli bir kıraat, belli bir makam takip ederek okumak da tabii ki, herhangi bir mahsur söz konusu değil.
Hafi namazları hafi okumak, cehri namazları da cehri okumak vaciptir.
Bu hem cemaatle kılınan namazlarda söz konusu, hem de kendimiz münferit kıldığımızda söz konusu.
Yani öğle namazı hafi bir namazdır, kıraati gizli tutulan bir namazdır.
Kişi gerek kendisi münferiden kılacağında, gerekse cemaatle imam efendi kıldıracağında, hafi okunması gerekir.
Sehven diyelim yanıldı imam efendi, cehri okudu.
Sehir secdesi yapması lazım çünkü vacibi terk etmiş oldu.
Kişi kendisi kılarken de, yani münferiden kılarken de, öğle ve ikindi namazlarını hafi okumalı.
Dilerse diğer namazları, yani sabah namazı biliyorsunuz cehri, akşam ve yasın namazları da cehri, yani açıktan okunan namazlar.
Kişi kendisi namaz kılarken de bunları cehri okuyabilir.
Hatta okumak iyidir yani, değil mi?
Kur'an-ı Kerim'i sesle okumanın da bir ayrı fazileti vardır.
Kendi başımıza namaz kılarken sesle okumamız daha da iyi olabilir.
Hem Kur'an-ı Kerim talimi de yapmış oluruz.
Kendimizi test etmiş de oluruz.
Yani düzgün okuyor muyuz, okumuyor muyuz?
Sesle okuduğumuzda bunu da anlamış oluruz.
Bazen insanlar böyle belli süreleri, özellikle kısa süreleri namazda çok da okudukları için, biraz böyle yuvarlayabiliyorlar.
Yani o kelimeler, cümleler, ayet sonları birbirine karışabiliyor.
Sesle okuduğumuzda kendimizi bu açıdan murakaba da etmiş oluruz.
Faydası da olur.
Bir de kıraat ile ilgili son olarak şunu söyleyelim.
Kıraat demek böyle içten, akıldan, zihinden Kur'an-ı Kerim'i, sureleri, ayetleri geçirmek demek değil.
Kıraat etmek demek, yani gizli kıraatte bile bizim böyle dudağımızın hareket etmesi lazım.
Hiç dudağımız hareket etmeden, tamamen sadece zihnimizden, ezberimizden okumak yeterli değil.
Buna da maalesef çoğu kişi dikkat etmiyor.
Sadece içinden, zihninden geçiriyor.
Bu doğru değil.
Böyle hafif dudağımız hareket edecek.
Yani kıraat demek, gizli kıraat demek bu demek.
Yanımızdakini rahatsız edecek düzeyde değil tabii ki.
Ama kendi kendimize duyuracak şekilde, dudaklarımız hareket ederek kıraatte bulunmak lazım.
Kıraat ile ilgili ahkam.
Kıraatın ardından rükuya eğiliyoruz.
Rüku kelime anlamı zaten eğilmek demek.
Raka'a Arapça'da eğilmek anlamına geliyor.
Baş ve sırt düz olacak şekilde.
Baş ve sırtımız düz.
Bakın başımızı eğmiyoruz.
Hayvanların yerken kafalarını eğdiği gibi eğmiyoruz.
Başımız dik duracak.
Sırtımız dik duracak.
Eğer herhangi bir rahatsızlığımız yoksa, eklemlerimizde bir problem yoksa tam düz.
Omurgamızda bir problem yoksa tam böyle 90 derece düz durmamız lazım.
Eller dizlere uzanıyor.
Dizleri kapatacak şekilde sağ el, sağ dize, sol el, sol dize bu şekilde kapanıyor.
Böyle içe doğru değil.
Şöyle göstereyim.
Yani elleri içe doğru koymuyoruz.
Böyle bazen görürsünüz değil mi?
Böyle birleştirirler.
Eller birbirine değer.
Bu doğru değil.
Sünnete aykırıdır.
Elleri dizlere böyle hafif biraz da açarak koymak gerekiyor.
Şimdi normal ayakta namaz kılan kimse rüku için yalnız başını eğmesi kâfi değil.
Arkasını da eğecek.
Tam düz duracak.
Otururken namaz kılıyorsa.
Geçen hafta bunu biraz işlemiştik hatırlarsanız.
Oturarak namaz kılıyorsa rükûya vardığı zaman alnı dizlerine paralel olacak derecede arkasını eğmesi lazım.
Rükûda bulunuyor gibi kambur olan kimsenin rükû başını biraz eğmekli olur.
Yani kamburluk rükû yerine geçmez.
Şimdi rükûya giden bir kimse kıyama daha yakın bir şekilde durursa rükû sahi olmaz.
Sağlıklı herhangi bir sıhhi problemi olmayan insanlar için konuşuyoruz.
Böyle eğildi.
Hatam eğilmedi böyle.
Yani kıyama daha yakın vaziyette kaldı.
Rükû farzını yerine getirmiş olmaz.
Daha sonra namazını iade etmesi lazım.
Şimdi imama cemaate rükû halinde yetiştiyse bir kimse ne yapacak?
Mutlaka tekbiri ayakta alacak.
Yani rükûyu kaçırmayayım, rekatı kaçırmayayım diyerek iftitah tekbirini eğilirken alması doğru değil.
Ayakta tekbir alacak sonra rükûya gidecek.
Tabi iki kere Allah-u Ekber demesine de gerek yok.
İftitah tekbirini alarak hemen rükûya eğilmesi kafidir.
Çünkü intikal tekbiri deriz bunlara.
Rükûya eğilirken kalkarken, secdeye eğilirken kalkarken getirilen tekbirlere intikal tekbiri deniyor.
Bunların hükmü sünnettir.
Bu yüzden namaz rükûya yetişmeye çalışan bir kimsenin bir kere Allah-u Ekber diyerek hızlıca rükûya eğilmesi kâfi.
İmam Efendi rükûdan kalktıktan sonra rükûya giderse ne yapacak?
Tekrar o rekata yetişmiş olmayacağı için kalkıp İmam Efendi selam verdikten sonra o rekatı kalkarak iade edecek.
Amin.
İmamdan önce rükûya varırsa, değil mi? Bu da maalesef atlana genellikle dikkat edilmiyor.
İmam Efendi rükûya henüz varmadan veya işte secdeye henüz varmadan cemaat bazen varıyor.
Bu da sahih değildir. Namazı ifsad eder.
Bunu fark ettiyse tekrar kalkıp İmam Efendi'ye riayet ederek yeniden rükûya eğilmesi lazım. Keza secdeye İmam Efendi eğildikten sonra tekrar secdeye kapanması lazım. Yani İmamdan önce herhangi bir rüknü yaparsak bu
sahih olmaz. Namazı ifsad eder. Allah korusun.
Evet.
Rükû da böyle.
Ezan bitince devam edilmiş.
Ezan bitince devam edilmiş.
Ezan bitince devam edilmiş.
Ezan bitince devam edilmiş.
Ezan bitince devam edilmiş.
Evet.
Secde. Sona yaklaşıyoruz namazda.
Rükûden sonra secde farzı var.
Secde.
Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın şöyle bir hadisi var.
Ümidü en escüde ala sebaat-i azim.
Ben yedi kemik üzerine secde etmekle emrolundum.
diyor Efendimiz. Yedi kemik nedir?
Alın.
İki el.
İki diz.
İki de ayak.
Yedi kemik oluyor. Alın üzerine.
Yani secde derken alın. İki el.
İki diz ve iki ayak mutlaka yere değmeli.
Eğer bunlardan birisi yere değmezse sünnete aykırı bir secde olur.
Şimdi bunlardan alnı yere koymak farz değil mi?
Yere koymak vacip hükmünde.
Eğer
burun yere konmazsa vacip veya sünnet. Bazı alimler vacip diyor.
Bazı alimler sünnet diyor. Burun yere konmazsa secde yine olur.
Ama eğer vaciptir dersek sehir secdesi yapmak gerekir. Sünnettir dersek
her ikisinin de söyleyen alimler de var. Sünnettir dersek sehir secdesine gerek yok.
Evet.
Tekrar edelim. Alın konmazsa namaz olmaz.
Daha sonra iadesi gerekir.
Yanak üzerine, çene üzerine, bu gibi yerler üzerine secde olmaz. Mutlaka alın üzerine secde yapılmalı.
Olur.
Yani alın değmeli. Eğer gözlük mani oluyorsa
çıkarmak lazım. Alın mutlaka yere değmeli.
Ama eğer alın ve burunda secde etmeye engel bir özür varsa, tüm bir yara varsa işte bir engel bir alçı ne bileyim işte bir kolitez bir şey varsa
bu takdirde ima ile secde yapmak gerekir.
Evet.
Elleri ve dizleri de yere koymak gerekir dedik ama bunlar sünnet hükmünde.
Eller ve dizlerle ilgili hüküm farz veya vacip değil.
Sünnet hükmünde ama İmam Şafi'ye göre farz.
Yani elleri ve dizleri de yere koymak İmam Şafi'ye göre farz. Şafilere göre yani eller ve dizler yere değmezse farz. Yerine gelmediği için namaz iade edilmesi, yani tekrar kılınması
gerekir. İki ayağın veya bir ayağın parmakları yere konmadıkça yine secde cahil değil. Yani ayakta secde de ayaklarımız parmaklarımız mutlaka yere değmeli. Secde boyunca eğer parmakları yere değmezse yine secde
yerine gelmiş olmaz. Namazı iade etmek gerekir. Bunu karıştırıyorlar bazen böyle hani secdede ayak yerden kesilirse namaz olmaz diye böyle bir yanlış bilgi dolaşıyor. Hiç değmezse namaz olmaz.
Ama secdede bir şekilde değdiyse bir saniye bile değdiyse yere temas ettiyse farz yerine gelmiş olur.
Secde edilecek yer ayakların konduğu yerden eskilerin ifadesiyle yarım arşın tam fazla yukarıda olmamalı.
Yani böyle eğimli bir yerde secde ettiysek veya secde ettiğimiz yerde bir şey varsa seki gibi veya bir çıkıntı gibi bir şey varsa bu 15-20 santimden yüksek olmamalı.
15-20 santimi 20 santim diyelim.
20 santimin üzerine çıkarsa tam secde etmiş olmayacağımız için yani tam yere kapaklanmış olmayacağımız için secde farzı yerine gelmiyor.
İade etmek gerekir.
Eğer cemaat kalabalıksa bazen işte kandil gecelerinde
camiler dolar taşar. Cemaat çok kalabalıksa herkes alnını secdeye götüremiyor ise önümüzdeki kişinin sırtına secde edebiliriz veya kendi dizimize de secde edebiliriz.
Sarık sarmış ise bir kimse bu imam efendi itinin giydiği yani fest olabilir sarıklı normal cemaat içinde olabilir.
Affedersiniz.
Sarığın büklümü üzerine secde etmek caizdir. Yani sarığın o işte büklümleri sargılar üzerine secde etmek caizdir.
Veya elbisenin diyelim işte cübbe önümüze geldi kontrol edemedik
onun üzerine de yine secde etmek caizdir.
Ancak sarık çok kalın olur.
Yani 3-4 kat diyelim olur önümüze gelir.
Yerin sertliğini eğer hissedemez isek bu takdirde secde biraz riske girmiş oluyor.
Tek bir kat üzerine diyelim secde edilebilir ama 3-4 kata ulaşır. Artık yerin sertliğini hissedemez hale gelirsek secde etmiş olmuyoruz.
Alınla burun aynı zemin üzerinde mi olmak zorunda?
Yoksa arada mesela mesafe olması mesela aşıya. ..
Onu geleceğim.
Şimdi yün değil mi? İşte hallaç edilmiş yün üzerine, pamuk üzerine, saman kar gibi yumuşak zeminler üzerine
secde etmek de geçerli değil.
Bunlar katılaştıysa, sertleştiyse biz mutlaka bir yerin zeminin sertliğini hissetmemiz lazım.
Yumuşak bir zemin üzerine, minder üzerine falan secde etmek caiz değil.
Şimdi ufak bir taş üzerine secde edilemez. Bunu muhtemelen söylemiyorlar bilmeyallerde ama bunu yazıyorlar. Ufak bir secde üzerine kerbela taşı var yani şeylerin üzerine secde etmek
caiz değil. Fakat alnın çoğu bu taş ile beraber yere değecek olursa bu takdirde caiz.
Yani alnın tamamı büyük bir kısmını eğer kuşatırsa küçük bir taş gibi değil de yere konulmuş bir plaka gibi
bir şey üzerine secde olur.
Sadece alna böyle temsili bir taş koyarak secde yapmak ehli sünnete göre caiz değil.
Net söyleyelim de akılları da yer etsin.
Şimdi düz zemin üzerine yani
yer üzerine, arz üzerine secde yapacaksak alnı topraktan korumak için eğer bir şey seriyorsak, sırf yani sadece toz toprak bulanmasın diye seriyorsak bunda kerahet olduğunu ifade ediyor alimler. Seccade serebiliriz tabi bunda mahsur yok da
ama sadece alnı korumak için vücudumuzdan çıplak olarak yere temas eden tek yer alın ya, tam bir seccade sermek suretiyle değil, sadece alnım tozlanmasın diye bir mendil, bir şey sererek namaz kılmak
evet bu da hilafenin dinine sarar mı hocam?
Hristiyanlar bile yapmazlar.
Hristiyanlar öyle yaptığı için.
Yani Hristiyanlara hilafe.
Hristiyanlardan farklı olması için.
Sadece secde mahalline sermek hocam, sadece secde. Orada eller falan da kapıyor onda problem yok ama sadece secde mahalli için sermek mekruh addediliyor.
Özellikle secde bölümlerinde
peşete seriliyor.
Camide mahsur yok.
Çıplak zemin için.
Secde mesafesi hocam.
Camilerde bu arada önümden falan geçiyor da
öyle bir şey var.
Secde edeceğin iktidar gazı önünden geçiyor.
Çok şey çıkıyor.
Bir tanesi tekme yaptı hocam.
Siz ne yaptınız?
Evet.
Şimdi o önünden sizin önünüzden birisi geçiyorsa sizin namazınıza bunun herhangi bir zararı yok.
Anladım. Söyleyeceğim.
Namaz kılan kimseye namazdan herhangi bir bunun mahsuru yok.
Kim geçerse geçsin önümüzden.
Namaz kılığına herhangi bir zararı yok.
Namaz falan değil de geçenin hadsizliği diyelim.
Namazı bozulmaz.
Namazı bozulmaz. Ama geçen yani dışarı çıkacağız. Mecbur çıkacağız. Birilerinin önünden
geçmek zorundayız. Birkaç saf öteden geçebiliyorsak geçelim. Hemen önünden geçmemek lazım.
Buna da mani olmak için sütre koyuyoruz. En güzel o.
Bir çantadır, bir kitaptır,
bir küçük poşettir, pakettir. Önünüze secde ettiğimiz yerin hemen önüne koyarsanız bir dal bile olabilir.
Tabi camide dal bulamayız ama yerine getirir.
Sütre vazifesini yerine getirir.
Önümüzden geçecek kimse için de keraheti ortadan kaldırmış oluruz. Ama dediğim gibi büyük camilerde birkaç saf ileriden geçildiği takdirde herhangi bir mahsur yok.
Ama tekrar edelim namaz kılığına hiçbir zararı
söz konusu değil. Namazınıza hiçbir onun zararı olmasın.
Şimdi bazı halimler diyorlar ki eğer hemen önünden geçiyorsa, senin secde edecek
kadar bir yerinden geçiyorsa mani olmak gerekir.
Peygamberimizden önümüzde bir hadisi var.
Tam nerede okuduğunu hatırlamıyorum da.
Diyor ki geçen namazda
birisinin önünden geçmiş bir sahabi, bir diğer sahabinin eğer diyor beklemenin faziletini o namazını bitirene kadar beklemenin faziletini bilseydin 40 40 diyor ama 40 gün. Bu 40 dakika mı?
40 saat mi? 40 gün mü?
Temyizi yok. 40 beklerdin diyor.
40 vakit beklerdin. Asıl olan tabii ki geçmemek.
Bu yüzden bazı mezheplerde diyorlar ki kişi mani olacak.
Önünden geçilmesine mani olacak. Bu sayede diğer kimseyi de kerahet işlemekten korumuş oluyorsun.
Ama işi tabii dövüş kavgaya icdale varacak şekilde ilerletmemek lazım.
Suresi
secdenin süresi hem rükû hem secdede rükû diyebileceğimiz kadar bir vakit kalmak lazım.
Hemen eğilerek kalkmak secdeye alnımız değer değmez kalkmak
bunlar farzı yerine getirmiş olmayız.
Bu kişi rükû yaptı. Dışarıdan takip eden, izleyen bir kimsedir. Bu kişi rükû yaptı. Bu kişi secde yaptı.
Düşüncesi oluşturacak kadar rükûda secdede kalmak gerekiyor. Bunun sünnet olan miktarı biliyorsunuz.
Üç kez Sübhane Rabbiyel Azim, Sübhane Rabbiyel Ala diyecek kadar kalmaktır. Sünnet olan miktarı budur. Keza işte rükûya secdeye vardığımızda Sübhane Rabbiyel Azim, Sübhane Rabbiyel Ala ifadelerini kullanacağız.
Sübhane Rabbiyel Azim ne demek?
Yüce olan Allah'ı her türlü eksiklikten, noksanlıktan tenzih ederim anlamına geliyor. Sübhane.
Cenab-ı Allah'ın tenzihi. Sübhane Rabbiyel Azim.
Sübhane Rabbiyel Ala. Yine ala olan, en üstün, en yüce olan Cenab-ı Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih ederim demek.
Evet. Üç bunun sünnet olan miktarı üç
artırılabilir.
Üç, beş, yedi, on bir şeklinde tek sayılar olmak üzere tesbihat sayısı artırılabilir.
Ama bu münferit, tek başına namaz kılanın kimseler için söz konusu, imam efendinin fazla
uzatması uygun değil. Cemaatle namaz kıldırırken hem kıraatta hem tesbihatta hem de işte kaide-i ahirede cemaati bıktıracak.
Cemaati usandıracak belki işte işi olanlar var,
acı çıkması gerekenler var.
Cemaate seamet getirecek kadar uzun tutmak uygun değil. İmam adına bu da bir mekruhtur.
Başka tenzih ifadeleri de alınabilir.
Başka tenzih ifadeleri de alınabilir.
Ama dünyevi talepler içerecek şekilde, onu kaide-i ahirede de söyleyecektim.
Kur'an-ı Kerim biz şeyde namazda telaffuz ettiğimiz şeyler üç türlü.
Ya kıraat, yani Kur'an-ı Kerim kıraat ediyoruz.
Ya tesbihatta bulunuyoruz.
Veyahut da dua ediyoruz.
Yani telaffuz ettiğimiz, okuduğumuz şeylerin üç türü var.
Tekrar edelim, ya kıraat, Kur'an-ı Kerim okuyoruz.
Ya tesbihatta bulunuyoruz.
Sübhane Rabbiyel Azim, Sübhane Rabbiyel Ala gibi ifadeler.
Okuyoruz, işte tahiyyat, teşevhüt, ardından işte salli bari, Rabbena duaları okuyoruz.
Bu üçünün dışında bir şey okumuyoruz.
Dua kısmında da dualar edebiliriz.
Yani yine Rabbena atinay okuyoruz ya, Rabbena dualarını okuyoruz. Bunların dışında da Efendimiz'den, sahabe-i kiramdan, büyüklerden rivayet edilen duaları okumak
yine caizdir. Ama bunun bir şartı var.
Dünyevi taleplerde bulunmamak şartıyla.
Allah'ım bana ev ver, araba ver.
Fıkıh kitaplarında şöyle verilir.
Allahumme zevvicni Fatıma.
Fatıma'yı bana nasip eyle. Dünyevi taleplerde bulunmak, bu caiz değil.
Secde iki adet malumuz.
En bilinen şeyleri anlatırken şey yapıyorum ama rahatsız oluyorum.
Ama fıkıh karşılıklarını söylüyoruz.
Rükû bir adet, secde iki adet.
Secde iki adet ikisi de farz.
Yani birini terk edersek, tek secde yaparsak namaz olmaz.
Yanılarak, kasten terk ederse daha sonra iade etmesi gerekir.
Kasten tek secde yaptıysa mutlaka yani kalkarak tekrar kılacak.
Ama yanılarak sehven terk ettiyse,
namazdan sonra eğer hatırına geldiyse, arada da namazdan çıktı, hatırına geldi, ben dedi secdeyi tek yapmıştım, hiç birileriyle konuşmadı, namaza aykırı herhangi bir fiil işlemedi, hemen derhal
tekrar secdeyi yapacak, oturacak, işte teşehhüdünü, teşehhüd miktarı oturacak, tekrar yani farz olarak kade-i ahireye oturacak, teşehhüdünü okuyacak, selamını verip namazını tamamlayacak. Ama namazı
namazı ihlal eden, yani namaz dışı bir yemek yediği, birileriyle konuştuğu, bu takdirde tekrar namazı iade etmesi lazım.
Şüphe de girse namazdan sonra,
ikini secde, birini secde yapınca şüphe girse iadesi mi gerekir? Şüphe de şöyle, şüphe de işinin kendine bırakıyoruz o işi. Eğer ilk kez arız olduysa şüphe, normalde böyle vesveseli birisi değil. İlk kez arız olduysa
onun dayanağı sağlamdır. Yani hiç şüphelenmeyen bir kimse, herhalde bu sefer tek secde yaptım diye bir şüphe arız olduysa ikinciyi yapması gerekir. Ama sık sık böyle vesveseleniyorsa, bu da
iyi bir şey değil. Eskiler, bu ifadeleri kullanmıyor da değil mi, takıntıları falan varsa bu insanların, vesvese diyorlar işte ona, vesveseli insanlar asla buna takılmamalı, yaptığını tam
Tamam, bir mi yaptım, iki mi yaptım tarzında vesveselere kapılıp, asla kendini yormamalı, bu abdest ve gusülde de böyle değil mi, bazı insanlar mesela lavabodan, banyodan çıkamıyorlar, gusülüm oldu mu, olmadı mı, su şuraya değdi mi, değmedi mi, bir iş vesveseye dönüştüyse, Kâan'ın tavrı çok net yani, asla ona izin yok.
Tamam, yaptığını tam sayacaksın, itikad edeceksin, ona göre amel edeceksin.
Evet, geldik Kâde-i Ahireye.
Kâde, kâde, oturmak demek.
Kâde.
Kâde-i ûlâ, Kâde-i Ahire, şeklinde iki oturuş var namazda.
İki rekatlı namazlarda bir kere oturuyoruz.
İşte üç ve dört rekatlı namazlarda iki kere oturuyoruz.
İkinci rekatta, veya işte üç ve dördüncü, üç rekatlı namazsa, işte akşam namazıysa üçüncü rekatta bir daha oturuyoruz.
Dört rekatlı namazlarda da dördüncü rekatta bir daha oturuyoruz.
Tek rekatlı namazlarda ikinci oturuş, son oturuş yerine geçiyor.
Yani namazda bir kere oturmak farz değil mi?
Kıyamda durduk, kıraat okuduk, rükû yaptık, secde yaptık, en son işte oturacağız.
Oturma ile namazı bitiyor, son farz. Namazın son farzı oturuştur, kâdedir.
İki rekatlı namazın ilk oturuşu, zaten tek oturuş, farz olan.
İkinci, dört rekatlı, üç veya dört rekatlı namazlarda da son oturuş, farz hükmünde.
Ne diyoruz değil mi? Teşehüd miktarı oturmak diyoruz.
Teşehüd miktarı, yani tahiyyat, değil mi? Okuyacak kadar demektir bu.
Tahiyyat, okuyacak kadar bir miktar oturmak vacip.
Yani oturmak farz, tahiyyat miktarınca oturmak vacip hükmünde.
Şimdi eğer iki rekatlı namazlarda, mesela sabah namazında olduğu gibi, ikinci rekatta oturmadan üçüncü rekata kalktıysak, yanıldık yani, üçüncü rekata kalktık, kıraat ettik, rükûya vardık, secdeye vardık, hatırladık.
Artık o namaz sabah namazı için kılınç olmaktan çıktı.
Dörde tamamlayacağız, sonra kalkıp tekrar bir daha kılacağız.
Çünkü ikinci rekatın sonunda yapmamız gereken oturuşu ihlal ettik, terk ettik.
Ama üçüncü rekata kalktık, henüz rükûya varmadan hatırlarsak, tekrar dönüp, yani oturarak, sehir secdesi de yapmak suretiyle namazı tamamlayabiliriz.
Evet, şimdi tahiyyatla ilgili bir iki şey söyleyelim.
Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın hadis-i şerifleri,
malumuz sahabi efendilerimiz tarafından bizlere aktarıldı.
Sahabiler içerisinde, Ercan Hocamız derslerde sıklıkla zikrediyor, birçok hadis rivayet eden, sayısı binin üzerinde hadis rivayet eden sahabiler var.
Bunlara müksirun deniyor.
Bir de binin altında, bazıları 100-200, bazıları 10-20, bazıları da tek hadis rivayet eden sahabiler de var.
Bunlara da mukillun, yani az sayıda hadis rivayet eden sahabiler deniyor.
Şimdi, hadis rivayet ile ilgili şöyle bir husus var.
Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın sözlerini sahabe çoğu zaman aklında kaldığı şekliyle ve kendi lafızlarını kullanmak suretiyle rivayet ediyor.
Yani, biz hadis kitaplarında okuyoruz ya, mesela Arapça, okuduk değil mi?
Bu hadisin manasının, eğer sahih bir hadis ise, manasının Efendimiz'in kastettiği mana olduğuna itikad ediyoruz, buna inanıyoruz.
Ama, Cenab-ı Peygamber Efendimiz bu lafızları mı kullandı?
Yani bu hadisi, o anlamı ifade eden lafızların hepsi Efendimiz'in efemi saadetinden o şekilde mi çıktı?
Bundan her zaman emin değiliz.
Ve hadislerin pek çoğu, hadisi alimlerinin tespitleri bunu gösteriyor.
Hadislerin kahir ekseriyeti de mana ile naklediliyor.
Bunları niye söyledim?
Çok az sayıda hadis var ki, Efendimiz'den,
Efendimiz'in mübarek ağzından çıktığı gibi günümüze ulaştığından emin olduğumuz çok az sayıda hadis var.
İşte bunlardan birisi de tahiyyat duası.
Yani tahiyyat duasını, Efendimiz'in ağzından çıktığı gibi okuduğumuza itikad ederek okuyabilirsiniz.
Allah'ın izniyle, bunda hiçbir kuşku yok.
Şimdi okuyalım, bismillah.
Besmele çekmeyelim, şey değil, Kur'an değil.
Ettehiyyatü lillahi ve salavatü ve tayyibat.
Esselamu aleyke eyyühen nebi ve rahmetullahi ve berekatü.
Esselamu aleyna ve alâ ebedillahi sâlihîn.
Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdûhü ve rasûlü.
Evet, biliyoruz ki, bu nerede gerçekleşti?
Aslında bu bir karşılıklı konuşma.
Şimdi manasını vereceğim.
Bu üç veya dört, dört parçadan oluşan bir mükealleme.
Şimdi Cenab-ı Peygamber Efendimiz biliyorsunuz Mirac'a çıktığında, böyle bir meleklerin huzurunda, Allah-u Teala Mirac'tayken, meleklerin de bulunduğu bir ortam da böyle bir mükealleme geçti.
Ettehiyyatü lillahi ve salavatü ve tayyibat.
Efendimiz böyle buyuruyor.
Ettehiyyatü lillahi ve salavatü ve tayyibat.
Ne demek? Tahiyye, selam anlamına geliyor.
Ve tahiyyetuhum fihâ selam diye geçiyor ayette.
Cennette insanlar birbirine selam diyerek.
Çok samimi, çok samimi olarak içten verilen selam anlamına geliyor.
Nasıl da, ve izâ huyîtum bi tahiyyetin saruttuğuhâ.
yahdî ahsene minhâ ev mislihâ.
Evet, yani tahiyye kelimesi. ..
Herkes alimdir.
Eyvallah.
Şimdi, ve tahiyyetuhum fihâ selam.
İşte cennet ehli birbirine selam diyerek selamlaşacaklar.
Yani lafız olarak selam ifadesini kullanacaklar.
Diğer okuduğum ayette de, işte size birisi selam verdiğinde, ona misliyle veyahut daha güzeliyle mukabelede bulunun.
Şimdi Peygamberimiz diyor ki, tahiyyat, yani selamlar, ve salavat, salatlar, ve tayyibat, işte tayyib olan, temiz olan, pak olan, temiz olan şeyler, Allah'a mahsustur.
Şimdi bunu, bu ne anlama geliyor?
Yani bir tahiyye var, bir salat var, bir de tayyibe var.
Bunu şöyle izah etmiş alimler, tahiyye kavli ibadet, salat fiili ibadet, tayyibat da mali ibadet.
Böyle bir yakıştırma yapmışlar.
Başka izahları da olabilir.
Yani tahiyye kavli ibadetlerimiz, kıraatimiz, işte duamız, tesbihatımız anlamına geliyor.
Salavat, namaz.
Zaten bir anlamda namaz, hem dua hem de namaz anlamına geliyor.
Fiil, yani bedenimizle işlediğimiz ibadetler.
Ve tayyibat, bu da mallarımızla, mali olarak işlediğimiz ibadetlerimiz, ifadettiğimiz ibadetlerimiz anlamına geliyor.
Buna mukabele ederek Cenab-ı Allah, Esselamu aleyke eyyühen nebiyyü ve rahmetullahi ve berekatü
buyuruyor Allah-u Teala.
Ey Nebi, sana selam olsun.
Allah'ın rahmeti, bereketi senin üzerine olsun.
Efendimiz buna mukabele ederek, Esselamu aleyna ve ala ibadillahi salihin
diyor.
Yani selam bizim üzerimize ve Allah'ın salih, diğer salih kulları üzerine olsun.
Bu karşılıklı bu mükalemeye, konuşmaya şahitlik eden melekler de Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu
ve Resulühu buyurmuşlar.
Şimdi, bunu demiştim ya, Efendimiz'den gelen, yani manasıyla gelen bir hadis, yani lafızlarıyla da Efendimiz'den gelen bir hadis.
Bir iki kelime sadece değişiyor.
Bunun üç tane meşhur rivayeti var.
İbni Mesud Hazretlerinden gelen bir rivayeti var.
Hazreti Ömer Efendimiz'den gelen bir rivayeti var.
Bir de İbni Abbas Hazretlerinden gelen rivayetleri var.
Birkaç kelime, mesela şafilerin tercih ettiği rivayeti, Et tahiyyatül mübarekat es salavatü tayyibatü lillah diye orada bir mübarekat kelimesi eklenmiş.
Ama şeyler, ulemanın çoğunluğu, az önce okuduğum, bizim okuduğumuz İbni Mesud Hazretlerinden gelen,
Hanefi mezhebinde tercih ettiği, teşehüd duasını okuyoruz.
Şimdi teşehüdün, namazın sonunda okunmasının da gerçekten çok böyle bir hikmeti, güzel bir hikmeti var.
Es salatü miracül mümin.
Efendimiz'in hadisi.
Namaz, müminin miracı.
Yani namazımızı öyle bir kılacağız ki, inşallah nasip olur, namazımızı öyle bir kılacağız ki,
nihayetinde miraçla taçlanacak.
Miraç da Efendimiz'in, Allah-u Teala ile Efendimiz arasında geçen bu ifadeleri okumak suretiyle de, inşallah miracı kendimiz için tahafuk ettirmiş olacağız.
Miraç kandili sohbetinde,
Efendi Hazretleri buyurmuştu hatırlarsanız, bizim bildiğimiz miraç, resmi olan, yani en mükemmel olan miraç.
Ama miraç, tek bir sefer olan veya tek bir kimse için olan bir şey değil.
Enbiya'nın miracı var, Evliyaullah'ın miracı var.
Müminlerin de miracı, namaz, inşallah.
Yani teşehüd okurken, aklımıza bunu getirirsek, inşallah, miraç için bir vesileye, namazımızı bir vesileye inşallah dönüştürmüş oluruz.
Evet, namazın farzları bitti mi?
Bitmedi diyormuşum, bitti.
Daha var mı?
Evet, son bir farz var.
Nedir?
Siz söyleyin.
Tahiyyatta okuduktan sonra, Salli barik okumak sünnet.
Salli barik dualarını okumak sünnet.
Rabbena atina dualarını okumak müstehab.
Ama başka dualar da okuyabiliriz.
Az önce de demiştim.
Rabbena atina, bunlar Kur'an-ı Kerim'de bize talim edilen dualar.
Peygamber duaları aynı şekilde.
Bunları okuyabiliriz.
Başka Efendimiz'den rivayet olunan, Cenab-ı Allah'a nasıl dua etmemizi Efendimiz bize talim etti.
Başka dualar da okuyabiliriz.
Keza Evliyaullah'tan nakledilen başka dualar da okuyabiliriz.
Ama dünyalık olmamak kaydıyla demiştim.
Duaları da okuduk.
Son bir farz kaldı.
Nedir?
Selam vermek değil, namazı bitirmek.
Namazın son farzı namazı bitirmek.
Yani iradi bir fiille bitirmek ama.
Buna El-Huruc Bisun Ehi diyorlar.
Yani namazı kişi iradi bir fiil işlemek suretiyle bitirecek.
Bunun işte sünnet olanı selam vererek bitirmek.
Şimdi İmam-ı Azam demiş ki bir kimse eğer yani ne yaptığının farkında olarak, bilerek başka bir fiil işlemek suretiyle de namazını sonlandırabilir.
Velev ki bu işlediği fiil
abdesti bozacak kadar ileri bir fiil olsun.
Demek istediği şey şu eğer bilerek, sehven değil, tam bilerek, ne yaptığının farkında olarak namazdan çıkmak için yaptıysa
olur.
Mekruhtur ama olur.
Çünkü onu demek istediği şey şu yani namazın son farzı kişinin iradi bir fiille namazdan çıkması.
Bunun işte sünnete uygun olanı da selam vererek namazdan ayrılmak.
Evet.
Şeyden, İmam Gazali'den biraz okuyacaktım ama önümüzdeki dersi inşallah okuruz.
Saat iki oldu.
Bu da bitirelim.
Soru var hocam.
Soru var.
Yok bozulmaz.
Bozulmaz.
Bozulmaz.
Ebu Hureyre böyle bir hadis rivayet etmiş.
Değil mi?
İşte kadın,
köpek bir de bir şey daha vardı da üç şey işte kişi namaz kılarken önünden geçerse üç şey namazı bozulur diye bir
söz naklediyor.
Hz. Ayşe annemiz bunu duyunca Ebu Hureyre'yi yanına çağırarak ikaz etmiş.
Sen ne dediğinin farkında mısın? Böyle bir şey yok demiş.
Yani sen yanlış anlamışsın diyerek Ebu Hureyre'yi ikaz ediyor.
Bozulmaz yani.
Uygun değil zaten. Genel olarak mekruh dedik değil mi? Namaz kılan bir kimsenin
önünden geçmek, bilerek isteyerek geçmek bu mekruhtur.
Sütre varsa eyvallah.
Belki kerahet kalkar ama sütresiz
geçmek mekruh.
Buyur.
Erol dedemiz ne buyurursa.
Soru yok.
Eyvallah.
Hocaya sorabilirsin.
Destur var mı?
İntikam.
İntikam.
Namazını bozulmaz.
Eyvallah.
Çok memnun oldum.
Gerçekten memnun oldum.
Oturuyorum her şeye.
Allah razı olsun. Dua edin inşallah.
Dua buyurun.
Yenilirsin ya her parça.
Yedek parçalarımızı böyle yeniliyor.
Eyvallah.