Akâid-i Nesefî

— 2. Ders —
Ders Sayfasına Dönün
0:00 0:00
 

Paylaş:

231 İzlenme

Kaldığınız yerden devam etmek için üye olabilirsiniz
Platformumuza üye olarak, derslere kaldığınız yerden devam ederek takip edebilirsiniz.
Üye girişi yapın veya yeni kayıt oluşturun.


Ders Tarihi: 22 Ağustos 2024

Karabaş-ı Veli Hz. Hal Tercümesi
00:00:00

Euzübillahimineşşeytanirracîm Bismillahirrahmanirrahîm Elhamdülillahi Rabbil alemin Vessalâtu vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve asâbihi ecma'in ve bihi nest'a'in Allahümme allimnâ mâ yenfe'unâ ve enfe'unâ bimâ allemtenâ enneke entel alîmü'l-hakîm

00:00:17

ve erine'l-hakkâ hakkan ve rızuknâ ittebâ'a ve erine'l-bâtile bâtilen ve rızuknâ iştinâbe ve cealnâ mimen yestemî'ûnâ l-kavle fî ettebî'ûnâ ehsenâ Sallu alâ Resûlinâ Muhammed Sallu alâ tabîb-i kulûbinâ Muhammed

00:00:35

Sallu alâ şefî'n-i zunûbinâ Muhammed Allahümme salli ve sellim Önce bu hafta Akaid-i Nesefî metninde Karabaş Veli Hazretleri'nin şerhiyle

00:00:50

başlamaya çalışacağız. Geçtiğimiz hafta metnin yazarı olan İmam Nesefî hakkında biraz kelam etmiş idik. Bugün de biraz Karabaş Veli Hazretleri'nin kısa hal tercimesi hakkında inşallah birkaç bir şey söyleyelim.

00:01:04

Ardından metne geçmeye çalışalım.

00:01:08

Karabaş Veli Hazretleri'nin ismi Ali Alaeddin Ali el-Atvel diye biliniyor. Hazret uzun boylu olduğu için el-Atvel uzun demek, uzun Ali

00:01:21

diye de anılıyormuş. Kastamonu Babası Meşayih Nakşibendiyye'den Es-Seyyid Mehmet Efendi Alevi Yün Nesep Hüseyni Yül Hasep. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın

00:01:37

mübarek kutlu soyundan gelen Seyyid bir aileden geliyor. Babası da Nakşi Şeyhi'ymiş. Aslen Kastamonu yani oralı ama Arapgir'de bugün Malatya'ya bağlı bir kaza olan

00:01:52

doğmuş. O yüzden babasının memleketine nispetle el-Kastamoni diye anılıyor. Böyle bir nispesi var. Anadolu ulemasından, Anadolu Meşayih'inden olduğu için Rumi diye anılıyor.

00:02:07

Diyarı Rum diye genel olarak Anadolu bilindiği için burada yetişen ailelere de böyle bir nispe veriliyor. Uzun müddet Üsküdar'da yaşadığı için de Üsküdari nispesiyle de Hazret 1611 senesinde

00:02:23

miladi. Hicri 1120 senesinde Muharrem ayında doğmuş. Arapgir kazasında.

00:02:29

Küçük yaşlarında bir müddet Çankırı'da tahsil görüyor. Daha sonra Kastamonu'ya geliyor.

00:02:35

Kastamonu'da küçük yaşlarda tahsil

00:02:38

gördükten sonra İstanbul'a geliyor. İstanbul'da Fatih medreselerinde sahne-i saman başta olmak üzere Fatih medreselerinde mukaddimeyi tahsil etmiş. Yani temel ilimleri, giriş ilimlerini, Arapça ve diğer alet ilimlerinden

00:02:53

başlangıç ilimleri diye anılan temel ilimleri tahsil ediyor. Ama çok böyle uzun yıllar İstanbul'da tahsilde devam etmemiş.

00:03:02

Yani medreseleri bitirerek ilmiye, silkine dahil olmuyor.

00:03:08

Daha sonra Kastamonu'ya dönüyor. Şaban-ı Veli Hazretlerinin dergahında seccade nişin olan yani o post nişin makamında bulunan İsmail Çorumi Hazretlerine intisap etmiş. İsmail Çorumi Hazretleri

00:03:23

Ömer Fuadi, Muhittin Kastamonu Hazretleri aracılığıyla Pir Şaban-ı Veli'ye bağlanan yolun o günkü post nişini yani Şabaniye tarikatının o zamanki post nişini oluyor. İsmail Çorumi'den sonra

00:03:38

onun halifesi ve oğlu Mustafa Efendi'ye intisap etmiş ve hilafetini ondan alıyor.

00:03:44

Bir müddet orada yaşadıktan sonra işte Çankırı'ya yine gitmiş. Çankırı'da Şabani ihvanı arasında bir takım müşkiller

00:03:53

bir takım meseleler, anlaşmazlıklar vaki olunca onları sulh yolunu bulması, ihvanın arasını bulması için Mustafa Efendi tarafından şeyhi tarafından Çankırı'ya gönderiliyor. Daha sonra artık hilafeti alarak yani şeyhlik

00:04:09

makamını tahsil ederek şeyh olarak Üsküdar'a gelmiş 1669 senesinde. Tabi İstanbul'a geldiğinde artık bir Şabani şeyhi olarak geliyor.

00:04:21

Üsküdar'da Rum Mehmet Paşa Camii vardır hemen

00:04:24

sahile yakın. O eski belediye nikah dairesinin hemen arkasına düşer.

00:04:30

Orada uzun müddet 4-5 yıl kadar bu camide caminin zaviyesinde yakınında ki bir meşrutada kalmış.

00:04:39

Burada arka arkaya peş peşe 40 kez halvet çıkardığı rivayet olunuyor.

00:04:45

Yani uzun yıl burada inzivaya çekilmiş.

00:04:48

1674 senesinde yani 50 yaşında artık

00:04:54

müptecavüz olduğu zaman Valide-i Atik zaviyesine Üsküdar'da yine Valide-i Atik zaviyesinde artık irşad için buraya atanıyor.

00:05:03

Burada hem manevi mürşitlik hem de cuma vaizliği yapmış uzun yıllar.

00:05:09

Ve Karabaşi Veli Hastanesi burada kurulmuş. Halen bu bina ayakta caminin yakınında, civarında artık günümüzde de farklı gayelere de olsa kullanılmakta olan, ayakta olan bir bina.

00:05:24

Tabi çok etkili, çok hikmetli arifane sohbetleri olduğu için büyük bir derviş, büyük bir ihvan cemaati hazretinin etrafında oluşuyor ve padişaha kadar, saraya kadar

00:05:39

sohbetlerine gelip giden insanlar oluyor.

00:05:42

4. Mehmed'in, Alcı Mehmed diye meşhur, 4. Mehmed'in de sohbetlerine gelip gittiği biliniyor.

00:05:48

Tabi Sultan'la bu kadar arasının iyi olması, üst düzey devletli

00:05:54

cahiliyle arasının iyi olması biraz problemler, bazı karşılaşmazlıklar, dedikoduların çıkmasına da neden olmuş.

00:06:00

Sebebi tam bilinmemekle birlikte farklı rivayetler var. 1679 senesinde Limni'ye, sürgüne gönderiliyor.

00:06:09

Niyazimiz Hazretleri'nin de sürgünde olduğu Limni'de bir yıl, yaklaşık bir yıl burada sürgünde kalmış.

00:06:15

Niyazimiz Hazretleri'yle beraber burada mülaki olmuş.

00:06:18

Birlikte sohbetleri, görüşmeleri de olmuş.

00:06:21

Daha sonra tekrar İstanbul'a dönüyor. 1683'te

00:06:24

Haç seferine çıkıyor. Haç dönüşünde Mısır'dayken vefat etmiş.

00:06:30

Mısır'da 1686 yılında bir müddet Mısır'da kaldıktan sonra burada vefat ediyor ve Şeyh Muhammed Gazali Hazretleri'nin türbesine

00:06:39

Hazireye Hazret defnedilmiş.

00:06:42

Karabaşiye Tarikatı'nın piri yani Halvetiyye'nin Şabaniye kolunun içinden çıkan Karabaşiye Tarikatı'nın da piri.

00:06:51

Oğlu ve diğer halifeleri

00:06:54

üzerinden bu tarikatta belli bir süre yaşamış. Üsküdar'daki Nasuhi Efendi dergahı vardır Doğancılar'da.

00:07:03

Halifesi Nasuhi Efendi'nin kavli şerifi de, türbesi de oradadır.

00:07:09

Karabaşi Veli Hazretleri Şerhi Akaidi İmam Nesefi'nin Akaidini şerh etmeye şu ifadelerle başlıyor.

00:07:21

Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.

00:07:24

Ve bihi nesta'in. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Vessalatü vesselamu ala seyyidil mürselin ve ala alihi ve asabihi ecma'in. Bu bizim kitaplarımızda, bütün kitaplarımızda ulema kitaplara mutlaka besmele-i

00:07:39

şerif ile ardından hamdele ve salvele ile başlarlar. Elhamdülillahi Rabbil alemin.

00:07:45

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

00:07:48

Vessalatü vesselamu ala seyyidil mürselin ve ala alihi ve asabihi ecma'in.

00:07:54

Efendimiz, Efendimiz'e, O'nun aile ashabına salatü selam olsun.

00:08:00

Lemma nazartu risaletel akaid li şeyhe şuyuh, kudvetil ulema el muhakkikin Ömer en Nesefi

00:08:09

Kuddise sırru.

00:08:13

diye maruf olan metni inceledim diyor.

00:08:16

Bunu baktım, okudum, inceledim.

00:08:19

Bu Nesefi hazretlerini de şöyle niteliyor. Kudvetil ulema el muhakkikin

00:08:25

yani muhakkik alimlerin imamı muhakkik alimlerin önderi. Şimdi bizim İslam ilimler edebiyatında bazı alimler için özel nitelemeler

00:08:40

kullanılır. Muhakkik de bunlardan birisi.

00:08:43

Muhakkik, ehli tahkik demek.

00:08:46

Yani böyle herhangi bir ilimde o ilmin meselelerini salt ezberlemekle iktifa etmeyip, meseleleri delilleriyle

00:08:55

bütün tartışmalarda içerecek şekilde, esaslarıyla, lehte ve alehte bütün argümanlar, tartışmalarda vaki olacak şekilde her bir meseleyi künhüne vaki olacak şekilde temellendirerek öğrenen alimlere, öğrenen ve

00:09:10

öğreten alimlere muhakkik deniyor.

00:09:13

Nesefi de Karabaş Veli hazretlerinin tavsiyesine göre muhakkik ulemadan ve öylesine değil yani onların da önderi olan, onların da imamı

00:09:25

faizine sahip olan bir alim. Şimdi bu metni, Nesefi'nin metnini inceledim.

00:09:31

Vecettu fihâ işâraten ve ramzen ilâ itikâdi sufi. Bu kitapta ne kadar yani böyle zahiren, maturidi,

00:09:40

akâidine göre yazılmış bir metin olmakla birlikte, bu kitapta sufilerin itikadına yönelik de işaretler ve semboller, remizler gördüm, buldum diyor.

00:09:52

Tabi, Hazret'in yaşadığı dönem bu

00:09:55

meşhur Kadı Zadeliler-Sivasiler tartışmalarında olduğu bir dönem, bazı çevreler ehli tasavvufun itikadına yönelik tenkitler yöneltiyorlar ve özellikle o dönemde biraz bu Kadı Zadelilere yakın olan

00:10:11

alimler, dün de yazdıkları akide metinlerinde ehli tasavvufa yönelik, meşayiha yönelik bazı eleştiriler yöneltildiği için ki o zamanda en meşhur, yine zahir ulemasından önemli zatlardan birisi de Beyazizade

00:10:26

diye bir alim var, Karabaş Veli Hazretleri ile onun da yine el-usulü'l-münife li-akaydi İmam Ebi Hanife diye bir kitabı vardır.

00:10:36

Yani aynı dönemlerde yazılmış. O biraz daha böyle, o maturidi kelamının zahiri esaslarına göre

00:10:42

yazılmış bir metin. İmam-ı Azam Hazretleri'nin akidesini, inancını şerh eden bir kitap yazmış.

00:10:48

Bu gibi kitaplarda bir takım böyle yani sufiyyenin, meşayih zevatın itikadlarına, inançlarına bazı

00:10:57

böyle göndermeler, bazı tenkitler olduğunu da bildiği için Hazret aslında bu temel bir akide metni üzerinden ehl-i tasavvufun inançlarıyla akide, temel akide esaslar arasında hiçbir tenakutun

00:11:12

hiçbir zıtkın olmadığını aslında göstermek istiyor.

00:11:15

Buradaki cümlede de muhtemelen buna işaret var. Yani Nesefi akidesi gibi maturidi mezhebinin en temel metinlerinden birisinde

00:11:27

okuduğumda, bu metinde dahi sufiye itikadına yönelik işaretler, remizler işte sembolik bir takım göndermeler, ifadeler temsiller olduğunu gördüm.

00:11:39

Ayrıca

00:11:41

''Ve râitun nâse heleke hâlikum minhum bi zûmihim el-fâsid ve zannihim el-bâtil zâhiben ilâ ennes sufî leyse alâ

00:11:52

mezhebi ehl-i sünnet vel cemaat'' Yine bir takım insanların asılsız, yanlış, yersiz düşüncelerinden, temelsiz

00:12:02

iddialarından hareketle ve tamamen geçersiz zanlarından hareketle sufilerin ehl-i sünnet vel cemaat üzere olmadığını

00:12:12

iddia ettiklerini gördüm diyor.

00:12:14

Yine işaret etmeye çalıştım.

00:12:16

O dönemdeki tartışmaları Hazret zikrediyor.

00:12:22

Yani sufiyeyi ehl-i sünnet dışında göstermeye çalışan akidesini sapkın haşa bulan bir takım

00:12:32

zümreler olduğunun farkında.

00:12:34

O yüzden ''fe eraddu îdâha mâ yümkinu minhâ elkelâmu bilhâil'' Ben de bu yüzden, yani

00:12:42

böyle bir şeyin asılsız olduğunu, sufiyenin de ehl-i sünnet itikadı üzere olduğunu göstermek üzere bu kitabı şerh etmeye, yani sufilerin, ehl-i tasavvufun

00:12:52

kabulleriyle uyumlu hale getirecek şekilde yani o uygun olduğunu, uyumlu olduğunu gösterecek şekilde şerh etmeye, izah etmeye çalıştım. Tabi bunların

00:13:02

her şeyin sözlü bir şekilde izah-ı şerhim mümkün değil.

00:13:06

Mümkün olduğu yerlerde, yani kelam ile, söz ile şerh edilebildiği,

00:13:12

izah edilebildiği mümkün olan yerlerde bunu yapacağım.

00:13:16

''Eşartu ve ezmartu mâlem yümkin minhâ elkelâmu bilhâil velhâl'' Ama bazı yerlerde de bu her zaman

00:13:22

mümkün olmayacak. Yani her zaman, her şeyi açık açık sözlü ifadelerle izah etmek, şerh etmek mümkün olmayacak.

00:13:30

Bunları da bilesiniz,

00:13:32

diyor Hazreti.

00:13:34

Şimdi bu metin, bu şeyin, Hazreti'nin girişi, yani ön sözüydü.

00:13:40

Karabaş Veli Hazretleri'nin.

00:13:42

Şimdi Nesefi'nin giriş cümlesi bundan sonra gelecek.

00:13:46

Nesefi şöyle başlıyor kitaba.

00:13:48

''Gâle ehlül hâk hakâikul eşyâi sabit et''

00:13:52

Bu böyle çok esaslı bir cümle. Yani İmam Nesefi'de kitaba çok çok böyle önemli, böyle birçok şeyi ifade edecek,

00:14:02

birçok esası, birçok meseleyi cem edecek, çok önemli bir cümleyle giriş yapmış.

00:14:08

''Gâle ehlül hâk'' ''Hakikat ehli'' Aslında tam

00:14:12

hakikat edememek lazım. ''Hak ehli'' Çünkü hak ve hakikat kelimeleri arasında da ince ayrımlar var. ''Hak ehli'' olanlar

00:14:22

şöyle dediler.

00:14:24

''Hakâikul eşyâi sabit etun'' Eşyanın hakikatleri sabittir.

00:14:30

Şimdi bu

00:14:32

giriş metni, yani akide, kitap akideyle alakalı ilk cümlesi varlık ve bilgiyle, şimdi devamında da ''Vel ilmu bihâ

00:14:42

mütehakikun'' diyecek. Yani eşyanın hakikatleri sabittir ve bunlar bilinebilir.

00:14:48

''Vel ilmu bihâ mütehakikun'' Ve eşyanın

00:14:52

hakikatlerine dair olan bilgi edinilmesi mümkün olan ve hatta edinilmiş olan mütehakkık, hakuk etmiş olan bilgidir. Şimdi kelam

00:15:02

ilminde bir takım temel ayrımlardan hareketli. Önce ''Vâcibül vücut'' dediğimiz,

00:15:12

Cenab-ı Allah'ın varlığı, birliği ispatlanmaya çalışıyor. Yani kelamın en temel meseleleri, önce Cenab-ı

00:15:22

Allah'ın varlığını ve birliğini ispatlamak.

00:15:26

Bundan hareketle işte Allah'ın sıfatları, fiilleri, işte Allah-Alem ilişkisi, bunlarla ilgili

00:15:32

akidevi esasları göstermek. Daha sonra da bunlar bunlara bina olacak şekilde semiyat bahisleri, işte haşır, neşir, cennet, cehennem gibi

00:15:42

ahirete taluk eden, kıyamet ve ahiret ahvaline taluk eden meseleleri bunların üzerine hep bina edeceğiz. Yani önce varlıktan

00:15:52

hareketle, yani mümkün varlıklar, işte muhtes varlıklar, hadis varlıklar bunlardan hareketle yani aleme dair bilgilerimizden hareketle

00:16:02

bu alemin sahibi, bu alemin var edicisi olan Allah'ın varlığı ve birliği, bu Allah'ın işte ilah olarak Allah'ın zatı, sıfatları, fiilleri

00:16:12

bunlarla ilgili esaslar ve bunlara bina olacak şekilde semiyata dair yani sadece Kur'an ve sünnette vaki olduğu için inanmamız gereken, inanmamız

00:16:22

icap eden esaslara dair konular. Bunlar hepsi birbirine bağlı. O yüzden yani hem tevhid ve sıfat konularına girebilmek için de

00:16:32

önce bu dünyada müşahede ettiğimiz işte ayan ve araz yani nesneler, ayan, ayn diye kabul edilen nesneler

00:16:42

araz diye kabul edilen bu aynlara cevherlere arız olan durumlar, haller, bunlardan hareketle kitaba başlıyor.

00:16:52

Yani Akide'nin esası varlıkla ilgili bir cümle kurmaya bağlı.

00:16:56

Varlık, varlık nedir? İşte varlığın bilgisi nasıl elde edilebilir?

00:17:02

Şimdi bunu eğer önce temellendiremezsek Cenab-ı Allah hakkında da kelam edemeyiz. Yani Cenab-ı Allah'ın zatı, sıfatları, fiilleri hakkında da

00:17:12

kelam edemeyiz. Yani din hakkında da dolayısıyla konuşamayız.

00:17:16

O yüzden ilk cümle olarak Hazret böyle kitaba girmiş.

00:17:20

Qale ehlül hak

00:17:22

ve bu cümleyi de öylesine birileri tarafından söylenmiş bir cümle değil, zati hak ehli tarafından söylenmiş bir cümle olduğunu

00:17:32

hemen ilk ifadesinde tebaruz ettiriyor.

00:17:36

Yani ehlül hak dedi ki, hak ehli olan alimler dediler ki eşyanın

00:17:42

hakikatleri sabittir.

00:17:44

Şimdi ehil kelimesi Türkçe'de de kullanıyoruz.

00:17:48

Ehli bey diyoruz.

00:17:50

Efendimiz a. s.

00:17:52

hanesine mensup olan kimseler anlamında işte onun ailesi soyundan gelen insanlar anlamında ehli bey diyoruz. Ehil

00:18:02

kelimesi işte şu işe ehil diyoruz. Türkçe'de de farklı manalarda kullandığımız bir kelime.

00:18:08

Ehil demek aslında bir şeye yetkinlik demek.

00:18:12

Ehliyet sahibi olmak demek. Ehli hak hakka ehil olan kimseler.

00:18:18

Hakka yetkin olan kimseler. Yani hakkı

00:18:22

söylemeye, hakkı temsil etmeye hakkı ifade etmeye yetkin olan, ehil olan kimseler manasına geliyor.

00:18:30

Aile anlamına da geldiği

00:18:32

için yani hakkın ailesi aslında bu manaya da gelebilir.

00:18:36

Hakkı benimseyen, yani hakkı sahiplenen, hakkın etrafında bulunan, işte hakkın civarında bulunan

00:18:42

hak ile birlikte olan insanlar manasına da geliyor. Yani ehlül hak dendiğinde böyle salt bir şekilde

00:18:52

yalın bir şekilde Türkçe'ye çevirsek hakikat doğruyu söyleyen kimseler diye biraz mana aşağıya doğru inmiş oluyor. Doğruyu söyleyen

00:19:02

kimseler, burada aslında kast edilen hakikate ehil olan hakikati sahiplenmeye, hakikati ifadelendirmeye, hakikati savunmaya yetkin olan

00:19:12

kimseler denmek isteniyor.

00:19:14

Hak kelimesi niye ehlül hak dedi?

00:19:22

Şimdi hak kelimesinin

00:19:24

birçok manası var.

00:19:26

Hakkın mesela bir anlamı sabit demek. Yani bir şeye hak dediğimizde gerçekten var olan,

00:19:34

sabit olan şey demiş oluyoruz.

00:19:36

Şimdi layık, değil mi?

00:19:38

Hak sahibi, hakik Arapça'da böyle kullanılır. Hakikun bihi yani bir şeye layık, bir şeyi elde

00:19:44

etmeye, bir şeye sahip olmaya layık olan kimse demek.

00:19:48

Sahih anlamına geliyor.

00:19:50

Hak, değil mi? Hak bilgi anlamında. Sahih manasına

00:19:54

geliyor. İşte vacip manasına geliyor. Yani gerekli bir şeye hak Genitelediğimizde onun varlığa gelişinin, ortaya çıkışının gerekliyelik arz ettiğini de söylemiş oluyoruz.

00:20:07

Yani vuku bulan şey, ortaya çıkan şey manasına da geliyor.

00:20:11

Cenab-ı Allah'ın isimlerinden birisi değil mi? Esma-i Hüsnâ'dan el-hakku diye eliflamlı kullandığımızda Allah'ın esmasından birisini, Esma-i Hüsnâ'dan birisini de kastetmiş oluyoruz.

00:20:24

Hak kelimesinin daha kelami, felsefi, daha özel bir manası var.

00:20:32

O da vakaya mutabık olan demek.

00:20:38

Yani bir itikad olabilir bu, dini anlamda itikad değil de genel inanç anlamında itikad.

00:20:46

Türkçe'de kullandığımız, şöyle olduğuna inanıyorum, geldiğine inanıyorum, gittiğine inanıyorum ifadesinde kullandığımız manasıyla,

00:20:54

inanç, mesela inançlar, fiiller, kaviller yani sözler bunlar eğer vakaya mutabıksa, vakane nefs-ül emir.

00:21:07

Yani saf gerçekliğin kendisi, kişiden, bilen özneden, bağımsız olarak bilinen şeyin, yani varlığın kendisi, nefs-ül emir dedikleri vakı, yani hariçte ortaya çıkan şeye eğer mutabıksa, yani bizim inancımız vakaya mutabıksa buna hak diyoruz.

00:21:28

Sözümüz vakaya mutabıksa buna hak söz diyoruz.

00:21:33

Fiilimiz vakaya mutabıksa hak fiil, doğru fiil diyoruz.

00:21:37

Yani hak kelimesinin böyle daha dakik bir manası var.

00:21:39

Ehl-i hak dendiğinde de söyledikleri şeyler vakaya mutabık olan insanlar.

00:21:45

Yani tam manasıyla hakikati, doğruyu temsil eden insanlar denmiş oluyor.

00:21:52

Sıtk kelimesiyle de biraz alakasına temas edelim.

00:21:59

Hakkın mukabiline zıttı, batıl.

00:22:03

Vakaya mutabık olmayana batıl diyoruz.

00:22:05

Mesela inanç eğer, hem dini anlamda inanç hem de genel manada inanç, bir şeye dahil inanç, vakaya mutabık değilse batıl olarak nitelenir.

00:22:15

El itikadül hak, el itikadül batıl.

00:22:20

Yani hak inanç, hak itikad, batıl inanç, batıl itikad şeklinde.

00:22:26

Mesela bazı kelamcılar, erken mutezili kelamcılar, bilgi de böyle tanımlıyorlar.

00:22:31

Bilgi nedir?

00:22:32

El itikadül câzimus sâbitu alâ mâ huve bihi.

00:22:36

Bir şeyin ne olduğuna dair, bir şeyin kendinde bulunduğu hale dair, kesin ve yerleşik, sabit, yani gerektirilmiş, gerçek, sabit olan inanca bilgi denir.

00:22:50

Bilginin ortaya çıkabilmesi için önce inanç olması lazım.

00:22:53

İnanç, temellendirildiğinde, gerekçelendirildiğinde, vakaya uygunluğunda test edilip onaylandığında bilgiye dönüşüyor.

00:23:03

Yani bizim hadisata dair, mevcutata dair itikadlarımız, inançlarımız temellendirilip gerekçelendirildiğinde haklı olduğu, gerçek olduğu ortaya çıktığında hak inanç halini alıyor.

00:23:18

Testlerden geçemezse batıl olarak niteleniyor.

00:23:23

Hakkın bu manada mukabili, karşıtı batıl.

00:23:28

Bir de sıdk kelimesi var, malumunuz.

00:23:31

Sıdk da doğruluk demek.

00:23:33

Yani hakkı da Türkçeye doğru diye çeviriyoruz, sıdkı da doğru diye çeviriyoruz ama aynı şey değil.

00:23:39

Sıdk ise, sıdk sözlerle alakalı.

00:23:42

Yani söylediğiniz bir söz, haber verdiğiniz bir şeyden haber veriyorsunuz.

00:23:47

Eğer verdiğiniz haber vakayla örtüşüyorsa buna sıdk deniyor.

00:23:52

Örtüşmüyorsa haberi anlamda yani bir söz aktarma anlamında, yargıda bulunmaktan ziyade olan biten bir şey aktarma ihbari anlamda yani.

00:24:02

Eğer örtüşüyorsa buna sıdk, doğru söz, el kavlus sadık, doğru söz.

00:24:09

Örtüşmüyorsa da kizip, yani yalan.

00:24:12

Yani yanlış veya yalan diye çevirebiliriz.

00:24:15

Söz olmuş oluyor.

00:24:17

Bir de biraz daha fıkıh kitaplarında gördüğümüz, daha usulcülerin kullandığı yine benzer bir ayrım var.

00:24:25

O da hata-savap diye bir ayrım var.

00:24:28

Hata, bildiğimiz Türkçedeki hata yani yanılma.

00:24:31

Savap da isabet etme.

00:24:34

Eski kitapların arkasında görmüşsünüzdür, hata-savap çetfeleri olur.

00:24:39

Yani böyle imla tahsihine dair böyle notlar olur.

00:24:43

Doğru yazılmış, yanlış yazılmış bir takım kelimelerin karşısında savabı yani doğru imlası orada gösterilir.

00:24:50

Yani bu fıkıhta biraz özel bir manası var.

00:24:53

İştahadi meselelerde kimin haklı olduğunu bilemiyoruz ya, yani bazı tabi Kur'an-ı Kerim'e, ayet-i kerimelere, hadis-i şeriflere, işte icmaya uygun olup olmadığını tabii ki kontrol ediyoruz.

00:25:09

Ama bütün bu kontrollerden sonra yine de emin olamıyoruz her zaman.

00:25:13

Müştehitlerin arasında ihtilaflar vaki olabiliyor.

00:25:16

İşte bu ihtilaflı durumlarda hangi müştehit Cenab-ı Allah'ın işte muradına uygun olarak iştahatta bulundu, hangisi bulunamadı.

00:25:27

Yani hangisi isabet etti, hangisi isabet edemedi.

00:25:31

Bu manada bir ayrım olarak işte hatalı iştihat, isabetli iştihat şeklinde böyle bir ayrımda var.

00:25:41

Şimdi hak ve sıdk kelimeleri arasında şöyle bir ilişki daha var kitaplarımızda işaret edilen.

00:25:51

Hak ne demiştik, vakaya mutabık olan.

00:25:55

İşte burada ehl-i hak dendiği zaman vakanın bizatihi kendisi esas alınarak bu vakaya uygun sözü söyleyenler kastedilmiş oluyor.

00:26:07

Sıdk'ta ise bazı kelamcılar bunu böyle izah ediyorlar.

00:26:11

Sıdk'ta ise vaka söze uygun düşüyor.

00:26:17

Hak'ta sözümüz yani kanaatimiz, inancımız vakaya uygun düşerken, sıdk'ta vaka inancımıza uygun düşüyor.

00:26:25

O yüzden bu da daha güçlü olan niteleme vakayı bizzat esas almak.

00:26:29

Yani hariçteki varlığı esas almak.

00:26:32

O yüzden hak diye nitelediğimizde daha güçlü bir tavsif yapmış oluyoruz.

00:26:40

Ehl-i hak kısaca bu şekilde şerh edebiliriz.

00:26:45

Hakaykul eşyayı sabit etin.

00:26:48

Eşyanın hakikatleri sabittir.

00:26:53

Burada hakikat denirken kastedilen şeyler tabii biraz daha böyle mahiyet manası kastediliyor.

00:27:04

Mahiyet ne?

00:27:06

Mahiyet işte bir şeyin ma huve huve.

00:27:11

Yani ma bihi eşşeyu huve huve.

00:27:14

Öyle tanımlıyorlar.

00:27:15

Ma bihi eşşeyu huve huve.

00:27:18

Yani bir şeyin kendisi sayesinde öyle olmasını sağlayan temel unsur.

00:27:26

Bir şeyin mahiyeti diyoruz ya.

00:27:28

Yani bir şeyi var eden temel.

00:27:30

Bir şeyin yani asli varlığı, temeli manasında mahiyet kelimesi kullanılıyor.

00:27:36

Şimdi mahiyet kelimesi var.

00:27:38

Bunun bir altında hakikat kelimesi var.

00:27:42

Bunun bir altında da hüviyet kelimesi var.

00:27:44

Bunlar birbirinden hepsi farklı şeyler.

00:27:46

Mahiyet yani zihnimizde tasavvur edebildiğimiz, inşa edebildiğimiz, yani hariçte bir fert hiç olmasa bile zihnen varlığını idrak edebileceğimiz, düşünebileceğimiz düzeye mahiyet deniyor.

00:28:04

Mesela insanın mahiyeti diyoruz.

00:28:06

Sonra bu hariçte belli insanlarda tahakkuk ediyor ya.

00:28:11

Yani insan diye fertler var.

00:28:13

Buna insanın hakikati anlamda yani insanın mahiyetinin bir altında insan hakikati oluyor bu.

00:28:19

Bir de gerçekten yani A şahsı B şahsı şeklinde gerçek kişilere indirdiğimizde buna da hüviyet diyoruz.

00:28:25

Yani insanın temelinde insan hakkında konuşmak için önce mahiyetini konuşuyoruz.

00:28:30

Yani zihni bir seviyede bunu konuşuyoruz.

00:28:34

Bir takım işte yargılarda bulunuyoruz.

00:28:36

Mesela ne diyoruz?

00:28:38

İnsanı tanımlarken işte klasik eski filozofların tanımladığı şekliyle el insanı hayvanı nâtıkın.

00:28:45

İnsan hayvanı nâtıktır.

00:28:47

İşte bu insanın mahiyetine yönelik bir tanımlama.

00:28:50

Yani insanın aynına bizatihi, insanı insan yapan şey nedir?

00:28:55

Bu soruyu sorduğumuzda verebileceğimiz cevap bu şekilde olmuş.

00:28:59

Yani insan nedir?

00:29:01

Canlıdır, hayvandır.

00:29:03

Yani canlı olmak bakımından diğer canlılarla ortak kümesi, cinsi budur, canlıdır.

00:29:08

Ama nasıl canlı?

00:29:10

Faslı ne? Yani onu diğer canlılardan ayıran şey ne?

00:29:13

Nutuk.

00:29:15

Yani nutuk ne demek?

00:29:17

Hem düşünme becerisi hem de düşündüğünü sözde ifade etme becerisi.

00:29:21

Yani konuşan canlı dediğimizde biraz eksik kalıyor.

00:29:24

Düşünen canlı dediğimizde de eksik kalıyor.

00:29:27

Yani nutuk kabiliyetine sahip hem düşünebilen, yani zihnen düşünebilen

00:29:31

hem de düşündüklerini nutuka dönüştürebilen, ifade edebilen manasına geliyor.

00:29:37

Evet, işte insan hayvanı nâtıktır dediğimizde değil mi?

00:29:41

İnsanın mahiyetine yönelik, hakikatine yönelik bir tanımlama yapmış oluyoruz.

00:29:45

Ama mesela insan işte gülen canlıdır, yürüyen canlıdır gibi nitelemeler yapsak bunlar tam olarak insanın mahiyetini gösteren tanımlamalar olmaz.

00:29:56

Yani onlar biraz daha böyle resim dedikleri, dışarıdan bakarak dış görüntüsüne göre yapılmış tanımlamalar olur.

00:30:04

İşte yürüyen canlıdır diyorsun. Niye? Çünkü yürüyor.

00:30:07

İşte değil mi? Gülüyor.

00:30:08

Bunlar ama insanın tam manasıyla hakikatini ortaya koyacak tanımlar değil.

00:30:16

Evet, şimdi hakâikul eşya dendiğinde kast edilen mahiyâtul eşya, yani eşyanın mahiyetleri, eşyanın hakikatleri sabittir.

00:30:29

Şimdi burada eşya ne demek? Mevcudat demek aslında.

00:30:35

Hakâikul mevcudatı demek.

00:30:38

Yani mevcudatın, varlıkların hakikatleri, varlıkların mahiyetleri sabittir, vardır.

00:30:46

Şimdi burada kelimelerin, yani şerhe derken yerine kullandığımız ifadeler aslında biraz tanımlı problemler, yani bu cümleyi problemli halede getirebilir.

00:30:58

Hakâikul eşya sabit etün.

00:31:01

Eşyayı mevcudat olarak mesela izah edelim.

00:31:05

Sabiti de yine mevcut diye izah edelim.

00:31:08

O zaman ne demiş oluyoruz?

00:31:10

Mevcutların hakikatleri mevcuttur.

00:31:12

Yani var olan şeylerin hakikatleri vardır.

00:31:16

Bu da cümle değil mi? Anlamsız bir cümle.

00:31:18

Bir şeyi kendisiyle niteleyemezsiniz.

00:31:20

Ali Ali'dir, Veli Veli'dir denmez.

00:31:23

Yani varlıklar vardır denmez.

00:31:26

Burası burada, yani bu cümlenin hatalı bir cümle değil tabii ki.

00:31:29

Bu cümleyi şöyle anlamak gerekiyor.

00:31:31

Yani bizim mahiyetine dair, zihnimizde, inşalarda bulunabildiğimiz, yani düşünebildiğimiz, kelam edebildiğimiz, işte tasavvur edebildiğimiz bütün bu varlıklar fil hakika, gerçekten de yani hariçte de vardır.

00:31:48

Sadece bunlar zihni bir takım hayallerden, senaryolardan değil mi?

00:31:56

Zihin fantazilerinden ibaret değildir.

00:31:58

Zihinde var olup biten şeyler değildir.

00:32:01

Yani zihnin hakkında düşünebildiğimiz, konuşabildiğimiz şeyler gerçekten dışarıda da, hariçte de vardır demiş oluyoruz.

00:32:12

Şimdi Karabaş Veli Hazretleri'nin bir iki cümle onları okuyalım.

00:32:15

İnşallah hitabı erdirelim.

00:32:17

Ehlül Hak, az önce konuştuğumuz Ehlül Hak'ı şöyle Karabaş Veli tanımlıyor.

00:32:24

men kâne itikâduhu ve ekvâluhu ve ef'aluhu mutâbikan lil vâhiye İtikadı, yani inancı, burada inanç tekrar söyleyelim.

00:32:34

Yani dini anlamda inanç olmak zorunda değil.

00:32:37

Herhangi bir şeye dair zihnimizdeki ön kabullerimiz.

00:32:41

İtikadı, sözleri ve fiilleri vâkıa mutâbık olan.

00:32:46

Yani hariçte nesnelerin bizatihi nefsül emre vâkıa mutâbık olan kimselerdir.

00:32:53

Ehlül Hak.

00:32:56

Bazı alimler dediler ki, Ehlül Hak kimdir? Peki Ehlül Hak kimdir?

00:33:02

Ona daha gelemedik.

00:33:03

Yani hakikat ehli böyle söylüyor ama peki hakikat ehli kim?

00:33:07

Karabaş Veli Hazretlerine göre bunlar Evliya Allah'tır.

00:33:10

Değil mi? Evliya Allah'tan daha âli, hakikat ehli olamaz.

00:33:18

Peki veli kimdir?

00:33:21

Evliya Ehli Hak ise veliler, yani evliya veliler demek.

00:33:25

Veli kim?

00:33:26

Velinin iki manası varmış.

00:33:28

Bir, hakim demek.

00:33:30

İki, mahbub demek.

00:33:32

Yani veli hakim olan kimsedir ve mahbub olan yani sevilen kimsedir diyor.

00:33:39

İnşallah önümüzdeki hafta ehli hak olan evliyanın niye ehli hak olduğu, yani hakkın niye velilerden tahsil edileceğine dair

00:33:49

Karabaş Veli Hazretlerinin izahatından inşallah devam edelim.

00:34:02

Seyyidina

Henüz ders özeti eklenmemiştir.
0:00 -0:00