Akâid-i Nesefî

— 3. Ders —
Ders Sayfasına Dönün
0:00 0:00
 

Paylaş:

218 İzlenme

Kaldığınız yerden devam etmek için üye olabilirsiniz
Platformumuza üye olarak, derslere kaldığınız yerden devam ederek takip edebilirsiniz.
Üye girişi yapın veya yeni kayıt oluşturun.


Ders Tarihi: 5 Eylül 2024

Akaid-i Nesefî: Hakikat ve Ehl-i Hak Kavramları
00:00:00

Eûzu billâhi mineş-şeytânirracîm Bismillahirrahmanirrahîm Elhamdülillâhi Rabbil alemin Es-salâtu vesselâmu alâ Rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn ve bihî nesta'în Allâhümme a'lemnâ mâ yenfe'unâ ve enfe'enâ bimâ a'lemtenâ enneke entel alîmul hakîm ve erinâ el-hakkâ hakkan ve rızuknâ ittibâ'ah ve erinâ el-bâtile bâtilen ve rızuknâ içtinâbe ve ce'alnâ mimmen yestemî'ûne el-kavle fe yettebî'ûne ahsenâ Amin

00:00:25

Sallu alâ Rasûlinâ Muhammed Sallu alâ Tabîb-i Kulûbinâ Muhammed Sallu alâ Şefî-i Zunûbinâ Muhammed Amma ba'at Akaid-i Nesefî dersine başlamış idik.

00:00:44

Geçtiğimiz iki hafta iki ders yaptık.

00:00:46

Bu hafta inşâAllah devam edeceğiz.

00:00:48

Karabaş Veli Hazretleri'nin şerhiyle birlikte okuyoruz.

00:00:51

Bu şerhi Hazret'in oğlu Mustafa Mânevî diye bir oğlu var.

00:00:56

Karabaş Veli Hazretleri'nin.

00:00:57

O Türkçe'ye tercüme etmiş, Osmanlı Türkçesine.

00:01:00

Onunla birlikte onun tercümesini de aktarmak suretiyle inşâAllah metni okuyup anlamaya inşâAllah gayret edeceğiz.

00:01:10

Kale ehlül hak diye başlıyor idi kitap.

00:01:12

Hatırlar iseniz Nesefî Hazretleri bu cümle ile başlamıştı.

00:01:16

Kale ehlül hak, hakâykul eşyâ-yı sâbit etün.

00:01:20

Ehl-i hak dediler ki eşyanın hakikati sabittir.

00:01:25

Hak neydi? Vakâya mutabık olan.

00:01:27

Yani vakaya mutabık.

00:01:29

Nefs-ül emre bir şeyin bizatihi kendisine eşyanın asli durumuna uygun olarak verilen hükme, yargıya hak deniyor.

00:01:38

Bu manada zıttı batıl oluyor.

00:01:40

Vakâya mutabık olmayan vakı ile, nefs-ül emre ile yani eşyanın gerçekliği ile uyuşmayan yargılara batıl deniyor.

00:01:48

İşte hak inanç, batıl inanç, hak hüküm, batıl hüküm şeklindeki nitelemelerin manası bu.

00:01:57

Verilen bir bilgi verildiği zaman o bilgi söylenen cümle ile vakıa arasında bir uyumsuzluk olursa yani bu doğru bir bilgi olarak aktarılırsa buna yani yargı verme şeklinde değil bilgi aktarma şeklinde buna sadık deniyor.

00:02:15

Sıdk, doğruluk deniyor.

00:02:17

Burada eğer uyumsuzluk olursa da kizip yani yalan ortaya çıkıyor demiştik.

00:02:22

Yani hak ve batıl, sıdk ve kizip kelimeler arasında böyle bir karşı anlamlılık söz konusu.

00:02:30

Ehl-i Hak ne demiş? Hakaykul eşyayı sabit edin, eşyanın hakikatleri sabittir demiş.

00:02:38

Yani ehl-i hak dedi, kim eşyanın hakaykı elan mevcuttur.

00:02:44

Yani eşya varlıklar yani eşyanın varlıkların hakikatleri elan yani hali hazırda şu anda mevcuttur.

00:02:52

Bu bu anlama geliyor.

00:02:55

Yani hakaykul mevcudat anlamında yani burada hakaykul eşya, eşyanın hakikatleri yani varlık demek.

00:03:02

Yani varlık vardır, sabittir.

00:03:04

Varlık da bu anlamda varlığın yani nesnelerin, şeylerin, mevcudatın varlığı hakkında bir şüpheye düşmeye yersizdir.

00:03:13

Ehl-i hak tabirini şimdi biraz izah edecek Karabaş Veli Hazretleri.

00:03:18

Ehl-i hak, men kâne itikâduhu ve akvâluhu ve ef'âluhu mutâbıkan lil vâkı.

00:03:24

Hak neydi? Vakıa mutabık olan.

00:03:27

Vakı ne demek? El vakı, Türkçede de kullandığımız vakıa yani aynı kelime olan demek.

00:03:33

Yani vakı olan, vuku bulan yani gerçekleşen, kendinde varlığa sahip olan şey demek.

00:03:40

Yani Türkçede de kullandığımız olay değil mi? Vakıa, olay anlamında kullanıyoruz.

00:03:45

Vakıa, olay demek. Vakıa, gerçekleşen şey manasına geliyor.

00:03:53

İşte ehl-i hak da, Osmanlıca'sını okuyalım önce.

00:03:58

Yani ehl-i hak, şol kimsedir ki, anın itikadı ve cemî-i akvâli ve cemî-i ef'âli vakıa mutâbık ola.

00:04:08

Yani bir kimsenin itikadı, inancı, akvâli, sözleri, ef'âli, fiilleri eğer vakıa mutâbıksa, yani olması gerektiği gibi ise, yani vakı gerçekte olması gerektiği gibi ise,

00:04:24

bunlara işte ehl-i hak denir.

00:04:26

Dolayısıyla bir kimsenin inancı vakıayla, yani gerçekle örtüşmüyorsa, fiilleri gerçeklikle örtüşmüyorsa, sözleri gerçeklikle örtüşmüyorsa, bunlara ehl-i hak denemez.

00:04:37

Ehl-i hak'kı biraz daha daraltarak, yani ba'duhum, ga'le ba'duhum demek suretiyle,

00:04:44

hummul evliya, bazı alimler katında, yani ehl-i tasavvufu kastediyor, bazı alimler katında ehl-i hak dendiğinde hususen evliyaullah haziratı kastedilir.

00:04:56

Yani bazı ulema demişler ki, ehl-i hak'tan murat olan evliya-i kiramdır.

00:05:03

Niye böyle, yani niye ehl-i hak'kı bu manada daraltarak evliya diye biraz daha hususi bir zümreye hasrettik?

00:05:12

Çünkü burada hak kelimesi ile veli kelimesi arasında bir irtibat var.

00:05:19

Yani bu öylesine, yani keyfi bir şekilde bir zümreyi öne çıkarmak üzere yapılan bir daraltma, bir tahsis değil.

00:05:27

Yani burada hak kelimesi ile velayet arasında, veli kelimesi arasında çok böyle güçlü bir bağ var, bu yüzden böyle bir izah yapılıyor.

00:05:36

Nedir bu bağ?

00:05:40

Karabaş Veli Hazretleri diyor ki, velinin, yani evliyaullah malum aliniz, velinin çoğulu, evliya, veliler demek.

00:05:48

Peki veli kim, yani veli nedir?

00:05:51

Velinin iki tane manası varmış.

00:05:53

Birçok manası var da, burada Hazret'in serdettiği iki tane manası, yani bu iki mana cihetinden evliyaullahı ehl-i hak olarak kabul etmek gerekecek.

00:06:04

Birincisi hakim demek, yani veli hakim olan demek.

00:06:10

Yargıç anlamındaki hakim değil, yani hükmü geçen manasında, üstün olan, sözü geçen, hükmeden manasında hakim.

00:06:18

Vel mahbub, ikincisi de mahbub, yani sevilen.

00:06:22

Veli dediğimizde, evliyaullah dediğimizde iki mana hemen aklımıza gelecek.

00:06:27

Birincisi hakim olan, ikincisi de mahbub olan, yani sevilen.

00:06:32

Peki ne bu, yani hakim olmak ve sevilmek ne manaya geliyor?

00:06:37

Şimdi bir kimse,

00:06:39

فَمَنْ صَرَفَ وُجُودَهُ لِمَا خُلِقَ لَهُ يَكُنْ حَاكِمًا عَلَى وُجُودِهِ Yani çok güzel bir cümle gerçekten sarf etti.

00:06:49

Eğer bir kimse varlığını yaratılış gayesine uygun bir şekilde sarf ederse, varlığını diyor yani bütün varlığını, vücudunu, mevcudiyetini, yani bir insan mevcudiyetini, varlığını, bizatihi kendisini yani

00:07:05

yaratılış gayesine, لِمَا خُلِقَ لَهُ niçin yaratıldıysa o gayeye uygun bir şekilde sarf ederse, ne olur?

00:07:14

حَاكِمًا عَلَى وُجُودِهِ

00:07:16

Varlığı üzerinde hakim olur.

00:07:18

Yani Cenab-ı Allah'ın muradına uygun bir şekilde, yaratmadaki muradına uygun bir şekilde varlığını kullanan, varlığını sarf eden, sarf etmek burada yani tasarrufta bulunmak manasında,

00:07:30

varlığı Cenab-ı Allah'ın muradına, halkteki muradına, yani teşrihi, şeriatı kastetmiyor, oraya daha gelmedi, halkteki, tekvindeki,

00:07:40

yani yaratılıştaki, var edişteki, muradullaha uygun bir şekilde varlığını sarf eden kimse, حَاكِمًا عَلَى وُجُودِهِ varlığı üzerinde hakim olur.

00:07:52

Yani bir insanın varlığı, vücudu,

00:07:55

Cenab-ı Hakk'ın muradına mutabıksa, o işte hakim oluyor.

00:08:00

Veli o demek.

00:08:01

Değil mi?

00:08:02

Cenab-ı Allah'ın yaratış gayesiyle,

00:08:04

kişinin varlıkta bulunuş gayesi örtüştüğü zaman, bu kimse varlığı üzerinde, vücudu üzerinde hakim oluyor.

00:08:14

Osmanlıcasıyla şöyle, Şu ol kimse ki,

00:08:18

vücudunu halk olunduğu şey için bezleyleye, yani harcaya, ol kimse vücudunun üzerine hakim olur demektir.

00:08:27

Bu sayede de, بِذَلِكَ يَكُنُ مَحْبُوبًا اِلْحَقُ

00:08:31

Bu sayede, hak ne demekti?

00:08:34

Vaka uygun olan demekti.

00:08:36

İşte Cenab-ı Allah'ın yaratışına uygun, yani halkın, tekvinin gayesine uygun bir şekilde

00:08:42

varlığı sarf ettiğimizde, bu sayede hakkın da, Cenab-ı Hakk'ın da, mahbubu yani sevdiği bir kimse haline gelmiş oluyoruz.

00:08:52

Evliyaullah'ın bu manada,

00:08:54

hakim, vücudu üzerinde hakim, varlığı üzerinde hakim, ve bu sayede de Cenab-ı Allah'ın sevgilisi, mahbubu oluyor.

00:09:03

İşte böyle olunca,

00:09:04

قَالَ اَهْلُ الْحَقُ هُمُ الْاَوْلِيَٓاءِ ifadesinin manası tebellül ediyor.

00:09:10

Ehli Hak, varlığını Cenab-ı Allah'ın muradına uygun bir şekilde sarf eden ve bu sayede onun muhabbetine mazhar olan kimselerdir.

00:09:20

İşte bunlar dediler ki,

00:09:22

حَقَائِكُ الْاَشْيَاءِ سَابِتَةٌ mevcudat vardır, eşyanın hakikati sabittir.

00:09:30

Evet, şimdi bir kimse,

00:09:33

varlığını Cenab-ı Allah'ın işte muradına uygun hale getirip de sevdiği, mahbubu haline geldiği zaman ne oluyor?

00:09:41

بعدَ ذَا لَا يَسْمَعُ اِلَّا بِالْحَقِّ İşittiği hak oluyor.

00:09:47

لَا يَسْمَعُ اِلَّا بِالْحَقِّ

00:09:51

Ol kimse, mahbubu hak olduktan sonra, işitmez, illa hak ile işitir.

00:09:59

Görmez, illa hak ile görür.

00:10:02

Söylemez, illa hak ile söyler.

00:10:06

Tutmaz, illa hak ile tutar.

00:10:09

Yürümez, illa hak ile yürür.

00:10:13

Malum malum, bu bir hadisi kutsiye.

00:10:15

Burada bir işaret var.

00:10:17

Efendimiz aleyhissalatü vesselam şöyle buyuruyor, bir hadisi kutsi olarak, yani manası Cenab-ı Allah katından gelen bir söz olarak.

00:10:27

مَنْ عَادَى لِي وَلِيَّنْ فَقَدْ اٰذَنْتُهُ بِالْحَرْبِ Bu çok meşhur bir hadistir, kurbu nevafil diye malumdur.

00:10:36

Ercan Hoca da bir derste izah etmişti hatırlarsanız.

00:10:39

Benim bir velime, benim bir dostuma düşmanlık edene ben harp ilan ederim, buyuruyor Cenab-ı Allah.

00:10:47

فَمَا تَقَرَّبَ اِلَيَّ عَبْدِي بِشَيْءٍ اَحَبَّ مِمَّا اِفْتَرَلْتُ عَلَيْهِ Kulumun bana yaklaşırken, yani bana yaklaşma muradıyla, tekarrup, kurbet muradıyla ifa eylediği, işlediği fiiller içerisinde benim en sevdiklerim ona farz kıldıklarımdır.

00:11:10

Yani en önce farzlar gelir.

00:11:12

Cenab-ı Allah'ın muradını, Cenab-ı Allah'ın muhabbetini kazanmak muradına uygun hareket etmek için

00:11:17

ilk riayet etmemiz gereken farzlar.

00:11:20

Farzlar olmadan asla bir sonraki adıma geçilmez.

00:11:23

Yani farzlar birinci ve en önemli şart.

00:11:28

Farzlar tabii bitiyor mu? Bitmiyor.

00:11:31

وَمَا يَزَالُ عَبْد۪ي يَتَقَرَّبُ اِلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتّٰى اُحِبَّهُ

00:11:37

Farzlardan sonra kulum bana yaklaşmaya devam eder, nafilelerle yaklaşmaya devam eder.

00:11:44

Farzlar namazın ardından nafile kılar, orucun ardından nafile tutar, Ramazan'ın ardından zekata, sadaka ilave eder, infak ilave eder, hacca, umre ilave eder.

00:11:53

Yani nafilelerle o kadar bana yaklaşır, yaklaşır ki nihayetinde hatta اُحِبَّهُ benim muhabbetimi kazanır, ben onu severim.

00:12:04

Neydi veliyi nasıl tarif etmişti?

00:12:06

Hakim ve mahbub.

00:12:07

Yani varlığı Cenab-ı Allah'ın muradına uygun olarak sarf eden varlığını ve bu sayede ona mahbub olan işte nevafiller ile Cenab-ı Allah'ın muhabbetini kazanan.

00:12:18

Şimdi hadisin devamı az önce okuduğumuz ibareye işaret ediyor.

00:12:23

فَيْزَ اَحْبَبْتُهُ Ben kulumu sevdiğimde ne olur?

00:12:28

كُنْتُ سَمَعُهُ اَلَّذ۪ي يَسْمَعُوا بِه۪ي Ben onun işiten kulağı olurum.

00:12:34

Şimdi bunu iki şekilde, bu ifadeleri iki şekilde anlayabiliriz ve tercüme edebiliriz.

00:12:39

Yani ben onun kulağı olurum, onunla işitir şeklinde.

00:12:47

Ben onun yani artık bütün duydukları olurum şeklinde de anlayabiliriz.

00:12:52

Yani işitme azası olan kulağı olurum ve benimle artık işitir veya şöyle de anlayabiliriz.

00:13:00

Yani onun işittiği her şey artık ben olurum.

00:13:02

Yani varlıkta sadece artık beni işitir hale gelir.

00:13:06

كُنْتُ سَمَعُهُ اَلَّذ۪ي يَسْمَعُوا بِه۪ي Ben onun işittiği kulağı olurum.

00:13:12

Gördüğü göz olurum.

00:13:14

Yani ben onun işittiği kulağı olurum, gördüğü göz olurum.

00:13:18

İşte benimle görür artık.

00:13:20

وَيَدَهُ الَّت۪ي يَبْتِشُ بِهَا Ben onun işittiği kulağı olurum.

00:13:23

İşte böyle nesneleri elinde tutmak için kavramak için kullandığı eli olurum.

00:13:28

وَرِجْلَهُ الَّت۪ي يَمْش۪ي بِهَا Ben onun yürüdüğü ayağı olurum.

00:13:33

وَإِنْ سَأْلَن۪ي لَا عَطِيَنَّهُ Ben de ne isterse mutlak surette ona veririm.

00:13:39

وَلَيْنْ اِسْتَعَاذَن۪ي لَوْ ا۪يذَنَّهُ Eğer benden bir sığınma, bir istiazede bulunur, bir şeylerden sığınma talep ederse mutlaka onu korurum.

00:13:48

وَمَا تَرَدَّتُ عَنْ شَيْءٍ اَنَا فَاعِلِهُ تَرَدُّد۪ي عَنْ نَفْسِ الْمُؤْم۪ينَ Tereddüt ettiğim bir şey var ki, diyor Cenab-ı Allah, haşa yani bu bizim kulların kararsızlığı gibi bir şey değil de, yani mümin bir kulumun ölümü arzu etmediği halde onun nefsini kabzetmek hususundaki tereddüdün başka bir yerde de yoktur.

00:14:14

Mealinde bu meşhur Kur'ub-u Nevafil hadisi şerifi buna bağlıyor.

00:14:19

Yani Karabaşi Veli Hazretleri ehl-i hakkın evliyaullah olduğunu söyledi.

00:14:24

Evliyaullah da hakim olanlar ve mahbub olanlar.

00:14:28

Mahbub olmak da işiten gözün Cenab-ı Allah, işiten kulağın Cenab-ı Allah, gören gözün Cenab-ı Allah, yürüyen ayağın, tutan elin Cenab-ı Allah olması.

00:14:41

Kulun bu dereceye yaklaşması ile tahakkuk edecek bir derece.

00:14:50

İşte bu sayede, yani bu tahakkuk ettiği takdirde, يُقَالُ لَهُ اَهْلُ الْحَقِّ Bu kimselere ehlül hak denecektir.

00:14:59

Ehil kelimesi Türkçe'de de kullanıyoruz.

00:15:02

Bir şeye ehil olmak, layık olmak manasına geliyor.

00:15:05

Bir de bir şeye sahip olmak manasına geliyor.

00:15:08

Yani buna ehil dediğimizde, hakka ehil.

00:15:11

Ehli hak, hakka ehil olanlar demek.

00:15:14

Birinci anlamda hakka layık olanlar.

00:15:17

Yani hakkın tecellisine layık olan kimseler demek.

00:15:21

İkincisi de hakka ehil olanlar.

00:15:23

Yani hakka ait olanlar.

00:15:25

Bu benim ehlimdir, değil mi?

00:15:27

Bir hadis-i şerif var ya,

00:15:29

سَلْمَانُ مِنْ اَهْلِي Selman benim ehlimdendir, ailemdendir.

00:15:33

Yani bana aittir anlamında, bendendir anlamında.

00:15:37

Tabi buradaki aitlik, yani mülkiyet anlamındaki aitlik değil.

00:15:42

Yani nispet, kuvvetli bir nispet.

00:15:44

Yani baba ile evlat arasındaki ehil, değil mi?

00:15:48

Aile, ehli beyt, efendimizin ehli beyti.

00:15:51

İşte yine ev ahalisi demek.

00:15:53

Yani beytine nispet edilenler, evine ait olanlar, evine nispet edilenler demek.

00:15:59

Dolayısıyla ehli hak dendiğinde, hakka layık olanlar.

00:16:04

Burada hakkın ne manaya geldiği henüz tam şey olmadı.

00:16:08

Yani tam izaha kavuşmadı.

00:16:10

İnşallah devam edeceğiz.

00:16:12

Hakka ehil olanlar demek.

00:16:14

Hakkın ehli demek, hakka layık olanlar demek.

00:16:17

Bir de hakka sahip olan, yani hakkı kavramış olan, hakkı artık iktisap etmiş olan, hakkı kazanmış, hakkı kavramış, elde etmiş olanlar demek.

00:16:35

Bu ifadeyi yine tekrarladı.

00:16:37

Hak dediğimizde vakıa mutabık olan şeyi kastediyoruz.

00:16:42

Zıttı da batıldır.

00:16:45

Şu ifadeyi de okuyarak inşallah bitirelim.

00:16:53

İşte Türkçe'de de kullandığımız, Cenab-ı Hak derken kullandığımız, hak ifadesiyle bazen zatı mutlak kastedilir.

00:17:01

Yani mutlak manada zat, yani zatı ilahi, mutlak manada zat kastolunur.

00:17:15

Şimdi metne nasıl başladı Nesefi Hazretleri?

00:17:21

Ehli hak dedi ki, eşyanın hakikatleri sabittir.

00:17:25

Yani burada bu ilk kurucu cümleyi belli bir cümleye tahsis etti.

00:17:30

Mesela bütün insanlar diyor demedi.

00:17:32

Değil mi?

00:17:33

Kale ehlül hak, kale ennas demedi.

00:17:35

Yani insanlar der ki, eşyanın hakikatleri sabittir, böyle demedi.

00:17:39

İşte kalel müslimun demedi mesela.

00:17:41

Müslümanlar der ki, eşyanın hakikatleri sabittir.

00:17:44

İşte kalel müminun demedi.

00:17:46

İman edenler der ki, eşyanın hakikatleri sabittir.

00:17:49

Veya işte belli bir zümreye, değil mi?

00:17:52

Mesela filozoflar der ki, ulema der ki gibi belli bir zümreye nispet etmedi.

00:17:59

Yani bir mesleki anlamda veya bir disiplin anlamda belli bir zümreye nispet etmedi.

00:18:06

Ehli hak diye daha böyle özel bir ifade kullandı.

00:18:10

Demek ki burada bir tasnif var.

00:18:12

Yani ehli hak dendiğinde belli insanlar kastediliyor.

00:18:15

Belli insanlar da dışarıda bırakılıyor.

00:18:18

İnşallah buradan önümüzdeki ders devam etmeye çalışacağız.

00:18:22

Yani ehli hak dendiğinde kimler dışarıda bırakılıyor ve hakikate ulaşma yolları neler?

00:18:27

İnşallah buradan, inşallah önümüzdeki hafta devam etmeye çalışacağız.

00:18:32

Ve ahir davana en ilhamdülillahi rabbil alemin.

00:18:36

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed.

Henüz ders özeti eklenmemiştir.
0:00 -0:00