Prof. Dr. Semih Ceyhan

Fatiha Tefsiri

— 24. Ders —
Ders Sayfasına Dönün
0:00 0:00
 

Paylaş:

206 İzlenme

Kaldığınız yerden devam etmek için üye olabilirsiniz
Platformumuza üye olarak, derslere kaldığınız yerden devam ederek takip edebilirsiniz.
Üye girişi yapın veya yeni kayıt oluşturun.


Ders Tarihi: 30 Eylül 2023

Başlık eklenmemiş
Henüz ders özeti eklenmemiştir.
00:00:00

Eûzu billâhi mineş-şeytânirracîm
Bismillahirrahmanirrahîm

 
Elhamdülillâhirrabbil âlemîn
Er-Rahmânirrahîm-i
Mâlik-i yevm-id-dîn
İyyâke na'budu ve iyyâke nesta'în
İhdînes-sırâtal müstakîym. Sırâtallezîne en'âmte aleyhim 
Gayr-il mağdûbi aleyhim-leveddallin-âmîn 

El-salâtu ve's-selâmu alâ Resûlinâ Muhammed
El-salâtu ve's-selâmu alâ tabîbi kulûbina
ve şefî'i zünûbina ve kurreti a'yûnina Muhammed

Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim

Rabbişrahli sadri ve yessirli emri, vahli'l-ukdeten mi'n-lisani yefkahu kavli ve ufevviz-i emri ilâ Allâh. İnnallâhe basîrun bil-ibâd.

Rabbânâ lâ tuzî kulûbînâ ba'de iz hedeytenâ
Rabbânâ heblenâ min ledünke rahme

Rabbi yessir ve lâ tuassir Rabbi temmim bil-kheyr
Rabbi yessir ve lâ tuassir Rabbi temmim bil-kheyr
Rabbi yessir ve lâ tuassir Rabbi temmim bil-kheyr

Amma ba'd

00:01:08

Evet. Galata Mevlevihanesi Postnişin'i İsmail Rusuhî Ankaravî Dede'nin Futuhat-ı Ayniyye nam Fatiha-i Şerife ve tefsirinin 6. Aslı'na ulaşmıştık. 5. Aslı "İhdinas Sıratal Müstakîm" ayet-i kerimesinin tefsiriydi 5. Asıl. 6. Asıl "Sıratal Lezîne En'amte Aleyhim" ayetinin tefsiri ve kitap 7. Asıl'da son bulacak yani "Gayr-i'l-maghdubi aleyhim vel-ad-dâlil amin." Bu da 7. Asıl. İnşallah önümüzdeki hafta, Allah ömür verirse, 7. Aslın tefsirini yapmaya gayret sarf edeceğiz.

00:02:09

Ankarevi Dede bir Mevlevi Dedesi. Bugün de 30 Eylül. 30 Eylül, Hazreti Hüdavendigâr'ın Velâdet günü, yani Mevlid-i Rûmî. Bu vesileyle onun şefaatleri, himmetleri, fuyuzatları, ruhaniyetlerinin üzerimizde sayaban olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ederek başlayalım sözümüze. Geçen hafta "Sırat" ve "müstakim" kelimelerini 6. asılda tefsiri yapılan, "sırat" ve "müstakim" kelimelerini Ankarevi'den okumaya, anlamaya gayret etmiştik. İstikametin, müstakim olmanın İmam Gazzâlî'nin, Hüccetü'l-İslam İmam Gazzâlî'nin İhyasından naklen ahlakta, yaşayışta, davranışta, her şeyde ifrat ile tefrit arasından uzak olmak, ve orta yolu bulmak olarak ifade etmişti Gazzâlî. İstikametin bu olduğunu söylemişti.

00:03:26

Böyle olan kimsenin kendi kıvamını; ne üzere yaratıldıysa onu bulacağını, istikameti bulmanın kişinin kendi hakikatini, yani ahlakta ifrat ve tefritten uzak olup, "Hayrul umuru evsatuha" yani işlerin en hayırlısı nedir? Ortada olmaktır, itidalli olmaktır. Dengede, dengeli olmaktır. Adalet noktasında, merkezinde olmaktır. Yani kişinin kendi hak ve hakikatini tahakkuk ettirmesidir. İstikamet ile kastedilen bu. Kişinin kendisini bilmesidir. Yani marifetü'l-nefs. Ve kişinin kendisini bildiğinde de, kendisinde mündemiç olan Hak ve hakikati bilmesi hasebiyle de kendi Rabbini bilmesidir. Kendini terbiye eden Rabbi bilmesidir.

00:04:18

Buradan da bir şeye geçmişti. İbn-i Arabi Hazretlerinin Hususuna telmihte bulunarak, kişinin istikamet üzere olması; onun tarikidir, onun yoludur, onun sıraatıdir. Bu yol kişinin kendisini bilmesi ve kendisinde mündemiç olan Hakikati bilmesi; onun mürebbisi olan, onda tecelli eden, onda müdebbir ve mutasarrıf olan ve onda hakim ve galip olan Esma terkibini bilmesi demek idi. Yani kişinin istikamet sahibi olması, onun kemaline işaret ediyordu.

00:05:04

Dolayısıyla peki bu esma terkibi, Hakkın esmasının İlahi isimlerin tecelliyatıyla O kişide oluşan bir Hakikat tecellisi. Dolayısıyla Esmayı Esmanın tecelliyatının kişide, O esma tecelliyatına bir mazhar olarak, bir tecelligah olarak, onu bildiğinde Ne oluyor? Hakka vasıl olmuş oluyor. O esma Vesilesiyle de Hakkın zatına vasıl oluyor Vuslat ne demek bu anlamda? Eğer bilgi cihetinden konuşursak, Hakkı bilmektir vuslat. Eğer ahlak cihetinden söz edersek, O da Ahlak-ı Muhammediye'yi kuşanmaktır. Ahlak-ı muhammediyeyi Kuşanmaktır.

00:05:57

Neden Muhammedî Ahlak'ı kuşanmaktır? Çünkü Efendimiz Aleyhisselat-ü vesselam, bütün esmanın camii olduğu gibi, bütün ahlaki erdemlerin ve faziletleri de kendisinde cem eden yegânedir. Dolayısıyla insan kendisi ve insanın her bir insanın, insanlığı ve ahlakı onun ahlakından ve onun ceviyetinden pay ve hisse aldığı müddetçe olur.

00:06:29

İşte bu sırat-ı mustakim denilen şey, "et-Turuk-i il-Allah, bi adedi enfasil halaik" yani sırat-ı mustakim bir, o da tarikat-ı Muhammediye, Efendimizin yolu. Ama her bir kimse bu tarikatta, bütün tarikatları, bütün yolları, bütün sıratları, bütün esmayı kendisinde cem eden Peygamber Efendimiz'den hisse aldığı müddetçe, o kendi istikametini, kendi rotasını, kendi hak ve hakikatini bulacaktır anlamı burada söz konusu.

00:07:06

"et-Turuk-i il-Allah, bi adedi enfasil halaik" yani hakka ulaştıran yollar insanların nefesleri sayısıncadır. Bu cümleyi şöyle de anlayabiliriz, Hakk'a ulaştıran yollar esma sayısıncadır. Esmanın da, ilahi isimlerin de ve bunun tecellileri de, matematiksel bir hesapla, sayıya ve adede gelmeyeceği için, yani sonsuz olacağı için, bila hesap olacağı için, dolayısıyla her bir yol nihayetinde Hakk'a ulaştıracaktır.

00:07:40

Fakat bu yolların bazıları dalalete sürüklüyor, bu yolların bazıları da hidayete sürüklüyor. Şöyle bir cümle kurulsa, "Dalalete sürükleyen yollar da, Hakk'ın mudil esması cihetinden de nihayetinde Hakk'a bir şekilde raci olacaktır." Ama dalalet sıfatı, yani Mudil sıfatı itibariyle raci olacaktır. Fakat biz neyi talep ediyoruz? Dalalete götüren yolu değil, hidayete götüren yol, onun için "İhtinasratel mustakim" denildi. Yani zulmet yolunu değil, nur yolunu. Zulmetten, nurani bir yola intikal etmeyi talep ediyoruz.

00:08:31

Bu Peygamber Efendimiz'in (aleyhissalatü vesselam) Hadis-i Şerifinde de buyuruluyor: "Bütün mahlukat karanlıkta, zulmet üzere yaratıldı. Allah onlara nurundan verdi ve onlar varlık sahasına çıktılar." Hadis-i Şerifte buyuruyor. Buradaki karanlık ile kastedilen şey, eşyanın yokluk üzere olması. Ve eşya varlık talebinde bulundu. Hakk onlara varlığından, yani mutlak varlık onlara varlığından ikramda, ihsanda bulundu, onları icat etti ve onlar dışta, hariçte varlık olarak gözüktüler. 

00:09:18

Dolayısıyla insanın veya mahlukatın bir kısmı zulmette, yani yoklukta, bir kısmı da varoluş itibariyle nerede, nuraniyette. Bir kısmı karanlıkta, Bir kısmı nuraniyette. "Işıkta" demiyorum, hep "Işık" olarak şey yapıyorlar Efendi Hazretleri de buna dikkat çekmişlerdi. Yani nuraniyet ile kastedilen şey varlık genişliği, varlık aşikarlığı, açıklığı anlamında belki anlamak lazım. Dolayısıyla eşyanın bir kısmı varlık ile yokluk arasında. Buna felsefede eşyanın mümkün hali deniliyor. Yani mümkün varlıklar. Varlık ile yokluk arasında. Dolayısıyla biz yokluktan varlığa, zulmetten nura, Allah'ın bizi şey yapmasını hidayet etmesini, yönlendirmesini niyaz ediyoruz.

00:10:16

Tabi var olmaklık ile kastedilen şey burada, var olmaklık ile kastedilen şey, varlık elbisesini giydirmek ile kastedilen şey Hak olan varlıktan pay alabilmek... Hak olan varlıktan pay almak demek, Hakkın nitelikleriyle, esmasıyla kulun kendi miktarınca ondan hissedar olması anlamına geliyor aynı zamanda. Dolayısı ile hidayet dediğimiz şey sadece bir varlık sahasında görünmek değil. Hakkın bu gerçek varlığa bitişen esma ve bunların gerekleri olan fiillerle varlık sahasına çıkmak demek.

00:10:56

İşte bu varlık sahasına çıkmak ve kişinin kendi payı olan, kendi hakikatinin gereği olan yolu yürümesi "Sırat-ı Mustakim" olarak deniliyor.

00:11:12

Peki ayet-i kerimede "Sırat-ı Mustakim" deniliyor. Her bir kişinin kendi tariki, yani kendi nefesi, kendi sıratı kendi şeriatı, kendi rububiyet yolu... bunları çoğaltabiliriz. İbn-i Arabi Hazretlerinin o kavramsal hazinesini işin içerisine dahil ettiğimizde gerçekten muazzam bir kavram kümesi, hazinesiyle karşı karşıya geliyoruz ve ufuk genişliği ortaya çıkıyor. Ankaravi Dede'de bu kavram hazinesini çok iyi kullanan müfessirlerden birisidir.

00:11:52

Peki "Sırat-ı Mustakim" bu anlamda mübhem kaldı deniliyor müfessirler. Bu açıklandı yani ilahi beyan bunu açıkladı. "Sıratellezine enamte aleyhim" dedi yani "sırat", ikinci bir "sırat" kelimesi kullanıldı. Peki soru şu, daha önceki ayet-i kerimelerin, Fatiha'daki, orada da geçmişti. "Tekrar'ul Kur'an" dediğimiz yani, ayet-i kerimelerin unsurları olan lafızlar, sözcükler, kelimeler veya cümleler veya ayetler tekrar edilir mi, edilmez mi? Bunun edildiğini ve buradaki hikmeti de ifade ediyor. Burada da bir tekrar var, burada da bir lafız tekrarı var.

00:12:44

"Sırat" ikinci kez. Tekrar, ya te'kit içindir. Te'kit ve teyit içindir. Bir şeyi pekiştirmek ne içindir. Peki bir şeyi pekiştirmek ne içindir? Bir şeyi mübhemiyetten kurtarıp, o flülükten kurtarıp, onu kesinleştirmek içindir. Tekrar bunun için yapılır. Daha iyi bellensin, muhataba daha iyi belli etmek için tekrar yapılır ama muhataptan sarf-ı nazar ettiğimizde, bir şeyin bizatihi kendisinin tekrar edilmesi, o şeyin yakiniyetini ve kat'iyetini belirten bir şeydir aynı zamanda.

00:13:24

Dolayısıyla nasıl sırat-ı mustakim her bir kimsenin... Yani Sırat-ı Mustakim tekrar ediyorum, Sırat-ı Mustakim ile kastedilen Tarikat-ı Muhammediye'dir, Efendimizin yoludur. Bu Efendimizin yolu tek tek bireylerde, tikellerde, nasıl tümel olan bu yol, nasıl tikellerde, bireylerde, nasıl fertlerde tahakkuk eder işte bunun bir açıklamasını şimdi yapacak.

00:13:49

"Sıratellezine enamte aleyhim" Bu öyle bir yoldur ki, kendilerine nimet verilenlerin yoludur. Dolayısıyla sırat kelimesinin tekrarlanmasının burada sebebi, yakiniyetin kat'iliğin artırılması, mücmel ve mübhem olan bir şeyin detaylandırılması, tafsil edilmesi, ve böylelikle bir ufuk genişliğine muhatapların ulaştırılmasıdır. 

00:14:23

Burada Necmeddin Dayî Errazi, Necmeddin Kübra Hazretleri'nin Kübreviyye'nin piri, onun hülefasından. Necmeddin Dayi Errazi, Anadolu'ya da, Konya'ya da gelmişler. Necmeddin Dayî Hazretleri'nin Tevilat-ı Necmiyye'si var. Bir sufi tefsir, yani işarî tefsiri. Onun burada bir ikinci Tekrarda bir işaret

00:14:54

Yapılıyor ve o işareti açıklamaya Başlıyor diyor ki iki tane Şeyin sıratın iki defa Açıklanmasında yolun İki olduğuna dair bir işaret

00:15:04

Vardır Daha doğrusu şöyle yolun İki olması Yani Ortaya bir tevhidi bozan bir

00:15:14

Şirk yani böyle bir şey çıkarmıyor Yani iki olması demek Tek bir yolun iki kategoride de İki farklı pencereden Vecihten görülebileceği

00:15:24

Anlamında söylüyor bunu yani Bunlardan birisi birincisi Haktan İnsanlara ya da Mahlukata giden yol

00:15:34

İkincisi ise İnsanlardan hakka giden Yol Yol iki Yani çünkü yol hak ile

00:15:44

Ne arasında Kullar arasında insanlar arasında Mahlukat arasında Vecihleri değiştirerek burada bir Bir şey yapacak

00:15:54

Bir manayı açığa çıkaracak yani Haktan İnsanlara Aleme yönelik yol Nübüvvet yoludur

00:16:04

Şeriat yoludur Ki peygamberler eliyle o Şey yapılır Verilir Bu aynı zamanda

00:16:14

Necmettin Dayı'ya göre Yani kendilerine nimet Verilenlerin yoludur Dolayısıyla bu bir din yoludur Dindir bu yani İslam yoludur bu

00:16:24

Aynı zamanda Peygamberler bu din yolunu Kendi devirlerinde O insanların o kavimlerin İhtiyaçlarına göre taleplerine

00:16:34

Göre izhar etmişlerdir Tebliğ etmişlerdir Birinci yol bu Bu yol tabi ki Detaylanır aynı zamanda

00:16:44

Yani peygamberlere verilen Yol aynı zamanda detaylanır Hani geçen hafta da Zikredilmişti Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam Kumun üzerine

00:16:56

Bir çizgi çizdi Ve bu çizginin Sıratı müstakim olduğunu söyledi Bunun müstakim Sıratı müstakim olduğunu söyledi

00:17:08

Oradaki istikamet çizgi formuyla İfade edildi Efendimiz tarafından Ve altına ve üstüne Yan aşağıya doğru Çizgiler çizildi

00:17:18

Efendimiz'e ashab-ı kiram Sordular yani Bu neyi ifade ediyor Bu da peygamberlerin her bir peygamberin Kendi yolunda çizdiği yoldur

00:17:28

O da istikamet üzeredir O da müstakimdir Yani her bir peygamberin Fusus mantı ince Her bir peygamber kendi

00:17:38

Devrinde getirdiği Din diyelim ona yani Tebliği kemal üzeredir Ama kendi devriyle Kendi kavmiyle

00:17:48

Sınırlı olmak üzere Efendimiz ise bütün yollar Efendimiz'in sıratı müstakimine Yani ona Bağlandığı için

00:17:58

Bütün ona bağlandığı için İrtibatlı olduğu için Efendimiz'in yolu bütün o diğer Müstakim olan yolları sıratları Kendi içerisinde cem ettiği için

00:18:08

Bu sefer kemalül kemalat Olmuş oluyor yani bütün kemalleri Bütün kemal üzere olan Din birimlerini kendisinde Toplayan dini cami olmuş oluyor

00:18:18

Yani Dini cami olmuş oluyor bütün dinleri Onun için ne buyurdu Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam Veda hutbesinde veda

00:18:28

Haccında Ekmel tü lekum dinekum Yani sizin Dininizi Şey yaptım

00:18:38

Yani oradaki muhatap Dinekum sizin dininizi İlginç olan şey burada Dikkat çekilmesi gereken Dini onlara

00:18:48

İzafe etti sadece oradaki Şeylere değil ashabı kirama Değil yani Kendisinden önceki bütün Ümmetlerde dahil olmak üzere yani

00:18:58

Onların onların Emrolundukları din Olmak üzere onu kemale Erdirdim yani din denilen İnsanların katında

00:19:08

Değil mi ne kadar din varsa Hakkın katındaki İnne dina inna allahil islam Anlayışınca Allah'ın katında Yegane din islamdır ve

00:19:18

Onun yegane peygamberi Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'dır. Bütün İnsanların hakkın Peygamberlerin katındaki bütün dinler Peygamber Efendimiz

00:19:28

İle Bu anlamda ne yapılmıştır Kemali erdirilmiştir Dolayısıyla Haktan insana

00:19:38

İnsanlara yönelik Din bir tane o da Peygamber Efendimizin dini El islam peki Bu din

00:19:52

Peygamberler ve onların Mirasçıları tarafından bu yol Ne yapılır Şey yapılır Şeriatın vaazı Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm ama bir de teşrif âliyeti var.

00:20:07

Yani, nasıl tercüm edebiliriz bunu hocam, şeriatlaştırma gibi yani tef'il bâbı, şeriatı şey yapma, dar değil, onu genişletme değil de ne yapma, beyan etme, onu açma, tefsir etme, tevil etme, onu vaz etme, yani tedeyyün diyebiliriz buna.

00:20:33

Dolayısıyla o da var, mirasçıları tarafından yani ulemanın ve evliyanın bir de teşrif âliyeti var.

00:20:40

Yani evliyanın da bir teşrif âliyeti vardır.

00:20:42

Biz hep fıkhı şeyle burada düşünüyoruz, teşrif dediğimiz zaman hüküm koymak anlamında, yani şeriata dair ahkâmı fetvalarla, iştihatlarla onu genişletme, hüküm koyma gibi anlaşılıyor ama teşrif âliyeti Evliyaullah hazaratının da şeyi de vardır.

00:21:00

Çünkü onlar da batınî hükümdür, şeriatın batınında hüküm ve yargıda bulunan, o konularda iştihatlarda bulunan Evliyaullah zümresi var yani, veliler, sufiler taifesi var şeriatın batınında,

00:21:14

iştihatlarda bulunan işte tarikatlar dediğimiz şey, bu şekilde, bu iştihatlarla ortaya çıkıyor şeriatın batınında yer alan.

00:21:25

Tabii bu batını ile kastettiğimiz şey, onun zahirinden bağımsız bir batın olmayacağı için yani batında bir hüküm getirmek, aynı zamanda insanlara bunu tebliğ ettiğinde bu davranışları da intihac edeceği için, dolayısıyla tarikatın adabı da bu anlamda şeriatın batınının ne olmuş oluyor?

00:21:46

Zahiri olmuş oluyor yani, onunla da mükellef oluyor bu sefer dervişan zümresi şeyler.

00:21:53

Dolayısıyla haktan kullara yönelik böyle bir sırat var, peki kullardan ve daha doğrusu insanlardan hakka yönelik sırat var mıdır?

00:22:04

Vardır.

00:22:06

Yani şöyle bir çerçeve çizebiliriz, birinci derste de aslında böyle bir çerçeve çizmeye gayret etmiştik, insanların hakikate ulaştıran yolların dört olduğunu söylemiştik, bunun ikisi, iki yol şeriatla ilgili yani bir peygamberin şeriatına, bir peygambere, bir kâmil insana tabi olanların yolu demiştik değil mi?

00:22:43

İkincisi ise bir şeriata veya peygambere, bir kâmil insana tabi olmayanların yolu.

00:22:52

Bu da insanların kendi akıllarında, akıllarınca iştihad ettikleri nevâmis-i hikemiyye yani hikmet kanunları, akli kanunlar, akli ilkeler, evrensel ilkeler, bunlara tabi olanlar, insanların yani büyük filozoflar diyebiliriz biz bunlara, ondan sonra bu nevâmis-i hikemiyyeyi vaz ediyorlardı.

00:23:17

Bu da özellikle fetret devirlerinde veya peygamberin şeriatlarının tahrif edildiği veya unutulduğu devirlerde ortaya çıkan şeylerdi.

00:23:26

Yani insanların kendi akıllarınca iştihad ettikleri şeyler.

00:23:30

Bu kendi bütünlüğü içerisinde bir ahlaki nizamda vaz ediyordu.

00:23:36

Yani felsefe bu anlamda bir ahlaki sistemde öngörebilir.

00:23:41

İkincisi ise felsefi ve akli bir yol olmaktan bağımsız olarak riyazet yolu.

00:23:50

Bu da insanlar kendi akıllarınca bir riyazet, eğitim ve terbiye yolu vaz edebilirler.

00:23:56

Bu şekilde bir şey koyabilirler.

00:23:58

Yani biz buna ruhbaniyet de diyebiliriz ayet-i kerimede.

00:24:02

İnsanlar böyle bir şey vaz ettiler ama buna gereğince tabi olmadılar.

00:24:07

Soru şu, peki insanların kendi akıllarınca iştihad ettikleri ahlaki, terbiye yolları, riyazet yolları kişiyi hakka ve hakikate ulaştırmada, hakikate bilmede nereye kadar fonksiyoneldir?

00:24:30

Necmeddin Daye'nin söylediği şey şu, bu yolun engelleri, o şeytanı diyor yani, yolda oturur, şeytan durmadan engeller.

00:24:42

Çünkü bu yolda bir dava ve iddia vardır.

00:24:45

Fakat bu iddia o kadar büyüktür ki bu iddianın gereğini layıkıyla yerine getirmekten ya usanırlar ya engellenirler.

00:24:55

Dolayısıyla da yol pek çok tehlikelere, engellemelere maruz kalabilir.

00:25:05

En büyük şey iddianın büyüklüğünden dolayı insanın izzet-i nefsinin kabarmasıyla birlikte böbürlenmesi, kibirlenmesi ve kendisini aziz bilmesi.

00:25:16

Yani kendisini izzetli bilmesinden kaynaklanan bir şeydir.

00:25:20

Bu da şeytanın bir vesvesesiyle, şeytanın aldatmasıyla meydana gelen bir şeydir diyor.

00:25:26

Peki o zaman haktan insanlara yönelik şeriat yolu, nübüvvet yolu böyle bir bizatihi bir durum olarak, yol belli olduğu için hadleri, menazili, menzilleri, makamları, geçitleri, zaten rehber var.

00:25:49

Her şey belli olduğu için yürümesi kolaydır.

00:25:53

Fakat bu yürümenin, böyle bir yolda, böyle bir sıratta yürümenin zor tarafı da vardır, kolay tarafı da vardır.

00:26:02

Kemal'e de ulaştırabilir, ulaştırmayabilirdi.

00:26:08

Onun için Necmeddin Dâhiye'nin şeyhi, Necmeddin Kübra Hazretleri ne demişti?

00:26:16

Tarik-i şuttar, aşk yolu, muhabbet yolu en kısa yoldur.

00:26:22

İşte bu yol, yani şeriat yolunun en kısa bir şekilde, kısalık ile kastedilen burada kemaliyet bildirmesi yani, tamlık bildirmesi, en kısa yol, en kısa bu yolun yürünmesi ancak ve ancak aşk ve muhabbetle ele gelebilecek bir şeydir.

00:26:44

Diğer türlü cehd-ü gayretler, yolda nihayete erilebilir ama pek çok zorluk ve sıkıntı ortaya çıkabilir.

00:26:55

Dolayısıyla, şimdi tekrar ayet-i kerimeye dönersek, sıratın iki defa tekrarlanmasındaki hikmet burada, işte haktan kula, kullan veya haktan insanlara, insanlardan hakka giden yolun yapılmasıdır.

00:27:12

Fakat burada kastedilen şey, sıratallezine en'amte aleyhim, ellezine en'amte aleyhim, ellezine, tabi müfessirler burada pek çok şey yapıyorlar, bu bir ismi mevsuldür, Arapça gramerde, ellezine, ismi mevsuldür.

00:27:29

Bunun bir sılasının gelmesi lazımdır, sılası.

00:27:33

O da en'amte aleyhim, yani kendilerine nimet verilenler, öyle kimselerdir ki, bu ismi mevsulün, yani sırat, o sırat, ellezine, öyle kimselerin ki, en'amte aleyhim, kendilerine nimet verilenlerin.

00:27:53

Soru şöyle bir soru, neden ellezine kullandı, mesela şöyle denilebilirdi, ihtinas sıratel müstakim ma ile de gelebilir de, o da edatlı.

00:28:14

Evet, buradaki ellezine ile gelmesiyle ilgili olan bir şey,

00:28:18

ellezine, bu ismi mevsuller yine müfemlik bildiriyorlar.

00:28:25

Ondan sonra gelen haber, böyle grametik bir açıklama yapıyorum ama, burada, şunun için yaptım bunu, en'amte aleyhim haber cümlesidir, çünkü bu gramer açıklamasından bir şey çıkaracak, bir metafizik anlam verecek şey Ankara-Vide'de.

00:28:43

Ondan dolayı bunu şey yaptım.

00:28:45

Dilde de bu aynı zamanda mübalağa bildiriyor.

00:28:49

Yani öyle kimselerin yoludur ki, kendilerine nimet verilenlerin yolu demedir, yol öyle kimselerin yoludur ki, onlar şeydir, nimet verilenlerin yoludur.

00:29:05

İşte o öyle kimseler burada mübalağa bildiriyor.

00:29:09

O da muhataba, yeni bir hayal dünyası açıyor, onun dikkatini çekmek üzere yapılan şey.

00:29:18

Şöyle diyor Ankara-Vide, ey aziz, mevsulün, ismi mevsulün sılasız tamam olmadığını bildin ise, yani ismi mevsul ellezine gelirse, ondan sonra ona bitişen bir bilgi, bir haberin gelmesi lazım.

00:29:34

Bunu söylüyor.

00:29:35

Eğer mevsul ellezine'den sonra bir sıla geldiyse ve sılasız da olmayacağına göre, her bir ismi mevsulden sonra, ellezi, elleti, ellezine'den sonra,

00:29:46

muhakkak onu tamamlayan ve ona bitişen bir haber, bir bilgi geldiğine göre ve bunun aksini düşünemediğine göre, şu remzi ve işareti de bil ki, bütün varlıklar ve yaratılmışlar mevsuller gibidir, ismi mevsuller gibidir.

00:30:03

Bütün varlıklar ve yaratılmışlar mübhemiyet üzeredir.

00:30:09

Kendinde bir bilgi ifade etmez.

00:30:13

Az önce söyledik ya, mümkün varlık olması, yaratılış durumu olarak, varlık ile yokluk arasında olması,

00:30:21

bizatihi, ya var olacak ya da yokluk üzere kalacak.

00:30:27

E peki nasıl olacak bundan sonra, ismi mevsuller gibidir.

00:30:32

Rahman'ın feyzi, sıla gibi onlara bitişir ve onlar Rabb'in sılası ve Rahman'ın feyzi vasıtasıyla, varlık sahasına çıkarlar ve var oluşlarını tamamlarlar.

00:30:48

Hakikatlerini tahkuk ettirirler.

00:30:53

Burada başka bir metafizik bahse geçti.

00:30:56

Bütün varlıklar, mümkün varlıklar, ismi mevsuller gibidirler.

00:31:01

Onların bir sılaya, onlara bir şeyin bitişmesi lazım.

00:31:05

O bitişen de Hakk'ın onları icat etmiştir.

00:31:09

Hak varlık onlara bitişir ve onlar da varlık sahasına çıkarlar.

00:31:15

Hak'tan feyiz almak bu demektir.

00:31:19

Ve böylelikle var oluşlarını tamamlarlar.

00:31:21

Eğer Rahman'ın sılası onlara bitişmeseydi, yoklukta müphemlik, belirsizlik ve noksanlık üzere kalırlar ve bilinmezlerdi.

00:31:36

Mevsul haber cümlesiz tamam olmadığı gibi, alemdeki mevsullerin en şereflisi olan insan olmadan, alem tamam olmaz ve kemalini bulmaz.

00:31:50

Peki o zaman Rahman'ın feyzi ne demek burada?

00:31:53

Daha doğrusu şu, Rahman'ın varlık feyzi olmaksızın, ismi mevsuller gibi olan müpemlik üzere kalan mümkün varlıklar var oluşlarını var olamazlarsa, var olmak anlamlarını tamamlamaları için de insanın var olması, insanın ortaya çıkması lazım.

00:32:16

Dolayısıyla alem kendi varlığının anlamını ancak insanla bulabilir diyor.

00:32:23

Alem ismi mevsul, sıla da kamil insan.

00:32:28

Kamil insanı ile kastedilen de Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam.

00:32:34

Dolayısıyla alemin kendi manasını ve şeyini bulması ancak insanı kamille olur diyor.

00:32:43

Kim? Ankara Bide'de.

00:32:46

Nimet vermek. Vaktimiz var mı? Beş dakikada.

00:32:51

Bir şey demediğine göre devam edelim.

00:32:56

Osmanlıca dersi 6'da.

00:33:11

Nimet kelimesi, gündelik anlayışta nimet ile kastedilen genel itibariyle maddi nesnelerdir değil mi?

00:33:22

Nimet ile kastedilen, maddi şeylerdir.

00:33:26

Fakat din dilinde nimet ile kastedilen şey aslında hak tarafından değeri biçilmiş, bir değer kendisine nispet edilmiş ki bu değer de o maddenin veya mananın,

00:33:49

soyutta somut şeyler, nesneler de olabilir burada, her tür şey, onun akıbetine veya neticesine göre biçilmiş değerden bahsediyoruz burada.

00:34:03

Değerli olan şeyler, kendisine hak tarafından, şeriatça, değeri tayin edilmiş olan şeylere, tüm şeylere biz nimet adını veriyoruz.

00:34:17

Eğer bu değer, o şeyin neticesi, insanları hayra ve saadete yol açıyorsa buna nimet diyoruz.

00:34:33

Hayra ve saadete yol açmıyorsa buna ne diyoruz? Nikmet diyoruz.

00:34:41

Dolayısıyla nikmet, neticesinde bela, mihnet ve sıkıntının ortaya çıktığı bir şey.

00:34:50

Nimet ise neticesinde hayır ve saadetin, mutluluğun ortaya çıktığı bir şey.

00:34:56

Nimet ile kastettiğimiz şey bu.

00:34:58

Bu nimetler, zahiri nimetler de somut nimetler de olabilir, soyut nimetler de olabilir.

00:35:06

Ama nimet, hak tarafından verilen, bağışlanan, verili olan bir şey.

00:35:14

Verili olduğuna göre bu değeriyle birlikte verili olan bir şey olmuş oluyor.

00:35:19

Kıymetiyle birlikte, faziletiyle birlikte verili olan bir şey olmuş oluyor.

00:35:25

Zahiri nimetler veya maddi nimetler, her türlü insanın muhatap olduğu bütün her şey zahiri nimetler kapsamına geliyor.

00:35:37

Batıni nimetler ise Allah'ın lütfu kereme olan, ihsanı olan nurani nimetler diyelim.

00:35:49

Mesela ahlaki erdemler, faziletler bunlar da batıni nimetler kabiliğinden olmuş oluyor.

00:35:59

Aslında bütün dini şeyler diyelim nimet kapsamı içerisine girmiş oluyor.

00:36:08

Dolayısıyla bütün bu zahiri ve batıni nimetlerin kendisine verildiği kimseler kimlerdir?

00:36:17

Bu da Nisa suresindeki bir ayet-i kerime ile izah ediliyor.

00:36:21

Peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih olanlar.

00:36:29

Peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih olan kimseler.

00:36:38

Burada şehitler ile kastedilen şey sadece gazada Allah yolunda öldürülen kimseler kapsamında değil.

00:36:47

Şehit, şahadette bulunan, şahitlik eden anlamına geliyor.

00:36:54

Tabi burada imanının gereği olarak eşhedü en lâ ilâhe illallah.

00:36:59

Yani böyle bir şahadet var, lafzî şahadet bir de bir kalbî şahadet var.

00:37:04

Müşahede kelimesi de bu şahadet tanıklık içerisinde yani müşahede ehli sufiler diyoruz ya.

00:37:10

İşte o şahadet de hakkın alemdeki tüm tecelliyatını müşahede edenler anlamında.

00:37:17

Şehitliği, şühedayı bu kapsam içerisine de dahil ederek düşünmek gerekiyor.

00:37:23

Dolayısıyla kendi nimet verilenler bu şekilde ifade ediliyor.

00:37:29

Dolayısıyla insanın kendi yolunu şey yapması, tayin etmesi ancak bu kesimlerin yani peygamberlerin ortaya koyduğu yolda yol ancak sıratı tanımlıyor, kişinin sıratını tanımlıyor.

00:37:52

Sıratallezîne en amteâleyhim.

00:37:55

Hangi yolda yürüyeceksin, hangi yolu belirleyeceksin veya hangi yolda hidayet talebinde bulunacaksın?

00:38:03

Peygamberlerin yolu, yolunu talebinde bulunacaksın.

00:38:23

Burada Ankarevi Hazretleri şöyle bir şey diyor, hakikat şudur ki ayetin tefsiri sadedinde, Sıratallezîne en amteâleyhim ayet-i kerimesindeki nimetlerden kasıt özel nimetlerdir, en'âm-ı hâs, özel nimetlerdir.

00:38:48

Bir de en'âm-ı âm yani bütün nimetler, yani küffara da, fâsıklara da nimetler veriliyor, yani maddi şeyler değil mi, veriliyor.

00:39:02

Fakat bu nimetler onların fıskı fucurlarını artırıyor veya küfürlerini artırıyor.

00:39:10

Onun için hadis-i şerifte Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam şöyle buyuruyorlar, Dünyanın bir sinek kanadı kadar değeri olsaydı, Allah kafire bir yudum su bile içirmezdi buyuruyor Efendimiz.

00:39:28

Dolayısıyla akıllı ve dindar kimse, Ankarevi diyor ki, kafir ve fâsığın nimetini asla gıpta etmemelidir.

00:39:37

Nitekim Efendimiz buyurur ki, bir nimetten dolayı fıskı fucur içindeki kimseye gıpta etmeyesin.

00:39:45

Zira ölümden sonra onun ne ile karşılaşacağını bilmiyorsun.

00:39:50

Allah katında onun için ölümsüz bir katil vardır, işte o katil cehennemdir.

00:39:58

Dolayısıyla asla. ..

00:40:00

Nasıl nimet burada, enâm-ı hâs dediğimiz şey, yani daha değerli olan şey, vel âhiret-u hayrun ve ebgâ, yani ahiret, sizin için dünya hayatından, değer bakımından hem daha hayırlıdır, hem de daha kalıcıdır.

00:40:18

Fânî olan şey, geçici olan şey, bu anlamda değeri az olandır. Sonra olan ve baki olan şey ise değeri daha fazladır. Dolayısıyla değeri düşük olandan, değeri yüksek olana rağbet etmek gerekiyor.

00:40:40

Dolayısıyla umumi olan nimetleri ahiret hayatında saadeti elde etmek için eğer bir vesile ittihaz ediliyorsa, o zaman bu umumi olan bütün nimetler, vesile olmaları hasebiyle kişiyi ahirete, cennete, hakka, hakikate ulaştırması hasebiyle değerlidir.

00:41:09

Dolayısıyla özel nimetler ile kastedilen şey burada, kendilerine nimet verilenler, işte ahiret saadetini temin edecek nimetleri, kendilerine bu türden bir nimet verilenler.

00:41:27

Bu tür nimetler Hazreti Allah'ın seçkin kullarına tahsis edilmiştir. Yani havastan olan kullarına, evliyasına tahsis edilmiştir. Bununla birlikte ayetten anlaşıldığı üzere Allah-u Teala'nın nimet vermesi kulların hepsini kapsar.

00:41:45

Nitekim ellezine ifadesi genele işaret eder. En amte de mutlak nimeti ifade eder. Öte yandan bu nimet iki açıdan sınırlandırılmıştır. Birincisi surenin başlangıcındaki hidayet talebi, ihtina ifadesi. İkincisi ise surenin sonundaki gayril mağdubi, aleyhim velad da'li.

00:42:07

Yani nimet verilenlerin yolu, kimle sınırlandırılmış? Kendilerine gazap edilen ve dalalete uğramışların dışındaki nimet verilenlerin yolu. Yoksa gazaba uğramış olanlar, dalalette olanlara da nimet verildi.

00:42:26

Burada bir sınırlandırma söz konusu oluyor. Dolayısıyla kendilerine nimet verilen kimselerden kasıt, evliyallah hazaratıdır dedik, havastır dedik, seçkin kullardır, fenafillah ve bekabillah mertebesine ulaşan velayet ehli ve inayet ashabı kimselerdir.

00:42:47

Hak Teala bunları kendi varlıklarının kaydından alıp kendisiyle var kılmıştır. Böylelikle bu kimselerin yolundan tuzaklar ve engeller tamamıyla kalkmıştır. Cenab-ı Hak bunların himmet doğanlarını ve azimet kanatlı ruhlarını mekir ve istidraç baskısından halas edip sevinç ve ferahlığa ulaştırmıştır.

00:43:10

Bu kimseler ayet-i kerimesinin manasına mazar olmuşlardır.

00:43:17

Ve dahi yaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler yazılmış olanlar işte onlar cehennemden uzak tutulanlardır ayet-i kerimesi uyarınca, Allah-u Teala'dan iyilikler bulup cezadan ve cehennem azabından kurtulmuşlardır.

00:43:33

Cehennemden öyle uzak olmuşlardır ki onun sesini dahi işitmemektedirler. Onlar aşıkların ta kendileridir. Daima Hak Teala'nın müşahidesiyle zevklenirler. Anneler evlatlarını zarardan nasıl korursa Hak Teala da onları öylece korumaktadır. Onlar masumlardır. Daima hakkın inayeti üzere haz alırlar.

00:43:56

Nitekim şehzadi de şu beytiyle bu aşıklar topluluğuna şöyle işaret etmiş. Çocuk gibi ateşten haberdar olmaz. Şefkatli bir anne gibi koru onu. Vecd içinde boğulmuş olanlar gece gündüz hakkın koruma gözündedirler.

00:44:15

Allah'ım bizleri küçük çocuklar misali muhafaza eyle. Bizleri göz açıp kapayıncaya hatta daha az bir süre kadar nefsimizle baş başa bırakma. Ey muin, ey inayet sahibi, ey nasir, ey nusret sahibi sen her şeye kadirsin. Her şeye kudretin yeter, icabette bulunmaya layıksın. Amin.

00:44:45

El Fatiha.

0:00 -0:00